23 Nisan 2017 Pazar

Durumumuz malum!

Dün Turhan Günay'ın doğum günüydü. Turhan Abi, 72 yaşına özgürlüğünden mahrum girdi. Çünkü, bugün itibariyle, 169 gündür tutuklu. Doğum gününü Cumhuriyet'in 22 Nisan 2017 tarihli nüshasında yayınlanan bir yazıyla kutladım. Yazıda bahsi geçen "Ercan'ların evindeki sofra" fotoğrafıyla birlikte paylaşıyorum  Nice yıllara Turhan Abi...

Turhan Abi,

Ahmet’i gördüm geçenlerde. “Sarılmak istiyorum ama arada cam var,” dedi. İçimden bir şeyler koptu gitti. Elif “Babamı ilk kez sakallı gördüm,” dediğinde de aynı duygu kaplamıştı ruhumu. Öfke değil, daha yakıcı bir duygu bu. Zaten öfkeli insanları sevmezsin, bilirim. Bir de annemi kaybettiğimde mesaj göndermişsin Elif’le. “Durumum malum, ne olur kusura bakmasın,” demişsin. O sözün duyduğumda, boğazıma bir yumru oturdu. O yumrunun adını sen koy. Durumumuz malum.

Aslında sadece iki çocuğundan, Ahmet ile Elif’ten almıyorum haberlerini. Senin haksız yere içeride olmana dertlenen bütün çocukların konuşuyor. Öyle ya, çok çocuğun var senin. Binlerce Ahmet, binlerce Elif, binlerce Ali İsmail, binlerce Dilek. Yıllardır bir kitap fazla okutmak, bir satır fazla sevdirmek için emek verdiğin, senin tuttuğun ışığa bakarak büyümüş binlerce çocuk. Benim gibi.

İlk kitabımın çıktığı günlerde tanışmıştık seninle. Tepebaşı’ndaki eski kitap fuarında. O iri elini daracık omzuma koyup “Asıl bundan sonrası önemli, hemen yeni kitabını yazmalı, kalıcı ve sürekli olmak arzunu göstermelisin,” demiştin. O anda genişlemişti omzum. Kendimi güvende hissetmiştim. Bir yola çıkıldığında ürkmemek, korkmamak, geri adım atmamak, kararlı olmak, sabretmek ve sürekli çalışmak gerektiğini, bir cümleye sığdırıp anlatmıştın bana. Sözlük tanımlarını, sözcüklerin kökenini araştırmayı seversin. Sabır için, öfke doğuracak bir şey karşısında bile öfkelenmeme durumu” diyor sözlük. Binlerce çocuğun, telâşa kapılmadan bekliyoruz, adaletin yerini bulacağı günü. Sadece Ahmet ile Elif değil, bizler de sana arada cam olmadan sarılmak istiyoruz.



İzmir’de bir gece, Ercan’ların evindeki o unutulmaz sofrada görmüştüm ilk kez saz çalıp türkü söylemeni. Türkülerden anladığını sanan biri olarak, engin folklor bilgin karşısında utanmıştım cehaletimden. Bağlama Semih Poroy’un kucağına geçtiğinde de, eline büyük bir sini alıp ritim tutuyordun. Sonrasındaki yıllar boyunca, seninle birlikte oturduğumuz her sofrada tekrar etti bu görüntü. Elinde sini, türkülerin usulüne uygun söylenmesi, ritmin kaçmaması için yol veriyordun masadakilere. Zamanla anladım ki, yayıncılığında yaptığın da buydu Turhan Abi. Ustasından çırağına, yaşlısından gencine, romancısından öykücüsüne, şairinden düşünürüne, edebiyat masasında şarkı söylemeye çalışan herkese, elindeki koca sininin sırtına vura vura ritim tuttun, yol gösterdin sen. Binlerce çocuğun, sana bakarak hayatın ritmini tutmayı, söylenecek sözleri usûlünce söylemeyi öğrendik. Merak etme, usûlümüz sağlam hâlâ.

Oradaki tüm dostlara selam söyle lütfen. Murat’a bir çay borcum vardı, unutmadım. Aman diyeyim koğuş arkadaşın Kadri Gürsel, türkülerinden bunalmasın. Bilsin ki, bizler o türküler sayesinde öğrendik zulme direnmeyi. Kitap fuarları sensiz geçiyor ama bil ki, o sini elden ele geziyor. Senden öğrendiğimiz kadarıyla hayatın ritmini kaçırmamaya çalışıyoruz.

Aramızda camlar olmadan sarılma günü yakındır.

Sevgilerimle...

Hiç yorum yok: