21 Ağustos 2016 Pazar

Merak ettiğim filmler

Önümüzdeki altı ay içinde izlemek istediğim filmleri not edeyim dedim. Aslında, bu aralar yıllar önce izlediğim filmleri bir kez daha izlemek istiyorum. Ama bir yandan da yeni gelecek filmleri merak ediyor insan. Not almakta her zaman fayda vardır.


Julieta / Pedro Almodovar
Bu film için beni heyecanlandıran Almodovar ismi değil, yönetmenin bu filmin Alice Munro'ya dayanan bir hikayesinin olduğunu açıklaması.



The Commune / Thomas Vinterberg
Epeydir merak ettiğim bir film. Vinterberg'in en kişisel hikayesi olduğunu okudum.


Wiener-Dog / Todd Solondz
Yazan ve yöneten Todd Solondz, başrolde Greta Gerwig. Bir de Danny DeVito var. Daha ne isterim?


Born to be Blue / Robert Budreau
Seyreden çoktan seyretti. Benim gibi iflah olmaz bir Chet Baker hayranına da beklemek düştü. Bakalım Ethan Hawke, nasıl bir Baker portresi çizmiş?


Miss Peregrine's Home for Peculiar Children / Tim Burton
Tim Burton ne yapsa bir bakacağız elbette...


The Founder / John Lee Hancock
McDonald's hayatımıza nasıl hakim olmuş, görelim bakalım. Michael Keaton'ı izlemeyi severim ayrıca.


La La Land / Damien Chazelle
Whiplash'in yönetmeni, Ryan Gosling ve Emma Stone'u buluşturmuş. İzlenir.


19 Ağustos 2016 Cuma

Yakında. Çok yakında.

Dünyanın midesi bulanıyor.

Sonunda hepimizi kusacak.

Hepimizi.

Ayrım yapmadan. İnsan eli değen her yere bulaşmış kötülüğü temizlemekle uğraşmadan. Buna tahammülü yok artık. Bunca öfkeyi, bunca nefreti, bunca vahşeti taşıyacak hali kalmadı. Ağzından köpükler saçan insanlığı, o salyalarda boğacak. Öylesine yorduk ki dünyayı...

Umut var mı?

İsteyen "sevgi kelebeği" desin, isteyen salak... Bence her zaman umut var. Yaşamak hala ve her şeye rağmen güzel. Dünyanın yorgunluğunu alıp, onunla yeniden mutluluk sofrasına oturmak mümkün.

Bu umutla oturuyorum her gün defterin başına. Yeniden. Kimi zaman nefes alacak gücü bile bulamıyorum açıkçası. Ama yine de sarılıyorum kaleme. Yeniden.

Ağustos böyle bir ay oldu benim için. Bir indim bir kalktım yazının tahterevallisinde. Yeni öykülerle umut yeşertmeye çalıştım. Defterlerden taştı yıllardır birikenler. Yazdım, yazdım, yazdım...

Sonuç?

Yakında. Çok yakında.

8 Ağustos 2016 Pazartesi

İçinden yağmur geçen şarkılar

Yağmuru merkezine alan şarkıları düşündüm.

Yeni Türkü'den Şebnem Ferah'a, Anima'dan Hüsnü Arkan'a, Teoman'dan Mazhar-Fuat-Özkan'a uzanan bir liste oluştu zihnimde. Birbirleriyle yarıştıramadım şarkıları...

Ama birini öne koymam gerekse, hiç düşünmeden Bülent Ortaçgil'in "Yağmur"unu söylerim.

Bir de ricam olacak... İçinden yağmur geçen şarkıları, yorumlar aracılığıyla paylaşır mısınız lütfen?


6 Ağustos 2016 Cumartesi

Gümüşlük'ü severek öldüreceğiz!

Gümüşlük'ü herkes çok seviyor.

Bu köyün en büyük sorunu da bu zaten.

Sevgi, ikiyüzlü ve bencil bir duygu çünkü.

Köylüleri çok seviyor Gümüşlük'ü. Sonradan yerleşenler fena halde hayran. Tatile gelenler ba-yı-lı-yor!

Bu sevgi öldürecek Gümüşlük'ü. 

Yerlisi-köylüsü bir yandan gelişmesini istiyor bu küçük köyün, bir yandan da cebinin derdinde. Hem sahil şeridi bozulmasın istiyor, hem de "sezonluk kazanç" için her tür cinliğe hazır. 

