Fotoğrafım
Okuduklarım... Dinlediklerim... İzlediklerim... Aklıma takılanlar...

27 Aralık 2016 Salı

Berfin'in Gözyaşları

Berfin Aksu.

Klasik müzik dünyasının büyük yeteneklerinden biri. Hayran bırakan tekniğiyle alkışlanan bir solist kemancı.

"Hayatımda böyle bir deneyim yaşamadım," diyor. Henüz sekiz yaşındayken orkestra eşliğinde konser vermiş bir solist Berfin. On yıldır sahnelerde; genç yaşına rağmen farklı orkestralar, farklı şeflerle çalışmış durumda. Ama o inanılmaz gece sonrasında, gözleri ağlamaktan kızarmış bir halde tebrikleri kabul ederken "Bu eserin her bir notası yüreğimde titriyor," diyor.

Sözünü ettiği eser Fazıl Say imzalı "Nâzım Oratoryosu".


Nâzım'ın her bir dizesi harflerin buluşmasıyla müzik ve resim sanatını devreye sokar. Onun kalemi, hem bir fırça hem de bir müzik enstrümanıdır. Onun şiirindeki bu kaynakları, benzersiz bir algıyla vücuda getiren Fazıl Say, bu coğrafyanın sedasını dünyayla buluşturan bir eser yaratmıştır "Nâzım Oratoryosu"nda. Halk müziğimizin bütün renkleriyle bütünlemiştir eserini. Piyanosunun her köşesi, senfonik orkestranın zenginlikleri, koronun bütün sesleri, solistlerinin şiiri çoğaltan söyleyişleri ve Genco Erkal'ın dinleyenin zihnini özgürlük coğrafyasına taşıyan anlatımıyla görkemli bir eser yaratmıştır.

İbrahim Yazıcı yönetimindeki orkestra ve koro ile eserin bütün notalarını damarlarında hisseder dinleyenler. Serenad Bağcan ve Güvenç Dağüstün'ün sesinde canlanır dizeler. Her iki solist de, Nâzım'ın dizelerini, kanlı canlı birer insana dönüştürürler şarkılarında. Gencecik bir kemancının, Gökçe Çatakoğlu'nun, bütün saflığıyla seslendirdiği "Hiroşima" ile savaşın yıkımı salona dolar.

Ve Genco Erkal. Nâzım Hikmet'in portresini öyle bir çizer ki, memleketin bütün insan manzaralarına bir anda ortak oluruz. İnsan olmaya dair ne varsa, Genco Erkal'ın sesinde can bulur.

Fazıl Say, bütün bu elementleri buluşturan bir simyacı. Sadece bu memleketin değil, dünyanın kalbine dokunan en güzel eller onun elleri.


"Nâzım Oratoryosu" 25 ve 26 Aralık günlerinde, İstanbul Volkswagen Arena'da üç kere sahnelendi. 5000 kişilik salon, üç kere doldu. 15000 kişi, dakikalar boyu ayakta alkışladı eseri. Finalde şef, solistler, koro ve orkestra ile birlikte 15000 kişi "Yiğidim Aslanım" şarkısını birlikte söyledi.

Nâzım, bizi bir kere daha buluşturdu. Tarihe yazılsın.

Dönelim Berfin Aksu'ya...

Berfin, genel prova ve üç temsil boyunca ağladı. Evet, gencecik bir Türk kadını, klasik müzik sahnesinin dünya yıldızı Berfin Aksu, her notası yüreğinde titreyen eseri çalarken üç gün boyunca ağladı.

Hanımlar, beyler; sahnedeki icracıları ağlatan bir eserden söz ediyoruz burada. Tarihe yazılsın.

"Tutamıyorum kendimi," diyor Berfin, "gözyaşlarım kemanın ahşabına düşmesin diye çabalıyorum, olmuyor. Her bir notada, her bir dizede içimden kocaman bir şeyler kopuyor."

Orkestra arkadaşları da ağlıyor onunla birlikte. Kimi viyolonselinin arkasına saklanıyor, kimi kemanın sapını ısırıyor kendini tutabilmek için. Ama olmuyor. Nâzım'in dizeleri, yürek seli oluyor, boşalıyor.

Onlarla birlikte biz seyirciler de ağlıyoruz. Savaşlara, ölümlere, haksızlıklara, iktidar hırsının yok ettiği canlara, katliamlara, nefret dolu kara yüreklerin baskılarına, birlikte yaşayabileceğimiz dünyayı kaplayan ayrımcılığa, güzel bir yarın umudunun elimizden alınmaya çalışılmasına...

Berfin'in gözyaşları kucağına düşüyor. Bizim yüreğimiz yerlere düşüyor.

Fazıl Say piyanosuyla tarihe not düşüyor.

Genco Erkal sesiyle, bedeniyle tarihe not düşüyor.

Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz, ben yurt
           hainiyim, ben vatan hainiyim.
Vatan çiftliklerinizse,
kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,
vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,
fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,
vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa,
ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,
vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa,
vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,
                            ben vatan hainiyim.
Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla :
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ. 


Memleketi bu kadar sevmek vatan hainliğiyse, her birimiz vatan hainiyiz.

Bilinsin ki hanımlar beyler; gözyaşlarımız vatan hainliğine devam ediyor.

Hâlâ.




2 yorum:

Momentos dedi ki...

Tek yapabildiğim alkışlamak bir rüzgar seli gibi...<3

Doğum Günü Pastası dedi ki...

Çok güzel ve ayrıntılı bir yazı olmuş. çok istifade ettim, sağolun.