21 Ocak 2016 Perşembe

Yirmi beş yaş

Yirmi beşinci yaşıma asker ocağında girdim. Gece iki-dört cephanelik nöbeti yazılmasını sevdiğim günler.  O saatlerin sessizliğinde iki saat kesintisiz kitap okumak iyi geliyordu. Kitap okumak yasaktı. Nöbette okumak zaten yasak. Neyse ki, bu yasağı deldiğimi cephaneliğin kapısını delmekle meşgul olan fındık faresinden başka bilen yoktu. Sabah kahvaltısında tepsiyle dağıtılan fındıkları ceplerime doldurur, gece nöbetinde suç ortağımı beslerdim. O fındıkların Çernobil yılı mahsulü olduğunu çok geç öğrendim. Suç ortağım farenin ölümünü hızlandırdım mı bilmiyorum. Benimkinin hızlanıp hızlanmadığını da zaman gösterecek.

Çok kitap okudum askerde. Nöbete giderken ince kitaplar alırdım yanıma. Asker kıyafetinin cebinde belli olmayacak kitaplar. Ranzaya çekilip, battaniyenin altına saklandığımda istediğim kalınlıkta kitaplara gömülebiliyordum. Lastikle şapkama tutturduğum bir el fenerini okuma lambası yapmıştım kendime. Havasız kaldıkça ışığı kapatıp battaniyeyi açar, koğuşun küflü kokusunu temiz hava niyetine içime çekip tekrar girerdim mağarama.  Uykusuzluk belki de o günlerden hediyedir bu bedene.

Kitap okuma zevkimi paylaşabildiğim arkadaşlar da buldum. Hatta kimileriyle değiş tokuş bile yaptık. Arada kaybolan kitabım da oldu. Dert etmedim.

“Sivilde de böyle çok mu okurdun sen,” diyenlere gülümserdim. Bir tartışmanın tarafı olduğumda “Hayat senin o okuduğun kitaplara benzemez oğlum,” diyenlere de gülümserdim. Ne de olsa, askerliğin sert dünyasında kitap okumak, manasız bir hafiflikti.

Bölüğün kütüphanesini de merak ettim. Tozlu bir kütüphane rafında on kadar kitap. “Buna da şükür,” dedim, o kitapların tozunu aldım. Komutanlara yeni ve bol kitaplı bir kütüphane kurmayı teklif edecek kadar cesur olamadım. Ama şimdi bu düşündüğüm şeye gülecek kadar cesurum.

İyi bir asker olabildiğimi sanmıyorum. Ama yazışmalarda ve teksir makinesi tamirinde fena değildim doğrusu. Görevimi yerine getirdim anlayacağınız. Bu durumda, yasak olmasına karşın, askerliğim boyunca çok kitap okumuş olmamı komutanlarım ve vatan affeder dilerim.

Yirmi beş önemli bir yaştır.

Ben o yaşımda askerdeydim ve gece iki-dört nöbetinde suç işliyordum. Tek şahidim bir fındık faresiydi.

6 yorum:

Cumali Fırat dedi ki...

Okuduğum veya dinlediğim en naif askerlik anısı. İmrenmedim değil hani :)

Füsun T. dedi ki...

Korktum şimdi, o günlere dair bir ceza falan almayın inşallah. O fındık faresi çernobilli fındıkların yanında sizin gibi bir dost edinmiş, uzun yaşar. Dostluklar önemlidir. Beslemek yerine kovalasaydınız kederinden ölürdü, jet hızıyla. Sabah okuması olarak süper bir yazıydı benim için. Elinize sağlık, sevgiler.

Mustafa Kelleci dedi ki...

Kardeşim INŞALLAH ülkemizde ki herkes okumanın anlam ve önemini bu yazıdan kendine ders olarak çıkarabilir. Paylaşım için TEŞEKKÜRLER Emeğinize sağlık.

Sezer dedi ki...

Benim okuduğum okulda da mizah dergisi okumak yasaktı. Yasak olduğundan mıdır bilmem, aldığım gün hemen bitirirdim dergiyi, aynı şekilde, ranzamda. Şimdi her şey serbest. Ama o günkü kadar cezbetmiyor beni.

onur arslan dedi ki...

askerde bir çok kitap ve üç cilt uykusuz dergi okudum biz çok şanslıymışız.

avarebalon.com dedi ki...

Dinlediğim en güzel askerlik öyküsü!
Konusu kitaplar ve okumak olduğu için mi, anlatıcısını tanıdığım için mi bilmiyorum. Okurken, ilerde Emre'nin de böyle askerlik anısı olmasını dilediğim ise yadsınamaz bir gerçek.
Sevgilerimle.