Sonradan yerleşenler günlerini 'ilenmekle' geçiriyor. Tek dert, yeni gelenelere eskiden buranın ne kadar güzel olduğunu anlatmak. İnsanımızın bitmek bilmez "bir zamanlar" takıntısı burada da kendisini gösteriyor. Bugüne ya da geleceğe bakmaktansa, geçmiş zaman kipine sıkışıp kalmak bizi bitirecek.

Tatilciler, "Biz buraya sessizliğine hayran olduğumuz için geldik," diyor ama bir yandan da 'İstanbul usülü' eğlenceden uzak duramıyorlar. "Balıkçılar çok kazık olmuş" dertlenmesi ile balıkçıda çekilmiş günbatımı selfie'sini Instagram'a koymak arasında bir hayat. 

Mekan sahipleri ve özellikle bu yılın 'en derin' konusu olan 'yüksek sesli müzik' ayrı bir konu. Kimsenin iyi bir müziğe, bir başkasının yaşam alanına girmeden sürüp giden gece eğlencesine itirazı yok. Ama kimse bunun nitelikli bir şekilde gerçekleşmesi derdinde değil. İlkokulda yaramaz arkadaşlarını öğretmene şikayet eden "muhbir vatandaş" hemen parmağıyla öbürünü gösteriyor: "N'apiiim, o başlattı." Suçlu hep bir başkası. Oysa ortada suç falan yok. Doğru yönetilmeyen bir süreç var sadece... Yönetilmek mi dedim? Ses paneli, desibel ölçümü gibi konularla çözümün öncüsü olabilecek yerel yönetim nerede mi? Ben bilmiyorum, bilen varsa söylesin.

Bu kadar basit ve çözüm üretilebilecek bir konuda, ayrışmayı başarmış bir halk var burada ey insanlık! Eğlence isteyenlerle, sessizlik isteyenler birbirlerine nefretle bakıyor. Benim gibi hem müziği-eğlenmeyi, hem sessizliği-sükuneti sevenler için hayat zor. Bir kampa ait olmak zorundasın, çözüm üretmeye çalışmak boşuna. Bizim sevgimiz, ayrışmak üzerinedir a dostlar!

(Hemen bir not düşeyim; gürültü konusunda kahve köşelerinde vıdı vıdı eden amcalara döndüm. bu halimi sevmiyorum. Çözüm önerileri de içeren bir yazı yazmak istiyorum. Zamanla o da olur.)

Gümüşlük sevgisinin, ülke sevgisinden farkı yok. Severek öldürmenin eşiğindeyiz.

İkiyüzlüyüz çünkü.

(Not: Bu yazıyı Arriba'da yazıyorum. Mücahit Dinçer yanıma geldi, Gümüşlük hakkında yazdığımı görünce "Kendi çıkarımızdan başka bir şey düşünmüyoruz burada," dedi. "Bir şey çıkarımıza ters düşünce kükremeye başlıyoruz. Günümüzü kurtarabiliyorsak süt dökmüş kedi gibiyiz." Mücahit, bunları da özellikle yazmamı istedi.)

Şimdi, dileyen bu yazıdaki Gümüşlük öznesinin yerine isteyen beldenin adını koyabilir. Belde isimleri değişiyor ama çıkarcı-ikiyüzlü zihniyet değişmiyor.

Belki de beş yıl sonra anlamı olmayacak bir yazı bu. Beş yıl sonraya kalır mı bu küçük köy?


4 Ağustos 2016 Perşembe

Emma Peel: "Amaç"


Karşıdaki Adam: Nereden geliyorsun?
Emma Peel: Uzun süredir amaçsız dolaşıyorum. 
Karşıdaki Adam: Romantik ama anlamsız bir cümle. Kimse, ama kimse amaçsız dolaşamaz. Amaçsız dolaşma kararı bile, zamanla bir amaç haline gelecektir çünkü.
Emma Peel: Bir şeyin kendiliğinden oluşu ile, hesaplanarak-planlanarak oluşu arasındaki farkı görmezden geliyorsun.Gerçekten de, amaçsızca dolaşmaktan başka bir istek yoktu içimde. İstek bile değil belki, bir içgüdü... Buna amaç diyebilir misin?
Karşıdaki Adam:  Benim ne dediğim önemli değil ki. O içgüdünün neye dönüştüğü önemli. Oratada bir amaç olmadığını söyleyemezsin....
Emma Peel: Biraz yalnız kalmaya ihtiyacım vardı. Hepsi bu...
Karşıdaki Adam: ...ve bu ihtiyaç, zamanla bir amaca...
Emma Peel: Yeter! Önümden çekilir misin? Şu anda tek amacım sensiz bir gün geçirmek.