27 Mart 2017 Pazartesi

Zeki Müren, Arkadaş Özger'i okudu mu?

Arkadaş Z. Özger, kısa ömrünün az sayıda verimiyle çok kişiyi etkilemiş bir şair. Beni de. Onu ilk okuduğum 1983 yılından bu yana.

Daha önce Fil Uçuşu'nda "Arkadaş: Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası" başlıklı yazıyla anmıştım onu.

Artful Living'de yayımlanan "Zeki Müren'i Seviniz" başlıklı yazımda da, Arkadaş-Zeki Müren-Pasolini arasında bir hat çizip, bir düşünce yolculuğuna çıkmıştım.

Şöyle bitiyordu o yazı: "Zeki Müren, hiç Arkadaş Z. Özger şiiri okumuş mudur diye düşünüyor insan? Ya da Arkadaş, hiç Pasolini filmi izlemiş midir? Pasolini, bir Zeki Müren şarkısı dinlese ne düşünürdü?"


Aslında varsayım sorularını sevmem. Ama yukarıdaki paragrafın, yazının bağlamında bir yeri var. Bu soruların, okurun zihnini de kurcaladığını yeni öğrendim.

Hem de harika bir hikayeyle...

Hikayeye geçmeden Arkadaş Z. Özger'in "Merhaba Canım" şiirini okumanızı öneririm. Hani şu dizelerle biten şiir...

ve bir gün anlamıyacaksınız
güneşe ve erkekliğe büyüyen vücudum
düşüvericek ellerinizden ellerinizden ve
bir gün elbette
zeki müren'i seviceksiniz
(zeki müren'i seviniz)

O yazıda Zeki Müren'in bu şiiri okuyup okumadığını soruyordum ya...

İşte bu sorunun peşine düşen ve şu anda Utrecht'te ekonomi okuyan Özgür Önal'dan harika bir hikaye geldi.

Olay, Özgür Önal'ın babası Raşit Önal'ın başından geçiyor.

Yıl, 1987. Taksim'de bir bar. Raşit Bey, barda Zeki Müren'i görüyor. Şiirsever biri olarak onun da aklında aynı soru var demek ki. "Acaba Zeki Müren, Arkadaş'tan haberdar mı?" Bu merakla, bir cesaret, Zeki Müren'in yanına gidiyor ve şiiri okuyor. Müren, şiiri sonuna kadar dinliyor. Sonra da Raşit Bey'den kibarca şiiri bir kağıda yazmasını rica ediyor. Kağıdı alıyor, cebine koyuyor. Hepsi bu.

Yani Zeki Müren'in, Arkadaş Z. Özger'den ve "Merhaba Canım" şiirinden haberi var. Hatta belki tekrar okuyor şiiri. Tekrar ve tekrar...

Kimileri bu yol kesişmesini değerli ve önemli bulmayabilir. Kimileri de, bu hikayenin değerli olması için, Zeki Müren'in Arkadaş hakkında birkaç söz söylemesi gerektiğini düşünebilir. Herkes kendince haklı...

Bana gelince...

1973'te ölen/öldürülen Arkadaş'ın dizelerinin Zeki Müren'in cebine girmesi, bir başkaldırı çemberinin tamamlanması açısından değerli. Hüzünlü ve güzel.

Bu hikayeyi aktarmanın bir başka güzelliği de, Özgür Önal'ın ilgisi ve Raşit Önal'ın hikayeyi aktarışı. Her ikisine de teşekkür ediyorum.

Yola koyulmak, buna cesaret etmek yetiyor bazen.
O yol, kesişeceği yolu, yıllar sonra bile olsa buluyor.


4 yorum:

Adsız dedi ki...

Kalbim kütledi. Zamandan mekandan azade bir yerde elbet buluşmuşlardır bile ♥

Seda dedi ki...

Büyük bir Zeki Müren hayranı olarak yazı beni çok heyecanlandırdı. Arkadaş'tan ve şiirinden haberim yoktu. Üç sanatçı arasında kurulan bağ ve bu bağa eklenen anı çok etkileyici. Bu naif, güzel dizeler ne düşündürdü acaba Zeki Müren'e?

Dilek dedi ki...

Hikayeyi aktardığınız için ben de size teşekkür ediyorum; Arkadaş'ı çok seviyorum ve bu soru benim de aklımdan geçmişti.

Emre Küçükoğlu dedi ki...

2009 yılında Dicle isimli bir şiir yazdım. Kar Kültür Sanat Edebiyat dergisinde yayımlandı.

Şiir, Sabancı Üniversite'sinde öğretim üyesi iken 37 yaşında Boğaziçi Köprüsünden atlayarak intihar eden Yrd. Doç. Dr Dicle Koğacıoğlu'na ithaf'tı. Dicle Öğretmen kadın hakları, feminizm, düşünce özgürlüğü, 12 Eylül Hukuk sosyolojisi, işçi ölümleri konularında ulusal ve uluslararası projelerde yer alıyordu.

Geride bıraktığı mektupta "çok acı var" demişti. Şiir yayımlandıktan 5 yıl sonra Facebookta rastgele şiirsever ortak özelliği ile arkadaş olduğum bir hanımefendi Dicle şiirimi gördüğünü ve Dicle'nin ailesini tanıdığını yazdı. Şiiri, ailesine iletmek için iznimi istedi.

Yıllar geçer sanat kalır... Elbet ihtiyacı olanın kalbinde yerini bulur.