23 Nisan 2015 Perşembe

Bir sinema perisinin anıları

Ahmet Uluçay’ın anısı önünde saygıyla eğilerek başlayalım. Uluçay, 2009 yılında ayrıldı aramızdan. 2004 tarihli “Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak” ile sinema tarihinin kişisel ve dokunaklı hikayelerinden birini arkasında bıraktı, gitti. Hepimiz sinema tutkusuyla yanıp kavrulan Recep ve Mehmet’i çok sevdik. Onların derme-çatma projeksiyon makinesi hepimizin çocukluk hayallerini beyazperdeye yansıttı bir anlamda.
 
Sinema büyüsünü bir çocuğun bakış açısından aktaran çoğu filmin hafızamızda derin izleri var. En bilinen örnek de elbette, Giuseppe Tornatore imzalı “Cennet Sineması”. Bu konuda çekilmiş başka filmler de sayabiliriz. Çünkü konu sinema ve çocukluk olunca anlatılacak çok hikaye çıkıyor karşımıza. Şilili yazar Hernan Rivera Letelier de, 2009 yılında yazdığı “Film Anlatıcısı Kız” ile okurları, sinema aşığı bir çocuğun farklı ve özel hikayesiyle tanıştırıyor.


'50'lerin sonu, '60'ların başı. Şili’de küçük bir kasaba. Geçirdiği bir iş kazası yüzünden belinden aşağısı tutmayan babası ve dört erkek kardeşi ile yaşayan 11 yaşındaki Maria Margarita. Annelerinin kazadan hemen sonra terk ettiği bir aile. Yoksulluğun  hüküm sürdüğü, insanların yaşamlarını güherçile madenlerine emanet ettiği bir coğrafya. Bu yoksulluğun unutulabildiği, insanların biraz olsun hayal kurabildiği tek yer sinema salonlarıdır. Aile ancak bir bilet almaya yetecek kadar para denkleştirebildiği için bir çözüm bulunur. Sinemaya beş kardeşten biri gidecek ve dönüşte herkesi karşısına toplayıp filmi anlatacaktır. Kardeşler arasında yapılan yarışmayı Maria Margarita (ya da kısa süre içinde kendine alacağı ve ‘Sinema Perisi’ anlamına gelen takma adıyla Hada Delcine) kazanır. Kısa sürede sadece ailenin değil, bütün kasabanın ‘film anlatıcısı’ haline gelir. 
 
Süslü anlatımdan uzak
 
Kısa bölümler halinde ilerleyen, süslü anlatımdan uzak, bir sonraki sahneyi merak ettiren bir novella “Film Anlatıcısı Kız”. Özellikle yukarıda özetlediğimiz bölüm, mizah dozu yerinde bir dille işlenmiş. Yer yer, büyülü bir dünyanın kapıları açılabilecekken Hernan Rivera Letelier, tercihini bu yönde kurmamış. İlk yarıdaki renkli günleri detaylı anlatan yazar, Maria’nın kendi deyişiyle 'düşüşe geçtik' dediği noktadan sonrasını ise oldukça hızlı geçmiş.
 
1950, Talca doğumlu Hernan Rivera Letelier, Şili’nin günümüz edebiyatında en tanınmış isimlerinden biri. Yıllarca kırsal kesimde yaşamış ve Kuzey Şili’deki güherçile madenlerinde çalışmış Letelier. Şili ve İspanya’da ödüller kazanmış. 2001’de Fransa Kültür Bakanlığı tarafından Sanat ve Edebiyat Şövalyelik Nişanı’na değer görülmüş.
 
Sarsıcı sahneler
 
“Film Anlatıcısı Kız”, Süleyman Doğru’nun çevirisinin de katkısıyla, başlanır başlanmaz bitirilen kitaplardan. Annesi gibi sinemaya âşık olan ve zamanla aynı kadere mahkum olan Maria’nın tatlı bir gülümsemeyle başlayan hikayesi, öyle ilerlemiyor ne yazık ki. Oldukça sarsıcı sahneler çıkıyor karşımıza. Ama bir okur olarak, Maria’nın 'şimdiki zamanı'na yeterince odaklanmamış olmak içime sinmedi doğrusu. Okumamış olanların heyecanını kaçırmamak için ayrıntı vermemeye özen gösteriyorum ama şunu da söylemeliyim; kitabı bitirdiğimde Hernan Rivera Letelier’in büyük bir romanı, küçük bir anlatıya sıkıştırdığı hissine kapıldım. Okur olarak toplumsal bir dönüşümün, siyasi savrulmaların, yoksulluğun, hayallerin ve bitmek bilinmez sanılan çocukluğun yok oluşunun denizinde yelken açmaya hazırlanıyoruz ama sadece ayaklarımızın ıslanmasıyla yetinmek zorunda kalıyoruz.
 
Sinema hayaliyle yanıp kavrulan çocuklar. Kendi filmini çekme hayaline kapılanlar. Ya da izlediği bir filmi, hayat bilgisiyle birleştirip bir kasabayı büyüleyecek kadar iyi anlatanlar. Ahmet Uluçay’ın Recep’le Mehmet’inden, Hernan Rivera Letelier’in Maria Margarita’sına çizilen bir çizgi... Kimi eksiklerine karşın “Film Anlatıcısı Kız” iyi bir fikirle yola çıkmış bir yazardan, kısa bir okuma anı için iyi bir fırsat.


Hiç yorum yok: