18 Haziran 2017 Pazar

Bir kitapçı buluşması



Piccadilly caddesindeki Hatchards Londra’nın en eski kitapçılarından. “Since 1797” yazıyor kapısında. Her katı başka güzellikte. Bulamayacağınız kitap yok hissi veriyor. Belki de yoktur. Örneğin dördüncü katının arka bölümü dört duvar dolusu “Bahçecilik” kitaplarıyla dolu. Varın gerisini siz düşünün. Sabah saat dokuzda açılıyor. Açılış saatinden biraz önce gidiyorum. Ama yeterince erkenci değilim, benden önce gelen biri var. 70 yaşının üstünde bir kadın. Belki de 80 vardır. Bastonuna yaslanmış bekliyor. Mesafeli bir tebessümle selamlıyoruz birbirimizi. Kısa bekleme süresince vitrindeki yeni çıkmış kitaplara bakıyoruz. Kapının açılmasıyla önce o, sonra ben giriyoruz içeri. Elimde alacaklarımın listesi var ama İngiliz kadının hangi kitabı alacağını daha çok merak ediyorum o anda. Rahatsız etmemeye özen göstererek takip ediyorum. Giriş katının arka bölümüne gidiyor. Orta tezgâhtan Hanif Kureishi’nin “The Nothing” kitabını alıyor eline. Kenardaki tahta sıralardan birine oturuyor. Cildin kırılmamasına, sayfaların kırışmamasına özen göstererek okumaya başlıyor. Her iyi kitap okuru gibi, bir başkasının okuma ritüelini izlemekten kendimi alamıyorum. Ama kitapçıda sadece ikimiz varız o anda, çevresinde dolanırsam rahatsız olacağını biliyorum. Uzaklaşıyorum. Listelediğim kitapları alıyorum, katlar arasında dolaşıyorum, yeni keşifler yapıyorum. Ama kadının zarif imgesi gitmiyor gözümün önünden. Yaklaşık bir saat sonra giriş katına indiğimde, kadını bıraktığım yerde buluyorum. Başka bir kitap var elinde, adını göremiyorum. Belli ki her kitabı almadan önce, karar verecek kadar okumak istiyor. Oturduğu sıraya yasladığı bastonunun yıpranmış sapına bakıyorum. Ödememi yapıp sokağa çıktığımda, dünyanın neresinde olursa olsun okurların birbirini anladığı düşüncesi var zihnimde. Belki biraz romantik, ama olsun. Kapısı sokağa açılan bir kitapçıdan, okurluk yolculuğu yıllara yayılmış bir kadının görüntüsünden sonra olur o kadar romantizm.


2 yorum:

Harun Aktaş dedi ki...

Kitapçı dediniz de usuma geldi. bir gün murathan mungan, bir kitapçıya gidiyor- yazarlar da okur-. birkaç kitap alıyor ve kasaya doğru yöneliyor. kasada bir delikanlı. kredi kartını uzatıyor mungan. kartın üstündeki isme çarpıyor gözleri ve zebra görmüş bir timsah gibi atılır: aa aynı isimle bir yazar var biliyor musunuz?

ne kitapsız ne kedisiz. öyle bir şey işte.

Web Kenti dedi ki...

güzel