Fotoğrafım
Okuduklarım... Dinlediklerim... İzlediklerim... Aklıma takılanlar...

23 Nisan 2015 Perşembe

23 Nisan

Ben Halit Kıvanç’ın TRT’de sunduğu şenlikleri izleyerek büyüyen kuşaktanım. O yıllarda şenliğin uluslararası boyutu Ankara’da yaşanıyordu. Dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen çocuklar bir hafta süreyle evlerde konuk ediliyordu. Mahallenizde bir Macar çocukla futbol oynama ya da parkta yürürken bir Japon kıza rastlama umudunu taşıyabiliyordunuz o hafta boyunca. Çocuklar genelde varlıklı evlere konuk gittiğinden dış dünyadan birilerine dokunabilmek ‘bizler’ için hayaldi. Hafta bittiğinde geriye İtalyanca ‘seni seviyorum’ demeyi öğrenen ya da Hollandalı bir kızla aşk yaşadığını iddia eden ‘havalı öğrenciler’ kalıyordu.

23 Nisan törenleri şiir okumanın bağırmakla eş tutulduğu, çocukları folklorcular-baleciler diye ayıran zihniyetlerin pörtlediği ve havanın genelde soğuk olduğu günler olarak geçmiş tarihime.

İlkokul öğrencisi Yekta Kopan, bir 23 Nisan töreninde şiir okumaya hazırlanıyor…

Yine de severim bu günü. Kutlama yapılmasını severim. Bayram olacaksa böyle olsun.

Ama bu bayramın eskiden beri sevmediğim bir uygulaması var: Koltukların çocuklara bırakılması.

Her tarafından ‘poz akan’ bir tören.

Çocuklara ezberletilen metinler hamaset doludur.

Koltuğu ‘devreden’ siyasiler öylesine müşfiktir ki, hafiften korkar insan.

Bu ‘şaşırtıcı’ olayı izlemeye gelen basın mensupları, bir ‘komiklik’ yakalayabilmek için türlü numara çekerler.

Günlerce öğretmenleri tarafından hazırlanan, gece evde ezberi kontrol edilen çocuğun bu baskıya dayanamayıp ağlama krizine yakalandığı da olur, kendinden geçip sağa sola emirler yağdırmaya başladığı da.

Öğretmenler ve veliler ‘koltuk sevdası’ ile birbirlerine girerler. Başbakan olacak çocukla bakan olacak çocuk arasındaki yarışın hırsı herkesi esir alır.

“Aslında bizimki başbakan olacaktı ama filanca okulun müdürü, falanca müsteşardan torpil yaptırmış, seneye çok daha güçlü gireceğiz yarışa,” lafları uçuşur evlerde.

Ağdalı bir konuşma yapışır çocuğun ağzına. Siyasetin ‘sahtekar’ tonlamalarıyla süslenir cümleler. Takım elbise ya da tayyör çocukluğun masumiyetinden geriye ne kaldıysa alır götürür.

Çocuklara söyletilen o sözlerden biri hayata geçse gam yemem. Ama nafile. Birkaç kare fotoğrafın dışında bir şey kalmaz bu törenden.

Bu yıl da yapılacaktır bu tören.

Cumhurbaşkanından başbakanına, Meclis başkanından bakanlara herkes koltuğunu –geri almak kaydıyla- mini mini çocuklara emanet edecektir. Görevi devralacak çocuklar çoktan seçilmiştir. Ezberleyecekleri metinler ‘uzman kadrolar’ tarafından yazılmıştır. Herkesin hoşuna gidecek bir-iki ‘şakacık’ yerleştirilmiştir konuşmalarının içine. Takımlar ütülenmiş, ayakkabılar parlatılmıştır.

Koltukların devredileceği çocukların seçiminde de hassas davranılmıştır mutlaka. Paralelci olmayan, Gezici olmayan aileler bulunmuştur öncelikle. Berkin Elvan’ın cenazesine katılmamış babalarla, Ceylan Önkol’un yasını tutmamış analar listelenmiştir. Çocuklarını Roboski’de kurban verdikten sonra “Biz kan parası değil adalet istiyoruz,” diyen ailelerden uzak durulmuştur. Koray Kaya’nın, Uğur Kaymaz’ın, Ümit Kurt’un adını duvarına asmış evler görmezden gelinmiştir. Adı vicdan sızlatan daha nice çocuk ‘yoklara’ yazılmıştır. “Muharrem Taş okul nedir bilmeden öldü,” diyenler avuçlarını yalamıştır. ‘Çok affedersiniz” sıfatlılar zaten hep uzaktadır.

Kusura bakmayın çocuklar, ‘günübirlik siyasetçi’ olmanın bile kuralları vardır.

Anne-babanızın oy verdiği partiye, izlediği televizyon kanalına, okuduğu gazeteye, üye olduğu derneğe, abonesi olduğu sosyal medya ortamına göre belirlenir kaderiniz. Gerisi sizin ezber yeteneğine kalmış.

Varsın çocuklara yönelik suçlarda artış olsun, varsın çocuklar açlıktan ölsün. Varsın çocuklar öldürülsün, anaları yuhalatılsın. Varsın faili meçhul cinayetlerin kurban listesinde bir isim olarak kalsın çocuklar. Varsın ‘yok parasına’ işçi olsunlar. Siyaset denen oyunu bile, muktedirlerin kurallarıyla oynayabilirsiniz ancak.

Yarın koltuklara kimler oturacak bilmiyorum. Dilerim ömürleri boyunca mutlu olurlar. Dilerim hayat onlara, bu dertlerin yükünü taşıtmaz. Dilerim bizlerin yüreğindeki sancı, onlarda kalmaz.

Dilerim “Bu ülke için en iyi sistem başkanlık sistemidir,” ezberi o çocuklardan birinin ağzına yapıştırılmaz.

Dilerim çocuklar siyasetin kirli oyunlarını değil, kendi bildikleri oyunları özgürce oynarlar.

1 yorum:

pembedaktilolukiz dedi ki...

Yazınızın bir çok kısmına elbetteki katılıyorum.Misal; çocuklara ezberletilen konuşmalara ben de karşıyım.Bir siyasetçi gibi konuşmak çocuklara yakışmıyor.Hiç yoktan beni ürküttü yani.Sanırım onların dilinden pamuk şeker kokulu sözcükler duymaya alışmışım.Ve hayatı yazın bacası tüten ev olarak boş kağıtlara resmeden çocukların büyüklerin dünyasına girmesinden korkuyorum.Çünkü büyürlerse bir fili sindirmekte olan boa yılanını sadece bir şapka gibi görürler.İşte bundan korkuyorum.Lakin vali koltuğuna oturup herkese bir dondurma alınmasını isteyen çocuğun konuşmasını unutmamak gerekir.Kimse bir çocuğa dondurma istemesini ezberletemez.Bir çocuk ancak kendi istediği zaman dondurma ister.Çünkü bir çocuk kendi istekleri söz konusu olduğunda dünyanın en büyük devrimcisi de olabilir ezberbozanı da...