1 Şubat 2015 Pazar

Tsipras’ı Ritsos okurken hayal etmek

Burada gözümüzün yağını azaltmaz hiç gökyüzü.
Bu ülkede, sırtımızda taşıdığımız kayanın
yarı ağırlığını yüklenir güneş.

Böyle diyor Yannis Ritsos, Cevat Çapan çevirisiyle, ‘Yunanlıların Öyküsü’ şiirinin üçüncü bölümünde. 


Sanatoryumda geçen yıllarının ardından komünist gruplara katıldığında yirmi iki yaşında bir genç Ritsos. ‘Epitaphios’ adlı uzun şiiri, faşist cunta tarafından Atina’daki Zeus Tapınağında törenle yakılan, 1948-1952 arasını Ege Adalarında sürgünde geçiren bir şair Ritsos. Yunan toprağının kokusunu, şiirine benzersiz bir anlatımla katmayı başarmış, yalınlığın ozanı Yannis Ritsos.


Tüm dünya Yunanistan’ı, SYRİZA’nın başarısını ve Aleksis Tsipras’ı konuşurken, de Yayınları’nın 1983 tarihli derlemesi “Umarsız Penelope”yi çekiverdim kütüphanenin rafından. 1990 yılında bu dünyadan ayrılan Ritsos’un, “Bekliyoruz” şiirinde biraz daha uzun durdum.

Yavaş yavaş gece iniyor mahalleye. Uyuyamıyoruz.
Şafağı bekliyoruz. Bekliyoruz ki güneş
bir çekiç gibi çarpsın saç damlara,
çarpsın alınlarımıza, yüreklerimize,
bir ses olsun, o ses duyulsun –başka bir ses,
çünkü sessizlik silâh sesleriyle dolu, başka yerlerden gelen.

Bu şiirin ozanı Ritsos, son seçimin sonuçlarını nasıl karşılardı diye düşündüm.

Sonra, Mehmet Güreli’nin bir cümlesine takıldı zihnim: “Şiir vakitsizdir.”


Bu cümle, “Ritsos, Yunanistan’da solun seçim zaferini görseydi, bunu şiirine nasıl katardı?” sorusunu alıp götürdü. Yanlış düşünüyordum. Çünkü sorumu, bildiğimiz zaman kavramının içine hapsetmiştim. Oysa Ritsos, “binlerce güvercin havalanıyor ellerinden her şafak” derken, zamanın sınırlayıcılığından çok daha derin bir yere işlemişti sözlerini, dizelerini.

Nazım gibi. Bütün şairler gibi.

Siyasetin kirli dilini bir kenara bırakıp, şiirin diliyle bakmak mümkün mü dünyaya? Olabildiğince romantik ve olanaksız geliyor kulağa. Söylemesi kolay bir cümle, ama kimin ağzından çıkarsa hayat bilgisi dersinden sınıfta kalır.

Mehmet Güreli’nin Sel Yayınları etiketiyle raflara çıkacak deneme kitabı “Bedrufi’nin Nefesi” tam tersini söylüyor okurlarına.

Edebiyatın, resmin, müziğin içinden bakmak mümkün bu dünyaya.

Güreli, bu kitabında gazete yazılarını bir araya getirmiş. Ancak bu derlemeyi yaparken, düşünsel bir bütünlüğe özen göstermiş. Sanat ve düşünce dünyasının öyle çok durağından geçiriyor ki okurunu, “Bedrufi’nin Nefesi” için başlı başına bir “İyi Okur Olmaya Giriş Kılavuzu” diyebiliriz.

“Zaman ve Kuşku” başlıklı denemesine şöyle başlıyor Güreli: Hayatı belki de ekmek ve oyunlar belirliyor. Ve çağlar boyu giderek büyüyen tüm temenniler gibi kaderin kırılgan halkaları da gözle görülemeyecek kadar hassas unsurları sessizce birleştiriyor, kendi alanını yaratıyor ve iyi şiir gibi yüksek sesle okunan bir şarkıya dönüşüyor zamanla... Biz hareketsiz kalsak da bazen ekmeğin ikiye bölünüşünü, kırıntıların maddeden manaya dönüşmesini hissediyoruz. Ve çok uzakta kesilmekte olan bir ağacın gölgesinin fotoğrafına bakarken bir bebeğin ağlamasını duyuyoruz. Belki de hep aynı kelimeyi yanlış̧ yazan adamın mektuplarını tekrar okurken, giderek gözden düşmüş̧ olduğunu keşfederiz yalanlar ve utanç içinde... Aziz Augustinus şöyle yazmış̧ bir yerlere: “Zaman nedir? Sormazsanız, biliyorum; sorarsanız, bilmiyorum.”
Bir yandan da omzunu şiire yasladığı denemelerinde, Augustinus’un felsefi ikilemine “Şiir vakitsizdir,” diyerek göz kırpıyor usta.
Mehmet Güreli’nin denemelerinden öğreneceğimiz çok şey var.
Siyaset zamanı avcunun içinde tutmaya çalışıyor. Ekonomik parametrelerle sorguluyor tüm dünya Yunanistan’da solun zaferini. Başarı-başarısızlık tahterevallisinde sonu gelmez bir oyuna oturtmaya hazırlanıyorlar Aleksis Tsipras’ı. Bütün bu reel cümlelerin içinde, Mehmet Güreli’nin bilgeliğinde, Yannis Ritsos’un dizelerinde bir gelecek yansıtması yapmaya çalışmak, boşa kürek çekmek oluyor, biliyorum. Dünyanın bu romantizmle kaybedecek zamanı yok. Zaman, hep avucun içinde olmalı. Kimi zaman o avuçlar kanlı olsa da.
Ama geriye yakılmış şiirlerin dizeleri kalıyor. O şiirleri yakan faşist cuntaların gölgeleri değil.
Tsipras’ı Ritsos okurken hayal etmekle başlıyor arınma.
Mehmet Güreli’nin bir denemesinde okuma yolculuğuna çıkmakla başlıyor.
Demmis Roussos “Goodbye my love, goodbye” diyor derinlerde bir yerde.

Ve dünya, bir an, sadece bir an, şiirin zamanında dönüyor.

1 yorum:

mutdnz dedi ki...

insanlığın kurtuluşu "vakitsiz"liğe erişmiş gerçek sanatta mutlaka.

Yok olmaya mahkumuz korkarım!!!