20 Nisan 2017 Perşembe

Bu kitabı okumamış biriyle yapacağım müzik sohbetinin bir bacağı kısa kalacaktır

Büyük sözleri sevmem.

Ama arada bir köşeye büyükçe bir söz koymak gerekiyor. Philip Glass biyografisi Müziksiz Sözler'i okurken öyle bir söz geçti aklımdan. Şöyle düşündüm: "Bu kitabı okumamış biriyle yapacağım müzik sohbetinin bir bacağı kısa kalacaktır."



Abartısını bir kenara koyacak olursak yerinde bir söz bence. Ama eksik.

Eksiklik nedeni kitabın katkısını müzikle sınırlı tutmam. Oysa kitap, özellikle yirminci yüzyılın ikinci yarısındaki bütün sanat hareketlerine, siyasi gelişmelere ve edebiyata kapısını açıyor.

Bilenler bilir, Raymond Carver'ın bende özel bir yeri vardır. Çağdaş Amerikan Edebiyatı sınıfından kafamı içer uzattığımda ilk gördüğüm isimdir Carver. Sınıfta başka kimler var derseniz, kadro kalabalık. Cheever'dan Salinger'a, Updike'dan Below'a, Steinbeck'ten Hemingway'e, Dos Passos'tan Vonnegut'a uzanan bir liste. Gerisini siz sayın artık.


İşte Carver başta olmak üzere, bu listenin çeşitli yönleriyle ele aldığı Amerikan rüyası, yaşamı ve özeleştirisi, Glass biyografisinin merkezinde duruyor. Özellikle çocukluk ve gençlik yıllarını anlattığı ilk 150 sayfalık bölümde adını andığım yazarların kurmaca dünyasının izlerini bulmak mümkün. Müzikle hiç ilgisi olmayan bir edebiyat okurunun da, bitimsiz bir edebiyat zevki alacağı bölüm, bizi Glass gibi yaratıcı bir zihnin her köşesinde gezdirmeyi başarıyor.

Aman yanlış anlaşılması, kitabın kalan bölümünde (toplamda 500 sayfalık, oylumlu bir biyografi bu) sadece müzik yaşamının içinde sınırlı kalmıyor okur. Öyle anılar, sanatı ve kişiliği üzerine öyle içten cümleler (hatta itiraflar) var ki, "kahramanın yolculuğu"ndan bir an bile kopmadan okuyorsunuz. Glass, yazarken çok minimal değil. Müziğini kendi tanımlayış şekliyle "tekrara dayalı" da değil. Sahne kurmayı, diyalog kullanmayı, karakter çözümlemeyi, heyecan yaratmayı iyi biliyor. Biyografi türünün de edebi bir tür olduğunu hatırlatarak "sayfa çevirtiyor".

Kitabın orijinali 2015 yılında yayımlanmış. Alfa Yayınları, Türkçe baskısını yapmakta hiç gecikmemiş ve 2016 Mart'ında raflara çıkarmış. Yaklaşık bir yıl gecikmeyle okudum yani. Bu gecikme için hayıflanmadım dersem yalan olur. Ne diyeyim, zamanı şimdiymiş.

Müzik sohbetlerini severim. Hele bir de karşımdaki kişi, beni yeni yollara savuruyor, bilmediğim konularda hizaya çekiyorsa. Bu kitabı okuma sürecimi bir müzik sohbeti olarak düşünürsek, birçok konuda aydınlanma yaşadığımı söyleyebilirim.

Ben yine de iddialı cümleler kurmayayım. "Bu kitabı okumamış biriyle yapacağım müzik sohbetinin bir bacağı kısa kalacaktır," demem kimilerine abartılı gelebilir. Hatta ukalaca. O yüzden hemen yutuyorum bu sözümü.

Ama bilen bilsin, içinizden biriyle müzik sohbeti yapıyorsam, zihnimin bir kenarında bu kitabın anlattıkları olacak.

Not: Tanışma hikayemi okumak isteyenleri "Philip Glass ile bir öğleden sonra" başlıklı yazıma davet ediyorum..


1 yorum:

ekez dedi ki...

Okunacak bir dünya kitabım beni bekliyorken, bu tanıtım olmadı. :)