Fotoğrafım
Okuduklarım... Dinlediklerim... İzlediklerim... Aklıma takılanlar...

29 Ekim 2015 Perşembe

Tiyatromuzun Caniko'su


Dikmen Gürün’ün “Tiyatro Benim Hayatım – Yıldız Kenter’in Hayat Hikayesi” kitabı için söylenecek çok şey var. Ama öncelikle Gürün’ün seçtiği anlatım yöntemini alkışlamak gerekiyor. Biyografik bir metinde, anlatılan kişiyle yazarın arasındaki mesafenin ayarı çok önemli. Gürün bu dengeyi öylesine incelikle kurmuş ki, ‘kuru’ bir hayranlık ya da övgü metni yazmamış, Yıldız Kenter öznesi üstünden bir tarih okuması gerçekleştirmiş.

Cumhuriyet tarihinin bir kadın, bir sanatçı, bir tiyatrocu ve onu çevreleyen dünyayla paralel okumasını yapmak zihin açıcı. Okuduğumuz her sahne, her bilgi, her yorum günümüz sanat-tiyatro dünyasını anlamanın ve yorumlamanın anahtarlarını veriyor.

Dikmen Gürün’ün, Yıldız Kenter’in cümleleriyle kendi yorumları arasında kurduğu anlatım dengesi, ülkenin içinden geçtiği yollara net bir ışık düşürüyor.

Kitaptan Yıldız Kenter’in bir çocukluk anısıyla başlayalım: Annem para kazanmak için İngilizce dersi veriyordu. Yağmur-çamur demez, Cebeci’den Kavaklıdere’ye yürüyerek gider gelirdi. Orada ders verdiği çocuklar zengin çocuklarıydı. Her gittiğinde birimizi yanında götürürdü. Çocukların oyuncaklarıyla oynardık, çikolata, pasta yerdik. Her seferinde geride kalanlar ağlardı ‘ben de gelicem’ diye. Ama annemiz sırayla götürürdü hepimizi. Çocukların giyilmiş̧ elbiselerini de getirirdi bize. Seve seve giyerdik. Bazen düşünürüm; ben hep başkalarının giysileri içinde büyüdüm... Yıllar sonra, bir zamanlar çocuk olan yetişkinlerin söylediği güzel sözler üzerine İngilizce bir kitap geçmişti elime. Bir tanesi “all my clothes had other people in them” diyordu; “bütün giysilerim içinde başka insanlar vardı.” Demek benim gibi çok var başkalarının elbiseleriyle büyüyen insanlar.

Başkalarının elbiseleriyle büyüyen ve profesyonel hayatı boyunca da hep başkalarının elbiselerini giyip başka karakterlerin içine girmiş bir kadın. Çorak bir sanat coğrafyasını önce yeşerten, sonrasında tekrar sararmasını izlemek zorunda kalan ama asla pes etmeyen, geri adım atmayan bir Cumhuriyet dönemi aydını. Mutluluklar mutsuzluklar, inişler çıkışlar, gidenler gelenler, ayrılmalar birleşmeler, kırgınlıklar barışmalar içinde geçen bir hayatta, nasıl dik durulabileceğini gösteren bir kararlılık destanı.
Bu kararlılık destanının, “Tiyatro Benim Hayatım – Yıldız Kenter’in Hayat Hikayesi” kitabının tanıtım kokteyli dün gece Salon’da gerçekleştirildi. Bengi Ünsal’ın itirafını not düşmeliyim: “Salon böyle bir toplulukla ilk kez buluşuyor.” Doğru bir yorum. Kimler yoktu ki Salon’da... Seçkin Selvi, Gülriz Sururi, Bülent Eczacıbaşı, Göksel Kortay, Üstün Akmen, Müjdat Gezen, Zeynep Oral, Vecdi Sayar, Selim Atakan, Zeynep Atakan, Füruzan, Suna Keskin, Semiha Baban, Oya Başak, Esen Çamurdan, Mehmet Birkiye ve günümüz tiyatrosunun nice emekçisi ve Dikmen Gürün ve elbette Yıldız Kenter...
Konuşmalardan birkaç cümle aktaralım ki, tanıtım gecesi de tarihe kalsın...
Tülay Güngen: “Dikmen Hanım’ın bir telefonuyla başlayan çok heyecanlı bir süreç. Bu çalışma sayesinde olağanüstü bir sanatçıyla tanışmış oluyoruz. Yıldız Kenter’e dünyamızı çalışmalarıyla güzelleştirdiği için teşekkür ediyorum. Dikmen Hanım’a da çok uzun bir uğraşla bu kitabı tamamladığı için teşekkür ediyoruz.”
Dikmen Gürün: “Bu kitabın hazırlanması kültür hayatımız için bir zorunluluktu. İki buçuk yıl Yıldız Hanım’la iç içe yaşadık. Ben anlattım o dinledi, o anlattı ben dinledim. Bütün bu anlatılanların tarihsel bir arka plana yerleşmesi çok önemliydi benim için. Yıldız Hanım’ı izlemek için yaptığım Ankara-İstanbul tren yolculuklarında böyle bir buluşmayı hayal edemezdim. Ama geçen yıllarda, izledikçe hayran olduğum bir ismin biyografisini yazmam kaçınılmazdı.”
Doğan Hızlan: “Bir ülkenin yaşam tarzını bulmak isteriz böylesi büyük sanatçıların biyografilerinde. İşte bu kitapta onu bulacaksınız. Sadece sanat dünyası değil, o yıllar boyunca geçen hükümetlerin sanata yaklaşımı konusunda önemli bilgiler var. Dünyanın kahrını çekmeyen, dünyanın övgüsünü kazanamaz.  İşte Yıldız Kenter bu sözün en canlı örneklerinden biri. Türkiye’nin bütün o çalkantılı yılları içinde yokluk yıllarından bugüne gelmek kolay değil. Batıda daha kolay olan bu konu, Türkiye’de öyle herkesin başarabileceği bir şey değildir. Kenterlerin bir büyük başarısı da budur. Bu kitapta değişen iktidarlardan darbelere o kadar önemli dönemlerin tanıklığını göreceksiniz ve bir sivil tarih okuması yapacaksınız. Bütün bu yönleriyle tartışılmaz öneme sahip bir biyografi.”

Ve elbette mikrofon Yıldız Kenter’in de elindeydi. O ses tonunu duymak bile heyecanlanmamıza yetti. Kısa bir konuşma yaptı ve şöyle dedi Yıldız Kenter: “Hayatımın en önemli ve mutlu günlerinden biri. Çok sevdiğim dostlarımı bir kere daha kucaklamak fırsatı bulmaktan güzel ne olabilir ki... Hepinizi saygıyla selamlıyorum.”
Bu cümledeki “saygıyla” vurgusuna dikkatinizi çekmek isterim. Hele ki bu sözcük Yıldız Kenter’in o benzersiz tonlamasıyla söyleniyorsa. Birbirimizi ‘saygıyla’ sevmekten uzak kaldığımız günlerde o kadar değerli ki...
Yıldız Kenter bugün 87 yaşında. Yakın zamana kadar sahnedeydi, artık sağlık sorunları biraz daha fazla kapısını çalar olmuş. Yine de “Tiyatro Benim Hayatım – Yıldız Kenter’in Hayat Hikayesi” kitabının tanıtımı için düzenlenen gecedeydi. Dostlarını tek tek kucakladı, isteyen herkesle fotoğraf çektirdi, kitap imzaladı. Duruşu, gülümsemesi, onu alkışlamak için gelenlere gösterdiği ilgiyle alnındaki ışığı çevreye saçmaya devam etti. Nice yıllara! Biliyoruz ki, dostlarına “Caniko,” demeye, üretmeye, öğretmeye ve dik durmaya devam edecek Yıldız Kenter.

YKY etiketiyle çıkan kitap sadece tiyatromuzun iki bilge kadınını buluşturan bir biyografik çalışma değil. Her geçen gün kültür-sanatla barışık olmayan bir iklimin boğuculuğunu daha çok hissedenler için bir ‘umut rehberi’.


Hiç yorum yok: