Fotoğrafım
Okuduklarım... Dinlediklerim... İzlediklerim... Aklıma takılanlar...

23 Nisan 2015 Perşembe

Yaşamak denen lanet

Costas Ferris unutulmaz filmi Rembetiko ile 80li yıllarda sinemaseverlerin hayranlığını kazanmış, ülkemizde çok sevilen yönetmenler arasına girmiş bir sinemacı. Yunan kültürünün bütün yüzlerine bakmayı seven bir yönetmenin 1974 tarihinde Aleksandros Papadiamantis’in ünlü romanı İ Fonissa’yı sinemaya uyarlamasına şaşmamak gerekir. Şaşılacak nokta komşu ülke edebiyatının böylesine önemli bir eseriyle bizim bu kadar geç tanışmamız. O yüzden ben de –tıpkı kitabın önsözünü yazan Herkül Millas gibi- Jaguar Kitap’a ve çevirmen Yasemin Aydın’a teşekkürle başlayayım.

Herkül Millas’ın önsözü değerli ve katkı sağlayıcı. Çünkü Yunan edebiyatının en tanınmış, sevilen temsilcilerinden biri olan ama henüz tanımadığımız bir yazarın kitabı var elimizde. Aleksandros Papadiamantis. Orijinal adı İ Fonissa olan kitap Türkçede baş karakterin adıyla yayımlandı: Hadula – Bir Ada Öyküsü.



Hadula birden çok tanımlamayı barındıran bir roman/novella. Bir ayağı antik Yunan metinlerinde dururken tüm bedeniyle geçen yüzyılın başına -oradan da günümüze- uzanıyor. Geleneksel bir toplumun dinamikleri, anlatı boyunca benzersiz bir alt metin oluşturuyor. Aynı gücü, atmosferin oluşmasını sağlayan coğrafya anlatımında da görüyoruz. Hafıza, önemli bir yer tutuyor Hadula’da. Olay örgüsü ile hafızanın derinlikleri dengeli bir şekilde ilerliyor.

Ama bütün bunlardan öte bir tanımlama yapılmalı bu kitap için. Bir kadın romanı. Hem de oldukça öncü bir bakış açısıyla; hesaplaşmaktan kaçmayan ve ruhun derinlerine inmek konusunda cesur. Aleksandros Papadiamantis’in bu kitabın baş karakterinin adıyla, “Hadula Yazarı” diye anılması romanın ve kadın karakterin gücünden geliyor. Romanın asıl adı İ Fonissa (Kadın Katil) yerine asıl adıyla, yani Hadula diye anılması boşuna değil.

Yunan edebiyatının Dostoyevski’si olarak anılan yazarın bu romanında kadın karakterini ‘suç-ceza-iyilik-kötülük’ çizgisinin ortasında bir hikayeye oturttuğunu söyleyebiliriz. Papadiamantis, bunu yaparken, kadim coğrafyanın insanla ilişkisinden antik anlatının korosuna o kadar çok unsurdan faydalanıyor ki, klişelere yenik düşmeyen bir eser çıkıyor ortaya.


Sarsıcı bir sahneyle açılıyor roman. Yeni doğmuş, öksürüğü kesilmeyen üçüncü torununun başındayken tanışıyoruz Hadula’yla.  ‘Kız’ torununun derdine derman olmaya çalışan kadının hafızasında, toplumsal bir çerçeve çiziyor yazar. Kadın olmak bir ‘lanet’ midir? Daha ötesi kadın olarak yaşamak bir ‘lanet’ midir? Erkek egemen bir toplumda bu lanete başkaldırmanın, çaresizliği sonlandırmanın yolu ölüm müdür? Ölmeye-öldürmeye cesaret, kadının yok sayılan varlığını kurtarmanın tek yolu mudur?

Kitabın heyecanını azaltmamak için Hadula’nın bu sorulara verdiği cevapları ve olay örgüsünün nasıl aktığını anlatmıyorum. Çünkü sarsıcı bir hikaye bekliyor bizi. Sadece şunu söylemeliyim; kitabın orijinal adının ‘kadın katil’ anlamına geldiğini unutmayın. Ayrıca bu kısa romanın, dünya edebiyatında Dostoyevksi’nin “Suç ve Ceza”sı ile kıyaslandığını da. Bu dünyada kadın olmanın derdini omuzlamış olan Hadula’nın, önce kendi torununun sonrasında da başka kızların ‘lanetini’ yok etmek için bulduğu çözüm, tüyler ürpertici ve düşündürücü bir hikayenin ortasında bırakıyor okuru. Üstelik yazar, okurunun Hadula’dan yana olmasını sağlayacak bir dünya kurmayı da başarıyor.

Kadını köleleştiren bir erkek algısının yıkıcı sonuçlarını tartıştığımız günümüz Türkiye’sinde geç kalmış bir okuma deneyimi Hadula. Tam bu noktada Herkül Millas’ın önsözüne bakmalıyız. Yunan edebiyatının en tanınmış ve sevilen temsilcilerinden biri olan Aleksandros Papadiamantis’in bugüne kadar Türkçeye çevrilmemiş olması gerçeğiyle başlıyor Millas önsözüne. Önemli bir soru bu. Soruya birden çok cevapla yaklaşarak önemli bir çerçeve çiziyor Herkül Millas. Sadece dilimize kazandırılacak eserler noktasında değil, edebiyatımızın önemli örneklerinin diğer dillere çevrilmesi konusundaki ‘seçkinci’ tavrı da mercek altına alan bir bakış var bu önsözde. Üstünde önemle durulmalı.


Kitapla ilgili söylenecek daha çok şey var. Çoğunluğu önsözde sorulan soruların, okur tarafından düşünülmesi ve yorumlanması gerekiyor. Hadula – Bir Ada Öyküsü, son ayların beklenmedik okuma hazinelerinden biri.


1 yorum:

emili dedi ki...

ilk fırsatta okuyacağım, haberdar ettiğiniz için teşekkürler