31 Temmuz 2014 Perşembe

Yumruk

Radikal gazetesinde 4 Haziran 2014 tarihinde yayımlanan yazı.


Herkes fotoğrafa kilitlendi. Otuz iki yıl sonra Yılmaz Güney’in yumruğunu yeniden havada görmek, Fransa’dan Türkiye’ye heyecanlı rüzgarlar estirdi. Ama ufak bir şüphe de vardı: Nuri Bilge Ceylan gerçekten Yılmaz Güney’e selam mı göndermek istemişti, yoksa sadece foto muhabirlerinin “Lütfen yumruğunuzu şöyle kaldırır mısınız?” ricasını kıramadığı için mi vermişti o pozu? Gerçeği bilemezdik çünkü bu bilgiyi bize olay yerinden aktaracak kimse yoktu.

Aynı şüpheci tavır teşekkür konuşması için de geçerliydi. Nuri Bilge Ceylan, son bir yılda hayatını kaybeden Türk gençleri mi demişti, Türkiye’nin gençleri mi? Soma faciasında hayatını kaybedenlerden söz etmiş miydi? Bilemezdik bunları, çünkü 67.Cannes Film Festivali ödül töreni hiçbir yayın organı tarafından canlı olarak yayınlanmadı. Yayıncı kuruluş Canal+, internet yayının Altın Palmiye’nin verildiği dakikada kesti. Neyse ki, Lumiere Theatre’de bulunan cevval sinemacılarımızın hızlı tweet atmaları sayesinde Altın Palmiye’nin geldiğini ‘zamanında’ öğrenebildik.

Nuri Bilge Ceylan, Cannes sonrasında şaşkınlığını net bir şekilde dile getirdi ve “Bu yıl Türkiye’den hiçbir televizyon yoktu burada,” dedi. Gazetelerin de karnesi iyi değil ama hiç değilse ajanslardan gelen ‘konserve’ haberlerle yetinmediler ve farklı görevleri nedeniyle Cannes’da olanlardan yazı aldılar. Sadece bir ya da iki gazete bütçe ayırarak muhabir yolladı. Televizyon kanallarının durumu ise rezalet. “Bu kadar masrafı ancak sponsorla halledebiliriz, onlar da böyle bir dönemde para vermek istemiyor, “ bahanesinin arkasına saklandılar. Üstelik kültür-sanat haberlerini ‘sıkıcı’, Nuri Bilge Ceylan sinemasını ‘ağır’ bulanların bile yüzünü güldürecek popülerlikte bir oyuncu kadrosu vardı Cannes’da.  Yapımcı Zeynep Özbatur Atakan’ın çabaları da karşılık bulmadı. (Tecrübeyle sabit bir bilgi aktarayım, günde yarım saat canlı yayın yapmak çılgın bir bütçe gerektirmiyor. Sponsorun sırtından kar etmek amacı bir kenara bırakılabilirse tabii. Teknoloji yatırımlarıyla övünen ülkemizin, çok az maliyeti olan 3G yayınını bile yapmamış/yapmak istememiş olmasının mazereti yok.)

Haluk Bilginer, Cannes dönüşü katıldığı televizyon programlarında kırgınlığını ve kızgınlığını saklamadı. “Bütün dünya oradaydı ama siz yoktunuz,” dedi. Program sunucuları “Soma sonrası yasta olduğumuz için Cannes’dan yayın yapmadık,” deyince de noktayı koydu Bilginer: “Siz zaten Gezi’de de yoktunuz.”

Elbette Soma’da yaşananlardan sonra kırmızı halılı, eğlenceli bir yayın değildi beklenen. Türkiye sadece kırk yıl sonra gelen (ve açıkçası bir daha ne zaman geleceği belli olmayan) Altın Palmiye’nin havaya kaldırılış anını görmek, Kış Uykusu ekibinin on beş gün boyunca Cannes’da neler yaşadığından haberdar olmak istedi, o kadar. Soma faciasından aylar önce tamamlanması gereken basın akreditasyonları bile yapılmamışken, bütçe ya da yas yalanlarına hiç gerek yoktu.

Lafı uzatmadan adını koyalım: Türkiye hariç bütün dünya oradaydı. Başbakanın attığı her adımı takip eden, ekonomi zirvelerine tam teşekküllü yayın aracı gönderen,  futbol takımlarının hazırlık maçlarını bile canlı yayınlayan televizyonlarımız yoktu. Değerli basınımız Nuri Bilge Ceylan’ı Cannes’da ‘yalnız’ bıraktı. Şimdi iki kelimelik bir röportaj için ödüllü sinemacının peşinde koşanların, kültür-sanat algısını dönüştüren bir ‘görmezden gelme’ operasyonunun parçası olduklarını bilmeleri gerekiyor.  Ama unutmasınlar, o yumruk havaya öyle kolay kalkmıyor ve hep havada durmuyor.

Hiç yorum yok: