26 Ocak 2015 Pazartesi

Okurların yüreğinden su gibi fışkıran bir İpekli Mendil

İpekli Mendil.

Uzun süren bir yolculuk ve sonrası…

Fil Uçuşu'nda İpekli Mendil ile ilgili bir yazıya yer vermedim. Oysa, bu blogun da kitabın oluşumuna katkısı var.

Sarnıç Öykü'nün şu anda raflarda olan sayısında, İpekli Mendil'e de yer verildi. Fil Uçuşu'na o yazıyı almak istedim. Çünkü İpekli Mendil 'i hazırlayanların cümleleri var burada.

İşte Sati Faik'e saygılarımla diye başladığım o yazı ve kitabı hazırlayanların görüşleri…


İçinde öyküler olan bir sözlük: Okumayı, öyküleri sevenler için, içinden mutluluk geçen bir sahil kasabası demek. Öykülerin izini sürmek, yazarların dünyasından kaybolmak ve yine öykülerin verdiği pusulayla yeniden yolunu bulmak.

Romantikleştirmeyeceğim. Ama İpekli Mendil’in hazırlanması sürecini böyle tarif edebilirim. Uzun zamandır okumak-yazmak konusunda atölye çalışması yürüttüğüm öğrencilerimle-arkadaşlarımla, birlikte çıktığımız bir yolculuk. Eşik Cini dergisinin arka sayfalarında başladığım bir çalışmanın, birlikte üretmeye-emeği paylaşmaya yaptığı yolculuk aynı zamanda.

Peki nedir İpekli Mendil? Öykü sözlüğü demeyi seviyorum ama bu sadece bir benzetme olur olsa olsa... Öykümüzdeki nesnelerin, karakterlerin, renklerin ve daha fazlasının izini sürmek diyorum kimi zaman. Ama bu bir tanımın içine hapsetmek olur, yeterli değil. Aslında Türkçe yazılmış öykünün tarihinde kişisel bir okuma çabası demek gerekiyor. Üstelik o kişiselliği, kolektif bir zihinde oluşturarak. Öykülerin “arka kapak yazıları”, öykülerin izdüşümleri, öykülerden zihinlere sızanlar ve daha fazlası.

Benim için bu kitabın hazırlanma süreci, en az kendisi kadar değerli. O yüzden İpekli Mendil denince, fazla gevezelik etmeden, sözü hazırlayanlara bırakmayı yeğliyorum. Bakalım kitabı hazırlayanlar bu yolculuğu nasıl tanımlamış.

Ayçin İnci: İpekli Mendil'i oluşturduğumuz süreçte, mevcut okuma-yazma alışkanlığımın da üzerine çıkarak, daha önce okumadığım yazarlarla tanışmak gönül dimağımın farkındalığına tebessüm kondurdu.

Betül Tekeli: Kapadokya'daki yeraltı şehirlerini bilir misiniz? Oraya ilk gittiğimde inmiştim. İnsanların sığınmak için oluşturdukları bu dünya beni çok etkilemişti. Kapadokya'ya çok gittim. Fakat yeraltı şehirlerine tekrar inebilecek kadar kalamadım. Ta ki bambaşka bir yerde o sığınağı bulana kadar. İpekli Mendil benim için o sığınaklardan biri oldu.

Billur Özeke: Benim bir hikâyem var mıydı, olur muydu bilemiyordum ama öykülerle geleceğe bakabilirdim. Yanılmadım da. Beni sardılar, sarmaladılar. Ağrımı sızıya dönüştürdüler. Eksiktim, gediktim ama bu serüven boyunca tamamlanmaya başladım.

Cansev Erdemir: İpekli Mendil, yuvarlak bir masa etrafında yarattığımız beraberlik ve aidiyet duygusunun kolektif bir çalışmaya dönüşmesi açısından benim için çok önemli.

Dilvin Tüfekçioğlu: Geçtiğimiz dört yıl içinde yazdığımız/okuduğumuz öyküler, bizlere birbirimizi tanımakla ilgili ipuçları verdi. Bizlerin de bu kitapta öykücülüğümüzle ilgili ipuçlarını toplayıp okuyucuya sunduğumuzu düşünüyorum.

Doğan Toryan: Sözcükler arttıkça azaldı hayatın içinden bir şeyler. Sanki eskileri çıkarıp yenileri koymak gibiydi, takas gibiydi ya da. İpekli Mendil’de olduğu gibi.

Ebru Tepeler: Bir parçası olmaktan gurur duyduğum, hep duyacağım bir serüven oldu İpekli Mendil benim için. Artık okumaya ve yazmaya daha çok iştahlıyım!

Eda Yavaş Demir: Yazarken yaşayacaklarımızı ve ulaşabileceğimiz yerleri sanırım başlangıçta hayal edememişiz. Bu kitap ile benim hayallerim genişledi.

Gülda Şahin: İpekli Mendil’in kökleri çok sağlam, gücünü Türkiye’nin en değerli öykülerinden alıyor ve sürekli dallanıp, gelişecek, yüzyıllık bir ağaca dönüşecek.

Harika H. Uygur Ülkü: Her bir öykünün özüne girdikçe kendi kelimelerimizi, kendi rengimizi arar olduk. Benim için bir hikâyenin özüne dokunmakla, kendi kalbime dokunabilmek aynı değerde paha biçilmez olmuştu.

İzzetiye Keçeci: Siz hiç bitecek kaygısı ve hevesiyle bir çalışmada yer aldınız mı? Sonuca hükmetmeksizin, adım adım ilerlemenin keyfine vardınız mı? O yüzden anlatması çok güç. Bu çalışmada kitaplara ulaşmanın güçlüğünü tekrar tekrar yaşayıp üzüldüm. Sahafların var olmasına sevindim. Antolojilerin önemini kavradım.

Jülide Emre: Hayatla ilgili sorgulamalarımın arttığı bir zamanda aradığım cevabı buldum. Okumak ve yazmakmış o cevap. Tam cevabı buldum diye sevinirken, bir de İpekli Mendil’imiz oldu.

Lütfi Aydeniz: Sahafların tozlu raflarının arasında keşfettiğim öykülerin yüzümü aydınlattığını hissettim.

Mehtap Akdeniz: İpekli Mendil’de yer verdiğimiz  her yazarın maddelerine ulaşmak için bine yakın kitap okuyan bir ekip olarak kendimizi iyi hissediyoruz.
Hem de çok iyi...

Nefin Huvaj: İpekli Mendil’e gebe atölyemiz başladığında, kızımın doğumuna iki ay vardı. Masada öykü kitapları, elimizde kalem, herkeste bir heyecan... Bir yandan yaratıcı muhabbet, espriler havada uçuşuyor: "Güldürmeyin şuracıkta doğuruveririm ha!” derken kızımın peşi sıra geldi İpekli Mendil.

Özgür Can Öney: Hem öykülerin güzel dünyasını görmesini, hem de okumak yazmak adına bir araya gelen, yazdıklarıyla aslında birbirlerine iç dünyalarını samimi olarak açan diğer atölye arkadaşlarımla aynı havayı solumak... Nihayetinde buradayız; ama bu daha başlangıç.

Pelin Öney: Kocam Özgür’le birlikte devam ettiğimiz atölye, bizi ilk tanıştığımız günlere, beraber aynı sıralarda oturduğumuz okul zamanına götürdü. Öykü sözlüğü mezuniyetimiz, İpekli Mendil de diplomamız gibi oldu.

Özlem Ulus: Bu kitap bana "yazar okumayı" öğretti. Oyuncuların oynadıkları senaryo karakterlerine bürünmesine benzer duygular yaşattı. Bir yazarın peşinde öğrenilebileceklerin sonsuz olduğunu tecrübe etmemi sağladı.

Seda Arkan: Çocukluğumda, gençliğimde, yaşadığım sevinçlerimi, kalp ağrılarımı yeniden buldum. Keşke tutsaydım dediğim günlüklerin yerine yazdım.

Servan Güney: Zamansızlıktan yakınırken, bu çalışmayla günün aslında yirmi beş saat olabildiğini ve o bir saatte neleri keşfedebileceğimi fark ettim. Evet, öykülerin dünyasında bir yirmi beşinci saat varmış.

Sinem Cerrah: İpekli Mendil, öykülerin sunduğu deneyimleri paylaşmak demek benim için. Bir yapıyı tasarlar gibi, yer ve zaman ilişkisinin peşine düşmek, içindeki yaşamları hayal etmek ve bunları başkalarına aktarmak demek.

Süreyya Duygu Yalçın: İpekli Mendil, bir öyküyü A'dan Z'ye okumak, kendine bir harf katmak adına yapılmış en güzel deneyimdi.


1 yorum:

mutdnz dedi ki...

gerçek bir emek ürünü. şahane bir çalışma. Hayatın 140 karakterde aktığı günümüzde özellikle gençler için ve bilhassa da buna karşı hem yakalayıcı hem ufuk açıcı bir çalışma olmuş. tam bir başucu kitabı...
herkesi tek tek ama sevgili editörü en çok, gönülden tebrik ederim.