21 Ocak 2017 Cumartesi

Élodie Durand’dan Parantez: Hafızamız olmadan bir hiçiz

Bir süredir başım ağrıyor. Şehir yaşamının, ülke stresinin, bitmeyen tedirginliğin kıskacındaki çoğu kişi gibi, benim de başıma ağrı girdiği olur. Ara sıra. Bu kez süre biraz uzadı. Yirmi gündür kafamın iki yanından bastıran mengeneyle birlikte yaşıyorum. Durumu öğrenen bir arkadaşım “Hemen doktora gitmelisin,” dedi. “Çok iş var elimde, şunları bitireyim giderim,” diye geçiştirdim. Zaten doktora gitmek konusunda ağırdan alan biriyim. Ama bu kez “kaçışımın” başka bir nedeni daha vardı. Baş ağrılarımın izin verdiği anlarda okuduğum bir grafik-romanın yarattığı korku, kaya gibi oturmuştu yüreğime. Korkumun kaynağında ne olduğunu biliyordum: Hafızamı kaybetmek.

Son yıllarda en çok konuştuğumuz konulardan biri; hafıza. Dünyanın giderek daha “yaşanmaz” bir hal almasının karşısında, mucizevi bir ilaçtan medet umar gibi sarılıyoruz hafızamıza. Doğru. Çünkü Luis Buñuel’in dediği gibi “Hafızamız bütünlüğümüz, mantığımız, duygularımız ve hatta eylemimizdir, onsuz bir hiçiz...” Dünyanın giderek karanlığa gömüldüğü bir çağda, iyice “hiçleşmemek” için bireysel ve toplumsal hafızaya sahip çıkmaktan başka şansımız yok.


İşte tam da bu korkularla ve hafıza meselesiyle didiştiğim bir dönemde okudum Élodie Durand’ın Parantez isimli grafik-romanını. Kitabın arka kapak yazısından “gerçek” bir hikaye olduğunu öğrenerek başladım sayfaları çevirmeye. Anlatıcı karakter Judith’in –ki Élodie Durand’ın ta kendisi- annesine yazdığı bir mektuptan oluşan anlatı, daha ilk sayfalarında “hatırlamak, unutmak, kendine yabancılaşmak, yalnızlaşmak, ölüm ve yaşam” konularını, bir kum torbası gibi yumruklayacağını hissettiriyor. Judith/ Élodie’nin 22 yaşında geçirdiği epilepsi krizleri, ardından beyninde tespit dilen tümör ve tedavi sürecinin tümünü “içerden” anlatan metin, aslında yazar/çizerin kendi hafıza kaydını tutuşunun da hikayesi. Çünkü kızlarının yaşadıklarını anlayabilmek için ondan bu hikayeyi yazmasını ailesi istiyor. Élodie de hastalık süresince yaptığı çizimlerle yaşadıklarını kayıt altına alıyor. Kitap, bu özelliğiyle hem nörologlar hem de psikologlar için “özel bir kayıt”.

Beynindeki tümör Judith’in sıradan yaşamında büyük bir tedavi süreci parantezi açıyor. Üstelik doktorları, ailesi ve kendisi de bu parantezin ne zaman-nasıl kapanacağını bilmiyor. Hastaneler, tahliller, tetkikler, ilaçlar, kontroller ve bütün bunlarla başa çıkmaya çalışan genç bir kadın. Élodie Durand, kitap boyunca fiziksel olarak yaşadıklarına da değinmekle birlikte, hafızasını kaybetme ve yeniden kazanma sürecindeki mücadeleye ortak ediyor biz okurları.

Açıkçası kitabın ortalarına geldiğimde, Judith’in geçmiş yaşamı hakkında az bilgi verilmesi ve “mücadele süreci”nin dışına çıkmadan, neredeyse tek bir hat üstünde ilerlenmesinden rahatsız olmuştum. Ama bir yandan da “Anılarımı kabullenmem, anlamam ve yeniden keşfetmem yıllarımı aldı” cümlesinin, hikayenin kurulmasında kilit noktalardan biri olduğunu görebiliyordum. Hastalığın “ölümcül” yönünden çok “hafızasız bırakan” yönüne odaklanan bir kitapta, tek hatta ilerlemekten başka seçenek kalmıyor.


Parantez’in kolay bir kitap olduğunu söyleyemem. Ama çekiciliği ve kalıcılığı da, zor bir konuyu deşmedeki kararlılığında zaten. Élodie Durand, grafik-romanı kurgularken, hem klasik karelemeden yararlanmış hem de farklı paneller oluşturmuş. Çizimlerin içinde en çarpıcı olanlar 1995-1998 yılları arasında epilepsi krizleri, ilaç tedavileri ve hafıza yiyici canavar hastalıkla uğraştığı zamanlarda yaptığı desenler. Bir tümörün kemirdiği beynin, dışavurumunu takip etmek gerçekten sarsıcı bir deneyim.

Desen Yayınları, karakalemi iyi taşıyan, ince çizimleri kayıpsız aktaran güzel bir baskıyla raflara taşımış kitabı. Damla Kellecioğlu’nun çevirisinin katkısı da büyük.  Kitabın hem içseslerine hem de uzmanlık gerektiren alanlarına hakim bir çeviriyle dilimize kazandırılması önemli. Tebrik ederim. Dünyaca ünlü Angoulême Uluslararası Çizgi Roman Festivali'nden ödülle dönmüş olan Parantez, Élodie Durand’ın ilk yetişkin kitabı. Hafızasıyla yüzleşmekten korkmayanların kaçırmaması gerekiyor.

Bir süredir başım ağrıyor. Aslında sorun sadece benim yaşadığım bir sorun değil. Bir bütün toplum, hafızamızı kaybetmek üzereyiz. Kendimizle yüzleşeceğimiz bir kitap, hatırlamak konusunda ısrarcı olmak ve bir bardak demli çay hepimize iyi gelecek...


Hiç yorum yok: