9 Kasım 2014 Pazar

Meraklı bir kedinin anıları

Deneyimlerini içtenlikle aktaran, anlatan insanları dinlemenin mutluluğu başkadır. Bilgi birikimlerini kafanıza kakmadan, üstünlük taslamadan, kibirli cümleler kurmadan, olduğu gibi yansıtırlar. Hele bir de bu insanların “hikâye etme” yetenekleri gelişmişse, sıradan gibi görünebilecek bir olay, büyülü bir anıya dönüşür. Üstelik, sizi de bu anının bir parçası haline getirmeyi başarmıştır anlatıcı.

Engin Geçtan böylesi anlatıcılardan. Doksanlı yılların ortasından başlayarak, sadece psikiyatri ilgililerinin değil edebiyatseverlerin de yakından tanıdığı, takipçisi olduğu bir isim. “Dersaadet’te Dans” ile başlayan kurmaca yolculuğunda, “Tren” ve “Mesela Saat Onda” gibi çok önemli duraklar var. Benim Geçtan’la tanışmam, çocuk yaşımda, psikoloji eğitimi alan ablamın hayran olduğu bir kitabı karıştırarak başlamıştı. Evet, o meşhur “İnsan Olmak”tan söz ediyorum. Küçük not defterime, kitaptan bir-iki cümle kaydetmenin, büyüme sürecimi hızlandıracağına inanırdım. Bilimsel bir konuda bile, çocuk yaşımda anlayabileceğim şeffaflıkta cümlelerle karşılaşmak iyi geliyordu sanırım. Geçtan Hoca, lafı evirip çevirmeden, doğrudan ve sade anlatımıyla, bilgi birikimini herkese taşıyordu. Yıllar sonra anılar çerçevesinde kaleme alınmış anlatısı “Rastgele Ben” ile karşılaşınca, aklıma gelen ilk kelime ‘sadelik’ oldu. Sade ve içten bir anlatımın, okura nasıl şık bir davetiye çıkardığını görmüş oldum bir kez daha.


Dört bölüm-anlatıdan oluşuyor Engin Geçtan’ın “Rastgele Ben” adlı çalışması. Bir Zamanlar Amerika’da, Dipsiz Kuyuda Yolculuk, La Turchia più bella ve Matriks ya da Apocalypse Now. Ellili yılların Amerika’sıyla başlayan ve günümüzle ilişkisini hiç koparmadan akan anılarında, yüksek sesle konuşmaya gereksinim duymadan, çok sayıda konuya dokunuyor Geçtan. Bilim dünyası, Amerikan rüyası, sosyal ilişkiler, göçmenlik, doğu-batı karşılaştırması, sistemle hesaplaşma ve dahası, sayfaları çevirdikçe karşımıza çıkıyor. “Pek çok insan seyahatlerinden hikâyelerle değil bilgiyle döndükleri için mutlu, bana göre ise bir serüveni oluşturan hikâyelerdir bilgi,” diyen yazar, yaşadıklarını bilgiye dönüştürüp hikâyesini arka plana atmamaya özen gösteriyor. Bu bakış açısı, doğal olarak, okuru da yaşananların bir parçası haline getiriyor.

Önceleri “saçları jöleli ve kâküllü, tipsiz bir oğlan” olarak gördüğü Elvis Presley’in sonradan nasıl hayranı olduğunu itiraf edecek kadar dürüst, Amerika’daki hastane yaşamında insanın sisteme yenik düştüğü anları gösterecek kadar kendinden emin bir anlatıcı var karşımızda. Amerikan Rüyası’nın yaldızını kazıyınca, altından çıkanları, yaşanmışlıkların üstünden okumak kadar zihin açıcı bir deneyim olamaz. Buradaki yaşanmışlık vurgusu önemli kanımca, Engin Geçtan da “Gözlemciden çok katılımcı olduğunuz oranda hikâyeniz olur,” diyor zaten.

“Rastgele Ben”, bütün anıları hissettirmeden bugüne taşıma yeteneğiyle de dikkat çekici bir kitap. Amerika yolculuğu öncesinde yaşadığı bürokratik sancıları anlatırken yaptığı yorum, bir toplumun ruh halini yansıtması açısından önemli örneğin: “...kültürümüzde başarının da cezalandırılmak istendiği oluyor. Benim yaşam sevincim yeşerememişse, senin yaşam sevincin de körelmeli tavrı, psikolojik faşizmin doğrudan ifadesi. (...) Buyrukların korunağına sığınıp onlara biat eden kitleler tabii ki hâlâ var.”

Ellili yılların tutucu Amerika’sından aniden Mad Men dizisine geçtiğimiz, Yunan tragedyalarından toplumsal psikiyatriye bir çizgi çektiğimiz satırlarda, ne yaparsak yapalım “çocuk yetişkinlerden oluşan bir toplum olmanın sürüklenmelerinden” kurtulamayacağımızı imlerken, psiko-sosyo-politik alanda debelenip durmamızın dinamiklerini o kadar anlaşılır bir şekilde sıralıyor ki Engin Geçtan, bugünle yüzleşmek daha da kaçınılmaz bir hal alıyor: “Can sıkıcı bir durumlar karşılaştığımızda, onunla baş etmek yerine geçiştirmeye çalışmak, doğrudan sorumluluğumuz olan konularda sorumluyu sürekli kendi dışımızda aramak, yüzeysel sloganlar edinip kendimizi entelektüel sanmak, başkalarından daha akıllı olduğumuza inanmak...”


Nasıl? Hepsi tanıdık geldi değil mi? Engin Geçtan’ın “Rastgele Ben” adlı anlatısı, sadece geçen yüzyılın dünya dinamiklerini anıları izinde takip etmek için değil, bugünü anlamak için de ıskalanmaması gereken bir kitap.

1 yorum:

gülnur serbetci dedi ki...

İnsan olmak benim de kızımın tavsiyesi üzerine zevkle okuduğum bir kitap olmuştu Engin Gençtan'a hayran olarak bitirmiştim kitabı,tavsiyeniz üzerine ilk fırsatta edineceğim yeni kitabını da büyük bir keyifle okuyacağıma inanıyorum teşekkürler..