Fotoğrafım
Okuduklarım... Dinlediklerim... İzlediklerim... Aklıma takılanlar...

14 Mayıs 2015 Perşembe

Ümit Alan: "Türkiye'de gazetecilik hep masal mı anlatacak?"

Ne yalan söyleyeyim Ümit Alan'ın böyle bir kitap hazırlamakta olduğunu bilmiyordum. Daha da öteye gideyim, kitabı elime aldığımda bile içeriğinden haberim yoktu. Ümit Alan'ın 2009'dan beri BirGün'de yazdığı yazıları derleyip toparladığını yani bir "köşe yazısı kitabı" yaptığını sanıyordum.

Bu cehaletim bana büyük bir sürpriz ve mutluluk olarak döndü.

Çünkü Türkiye'de Gazetecilik Masalı bütün bu beklentilerin üstünde, harika bir kitap.


Yanlış anlaşılmasın; Ümit Alan'ın köşe yazılarına da meftunum. Kalemine, muradını doğrudan anlatma becerisine, mizahına, samimiyetine ve elbette durduğu yere… Yani köşe yazılarını derleyip toparlamış olsaydı da keyifle okurdum. Ama elimizdeki kitap bize çok daha fazlasını vaat ediyor.

Okumaya dün gece -hatta biraz da yorgun bir halde- başladım. Birkaç sayfa okur, genel ruhunu anlar ve uyurum diye düşünüyordum. Olmadı, kitap beni bırakmadı. Nefes nefese okudum. Heyecanı bol bir polisiyenin sayfa çevirtme yeteneğine sahip kitapla sabahladım. Değer.

Ümit Alan üst başlığı "Saray'dan Saray'a" olan bu inceleme kitabında Türkiye'de gazetecilik tarihinin izini sürüyor. Resmi kayıtları sivil tanıklıklarla karşılaştırarak. Bugünü dünle ilişkilendirerek. Dünü bugünün dinamikleriyle anlamaya çalışarak. Bu konuda önceden yazılmış kitaplarla-yazılarla ilişkisini kesmeden ama onların gölgesinde kalmayarak. Bu konuda yeni cümleler kurmanın, günümüzü otopsi masasına yatırmakla mümkün olduğunu bilerek.

Eğri oturup doğru konuşalım. Bölümlendirme ve kitabın okunma temposu konusunda editör Emre Taylan'a da teşekkür etmek lazım belli ki. Böyle kitaplarda yazar-gazetecinin çalışma alanını doğru belirleyen bütün editörlere alkış lazım.

İçerikle ilgili yazılacak çok şey var. O cümleleri gazetecilere bırakayım.

Türkiye'de gazetecilik -gerçek anlamda, hayallerimizdeki gibi bir gazetecilik- mümkün mü? Her dönemde gizli bir gündemi oldu mu gazetecilerin? Kapalı kapıların en çok devrede olduğu meslek grubu mu var karşımızda? İktidar-basın ilişkisi hangi dinamiklerle oluşuyor? Görevi 'göstermek' olan gazeteciler neden 'örter'?

Samimiyet ve dürüstlük çeşmesinden su içmek çok mu zordur gazeteci için?

Hep bir 'masal' olarak mı kalacak bu meslek?

Bundan böyle bana gazeteci olmak istediğini söyleyen ya da mesleğe bir yerinden girmiş ve kendisine bir gelecek belirlemek isteyen bütün gençlere önce bu kitabı okumalarını önereceğim. Hatta kendimi kaptırmışken daha da öteye geçeyim; üniversitede basın-yayın, iletişim, sosyal bilim okuyan herkese önereceğim. Kim tutar beni?

Masalları severim. Yerinde anlatıldığında. Ama basında gerçeklere ihtiyacımız var. O gerçeklerle yüzleşmek isteyen herkese Türkiye'de Gazetecilik Masalı'nı öneriyorum.


Hiç yorum yok: