31 Temmuz 2014 Perşembe

“Dağ başını duman almış, gülüşelim arkadaşlar!”

radikal.com.tr'de 30 Temmuz 2014'te güncellenen yazı.

Bayram ziyaretinde, hatırladığı az sayıda anıdan birine sığınıyor annem.

1955 yılında Bursa’da Dağcılık Kulübü’nün düzenlediği bir eğlence. Kimileri sadece gelip boy göstermek kimileri sahnede olmak istiyor. Tangodan halk oyunlarına geniş bir yelpaze var. Annem ve kendisinden üç yaş büyük olan dayım, ‘Rakın Rol Dansı’ yapmaya karar veriyorlar. Zorlu figürler var. Havaya atıp tutmalar, bacak arasından kaydırmalar, belde çevirmeler falan. Günlerce iki katlı ahşap evin taşlık avlusunda prova yapıyorlar. Dizler, dirsekler çürüyor. Geceleri de oturup tül astarlı tafta eteğini dikiyor annem. Dayım takım elbisesini alabilmek için ek işler yapıyor. Sonunda eğlence günü gelip çatıyor. Beş vakit namazını bir gün aksatmayan anneannem kapıdan okuyup üfleyerek uğurluyor çocuklarını.

O kadar beğeniliyor ki iki kardeşin ‘Rakın Rol Dansı’, alkışlarla bir kez daha sahneye çıkıyorlar. Herkes ayağa fırlıyor, tempo tutuyor. Tezahüratlar ve kahkahalar eşliğinde figürler konuşturuluyor, etekler savruluyor. Eğlenceye doyamayan kızlı-erkekli grup ertesi gün bisikletlere atlayıp Uludağ yoluna çıkıyor. Siyah-beyaz bir fotoğrafta parlıyor kahkahalar.

Kimilerince Cumhuriyet modernleşmesinin başarılı bir karşılığı var bu hikayede, kimilerince temeli zayıf bir taklit. Benim içinse sosyolojik ve/veya siyasi değerlendirmelerden çok uzakta bir yerde, annemin kahkahasında duruyor. Alzheimer zihne keskin bir bıçak saplıyor ama o kahkahayı silip atamıyor. Eliyle ağzını kapatarak gülme mahcubiyetinin ezberletildiği ikiyüzlü erkek diline aldırmadan, güle oynaya anlatıyor annem Rakın Rol anılarını.

Bayramın ilk gününde, annemin gülüşü gözümün önündeyken geliyor o tuhaf açıklama. Uzun bir metnin içinden sadece kahkaha bölümünü cımbızlamak yakışıksız olabilir, o bölümü paragraf olarak hatırlayalım: İffet kadın için de, erkek için de bir süstür. Erkek, zampara olmayacak. Eşine bağlı olacak. Çocuklarını sevecek. Kadın ise, o da iffetli olacak. Mahrem-namahrem bilecek. Herkesin içerisinde kahkaha atmayacak. Bütün hareketlerinde cazibedar olmayacak, iffetini koruyacak.” Böyle buyuruyor siyasetçi.

Konuşmanın tamamında televizyon dizilerinin kötü etkileri, ergenlik yaşı, internet, seks, cep telefonları gibi noktalar var. Kapsamlı bir ahlak manifestosu anlayacağınız. Konuşmanın yapıldığı yer Bursa.

Sosyal medya başta olmak üzere bütün alanlarda “kahkaha konusuna” odaklanılmış olması, çok değerli bir konuşmanın içinin boşaltıldığı anlamına gelmiyor. Erkek için iffetin belirleyicisi ‘zampara olmamak’, kadın içinse ‘uluorta gülmemek’. Kadın katillerine uygulanan tahrik ve iyi hal indirimlerinin kaldırılması beklenirken, siyasetin dili uluorta gülmeye de davetiye çıkarıyor. Bu konuşmanın sadece gündem değiştirmek, kişisel düşünce beyanında bulunmak ve hatta saçmalamakla açıklanamayacağı ortada.

Şimdi sorulacak çok sayıda soru var. Bu soruların muhatapları siyasetçiler. Hangi siyasetçiler mi? “Uluorta gülmeyin, fazla seçici olmadan bir an önce evlenin, kadın mıdır kız mıdır bilemem, sizin bacak aranızı çekip gazetelere basarım ve şeyini şey ettiğimin şeyi,” gibi benzersiz açıklamalarıyla, maşist bir dilden konuşan ve düşünen siyasetçiler. Örneğin bu siyasetçilere “Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu”nun beş temel isteğini hatırlatalım ve soralım: Bu konularda ne yapıyorsunuz?

1.     Cumhurbaşkanı, başbakan ve meclisteki bütün parti liderlerinin kadına yönelik şiddeti kınaması.
2.     6284 sayılı Koruma Kanunu’nun etkin uygulanması.
3.     Ceza Kanunu’nda caydırıcı ceza.
4.     Kadın Bakanlığı kurulması.
5.     Cinsiyet ve cinsel yönelim eşitliğini esas alan yeni anayasa.

Bu soruları sorarken, erkekliğin “vermek-vermemek” eksenine indirgediği
çirkin dil konusunda kendimize de bir çuvaldız batırmalıyız. Son günlerde internet üstü şaka videolarından “Mmm, mmm, vermiycem, vermiycem, benim değil mi vermiycem,” diyen kızın paylaşım rekorları kırması, sizce kadın meselesinde hangi düşünceye hizmet ediyor? “Yahu küçük bir geyiği ne kadar da ciddi bir meseleye çevirdin,” diyenler olabilir. Onlar “Vermiycem, vermiycem,” diye dolaşmaya devam etsinler.

Bu erkek egemen dilin içinde dönüp durmaya devam ettikçe kadın bedenini, cinselliğini ve daha da ötesi varlığını özgürleştirmek zor. Sanatın ve edebiyatın gereği ve gücü de bu noktada devreye giriyor. Yoksa, ortalık şehvetli bir kahkahayla mesir macunu kapışmaya çalışan erkeklere kalıyor. Gerçi bu bayramda öğrendiğimiz kadarıyla, o mesir macunlarını zamparalık yapmak için tüketmiyorsanız sorun yok. İstediğiniz gibi gülün erkekler. Otuziki diş göstermeden olmaz.


8 Ağustos Cuma günü saat 19.30’da Tünel’den Galatasaray’a doğru yürüyecek kadınlar. Öldürülen kadınların aileleri de orada olacak. Kadınların adım seslerini dinleyeceğiz. Sağlığı izin verseydi annem de orada olurdu. Yürüyüş başlamadan Bursa anılarını anlatırdı çevresindekilere. Birlikte şarkı söylerlerdi. Elleriyle ağızlarını kapamadan, uluorta gülerlerdi. Yürüyüş başlayınca da militarizmin vurgularını değiştirerek bir marş tuttururlardı: “Dağ başını duman almış, gülüşelim arkadaşlar!”

1 yorum:

Nur Kibritci dedi ki...

Yekta bey elinize yüreğinize klavyenize sağlık harika bir yazı olmuş.Gülüşelim :)))))