5 Ekim 2014 Pazar

İri Memeler ve Geniş Kalçalar

Herkesten özür diliyorum.

Yazının başlığına farklı beklentilerle ‘tıklamış’ olabilirsiniz.

Çünkü günümüzün internet üstü yayıncılığı bu beklentilerin üstüne kuruluyor.

İçerik ne olursa olsun, başlık ‘o beklentileri’ hareketlendirecek bir kelime içermeli. Seks, şiddet, ayrımcılık, hakaret ve soru işaretleri...

Kimi gazetenin internet üstü uygulaması, basılı olarak elimize ulaşandan o kadar farklı ki. Hele gün içinde giren son dakika haberleri. Hele ‘foto-galeri’ uygulamasıyla, tıklaya tıklaya bitmeyen gizemli yolculuklar. Sayfanın sağından solundan akan reklamlar coşsun yeter. Sosyal medya ratingleri köpürsün yeter.

Gün içinde ‘çok okunan’ ya da ‘çok paylaşılan’ haberlerin başlıklarına bir göz atın. O girdaba herkes kapılıyor çoğu zaman. “İnanılmaz Açıklama – Şok Karar – Hangi Ünlü Şöyle Yaptı? – Hangi Ünlünün Şaşırtan Pozu” başlıkları, lunaparkta dolaşan çocuğun renkli balonlara koşması gibi peşinde koşturuyor hepimizi. Bir tık uzağımızdaki o habere bakmadan edemiyoruz. Bir ünlünün, hatta bir ünlü kopyasının, alışveriş merkezinden elinde torbalarla çıkarken uzaktan çekilmiş fotoğrafını görmeden edemiyoruz. Hemen paylaşıyoruz bu haberi. İstiyoruz ki, başkaları da bizim gibi boş boş baksın ekranına. Üstelik bunu yaparken, elinde torbayla yürüyen o kişi hakkında atıp tutmayı ihmal etmiyoruz. Kendimizce sosyolojik tespitler yaparken, psikolojik bir vakaya dönüştüğümüzü umursamadan yürüyoruz vasatın dikenli bahçesinde.

Manipülasyon haberciliğine nefret kusuyoruz her gün. Yeni tanımlamalar sokuyoruz hayatımıza; algı yönlendirmesi, toplum mühendisliği deyip duruyoruz. Mikro blog alanının iki adım gerisine çıkıp, resmin daha büyük bir kısmını görmeye üşendiğimizden, vasatlaştırma-sıradanlaştırma-önemsizleştirme eksenindeki fırça darbelerini görmüyoruz. Görmek de istemiyoruz. “Her şey o kadar üstüme geliyor ki, biraz kafamı boşaltmak istiyorum,” diye bir cümlemiz var ne de olsa... Kafaları boşaltmak istiyoruz. Dünyanın dört bir yanında kadınlar, çocuklar ölürken, bizi ancak boş kafaların kurtaracağına inanıyoruz.

Bizi artık utanmanın bile kurtaramayacağını unutmak işimize geliyor.

İşimiz ne mi? Korunaklı dünyamızda kafamızı boşaltmak!

Zaten kim içerik istiyor ki...

Yanlış. Aslında herkes nitelikli içerik istiyor. Okur, bilginin uzağında kalmamaya özen gösteriyor. Bütün o rakamlar “vasatın zaferini” biraz daha köpürtmek için uğraşsa da, yirmi birinci yüzyıl, nitelikli ve özgün içeriğe aç insanların yüzyılı.

O ‘sıkıcı-eski tip’ yayıncılık bitti, devir hız devri yaygaraları arasında, içeriği boşaltanlar, kazdıkları kuyunun içinde debelenmeye başladıklarında, onlara Soljenitsin’in “Acelecilik ve yüzeysellik, yirminci yüzyılın ruh hastalıklarıdır; en çok da basında görülürler,” sözünü hatırlatacağız. Uygarlık çökerken, vasatı kutsayanlar, iğrenç bir tecavüz haberine bile şehvetli başlıklar atmaktan çekinmeyecekler yine de. Varsın olsun.

Akılcılığın, pozitif bilimlerin, doğrunun, derinliğin, gerçek bilginin kazanacağına dair umudumuz bitmeyecek elbette.

Yazının başlığına gelince; edebiyat takipçilerinin gayet iyi bildiği gibi Nobel ödüllü Çinli yazar Mo Yan’ın, Türkiye’de Can Yayınları tarafından yayımlanan benzersiz büyük anlatısının adı bu. “İri Memeler ve Geniş Kalçalar”, Erdem Kurtuldu’nun Çince aslından yaptığı çeviriyle dilimize kazandırıldı. Bence, geçen yılın en iyi çevirilerinden biri.

Mo Yan, bu romanında Kültür Devrimi sırasında yaşananları dokuz çocuklu bir ailenin hikayesi üstünden anlatıyor. Toplumsal değişimin sancıları, içeriden bir anlatımla, kimi yerde şaşırtarak, kimi yerde eğlendirerek, bir tokat gibi patlıyor okurun yüzünde.

Her alanın muktedirleri, istedikleri kadar algıları “bul karayı-al parayı” oyununa yenik düşürmeye çalışsın. Sanat sivil tarihi yazmaya devam ediyor.

Elbet bu günlerin de hesabını soracaktır sanat.


Yazının başlığına farklı beklentilerle ‘tıklayan’ herkesten, bir kez daha özür dilerim.

4 yorum:

tuncay şimşek dedi ki...

Ben de öyle sanırdım: Bul karayı-al parayı. Aslında size kara aratan oyunda hile kartlarda veya renklerde değil; tek bir harfte...
Bunca algı mühendisliği insan kanıksamasına yenik düşer elbet. Uyandıranlar ya fırça ya da söz sanatçılarıdır. İlk uyandıklarından olsa gerek . . .

juliet dedi ki...

Ay insan korkuyor yorum yazmaya şimdi hahah. Ama kusura bakmayın, yazıyı tebrik etmesem içimde kalırdı.

Video Fuar dedi ki...

ne yazık ki çok doğru noktaya değindiniz sayın kopan. günümüz yayıncılığı bunlardan ibaret hale geldi ve asıl anlam ifade eden yayınlar kalbur altı kaldı!

Adsız dedi ki...

O değil de, güzel adamsın sen.