13 Nisan 2014 Pazar

Bir Tuvalet Fırçası Olarak Sanat

Berlin’de, Schaubühne’de bir oyun izliyorum. Metnin kimi kırılma anlarında, oyunculardan biri zamanında popüler olmuş şarkılardan birini söylemeye başlıyor. Oyunun sorgulayıcı akışı içinde, o popüler şarkı, zihnimizdeki algısından başka bir anlamla çıkıyor karşımıza. Bir noktadan başka bir noktaya savruluyoruz.
Ben de Berlin’den Hamburg’a savruluyorum bir anda.

Hamburg’da tuhaf işler dönüyor 21 Aralık’tan bu yana. 80’li yılların ‘işgal evi’ hareketinin Hamburg ayaklarından biri olan ve 1989 yılından bu yana solcu grupların işgalinde bulunan Rote Flora Kültür Merkezi’nin boşaltılması istenince başladı her şey. Almanya usulü kentsel dönüşümün siyasi yansımalarını ilgilenenler takip etmiştir. Rote Flora’da, Schanzen’de ve Reeperbahn’da yaşananlar, kısa sürede ülkedeki diğer ‘işgal ev’lerinin olduğun bölgelerde de gerilime ve devlet şiddetinin sorgulanmasına yol açtı. Polis kontrolleri arttı. Eylemciler bu kontrollerin, üst-baş aramaların ‘saçma’lığını göstermek için ceplerinde tuhaf şeyler taşımaya başladılar. Ve ortaya bir simge çıktı: eylemcilerden birinin arka cebinde taşıdığı bir tuvalet fırçası. Sıradan, plastik, ucuz tuvalet fırçası o gün bugündür Rote Flora direnişinin sembolü.  

4 Ocak’ta Altona, Sankt Pauli ve Sternschanze ‘tehlikeli bölge’ ilan edildi. Tehlikeli olarak nitelenen bu bölgelerde, polise herhangi bir gerekçe olmadan kişileri kontrol etme yetkisi veren uygulamaya karşı tuvalet fırçası sembolü önce sosyal medyada kullanılmaya başlandı. Ardından sokak sanatında yansımalarını buldu. Grafittilerde, sprey boyamalarda o meşhur tuvalet fırçası vardı artık. Basın toplantılarında masalarda, yürüyüşlerde pantolonların arka ceplerinde, televizyon programlarında hep o vardı. Tişörtler, eşarplar, çantalar tuvalet fırçası ile kaplandı. Bir direniş sembolünün, popüler kültürün ikonlarından birine dönüşmesine tanıklık ettik kısacası.
Benzer bir süreci, bu coğrafyada Gezi direnişi sırasında başta yakın mesafeden biber gazına maruz kalan kırmızılı kadın fotoğrafı olmak üzere çeşitli fotoğraflarda yaşadık. Bir imge, bir sembol çoğu sözden daha güçlü bir duruş sergileyerek elden ele dolaşmaya başlamıştı. Öyle ki, kırmızılı kadın Temmuz ayında geniş çaplı eylemlere tanık olan Brezilya’da bile boy gösterdi. Kültür dergisi Piauí, kapak illüstrasyonunda kullandığı kırmızılı kadının eline bir Brezilya bayrağı tutuşturup, bir imge üstünden ortak bir dil yarattı. Şimdi aynı ortak dil çabası, karşılığını bir tuvalet fırçasında buluyor.
Türkiye’den Almanya’ya dönelim tekrar. Direniş kendi sembolünü yaratıp çoğaltırken gerginlik Hamburg’dan Berlin’e sıçramıştı bile. Tuvalet fırçası, Berlin´in Kreuzberg semtindeki Oranienplatz meydanında bulunan mülteci kampı etrafında da boy gösterdi. Resmi ideolojinin “şiddete meyilli aşırı sol” olarak tanımladığı gruplarla güvenlik güçleri arasında büyük çaplı çatışmalar yaşandı. Rote Flora’da yakılan meşale, kısa sürede Almanya geneline yayıldı, eylemler daha da sürecek gibi.
Olayın, anarşist sol gruplar çerçevesinin ötesine de bakmak gerekiyor. Rote Flora, 1835 yılında yazlık bir tiyatro olarak inşa edilen bir bina. O yıllarda küçük bir parkın ortasında yer alıyormuş. Sonraki senelerde balo salonu, kır lokantası ve sinema olarak da işletilen bina 1989 yılına gelindiğinde, Hamburg'un en fakir semtlerinden birinde, uzun süredir kimsenin kullanmadığı, kamuya ait metruk bir binaymış ve solcu gençler tarafından işgal edilmiş. Kafesiyle, küçük imalathaneleriyle, dükkanlarıyla, danışma ve kültür merkeziyle alternatif bir yaşam şeklini öneren bina, o zamandan beri "Rote Flora Alternatif Kültür Merkezi" olarak anılıyor. Hamburg kentinin kültürel haritasında önemli bir yere sahip olan merkez, turistik kent turlarında "alternatif kent kültürünün bir abidesi" olarak turistlere de gösteriliyor. İşte tuvalet fırçalı eylemler ve sonrasında hükümetin tartışılan uygulamaları böyle bir yapının karşısına dikilen kentsel dönüşüm mekanizmalarının sonucunda oluşuyor.
Ama bazen bir simge, bütün bu durumu farklı bir gözle okumanın dinamiğini sağlayabiliyor. Bölgedeki kentsel dönüşüm uygulamalarının “saçma”lığını, bir tuvalet fırçasından daha iyi ne anlatabilir ki? İşte, Berlin’in en ünlü tiyatrolarından Scahubühne’de David Gieselmann’ın yazdığı ve son dönemlerin efsane tiyatro adamı Marius von Mayenburg’un yönettiği “Die Tauben/Güvercinler” adlı oyunu izlerken aklıma bunlar takılıyor. Popüler kültürün nesneleri ya da popüler kültürün içine girmiş simgeleri, o farklı okumanın cümlesi haline getiren şarkıları dinliyorum birbirinden yetenekli sekiz oyuncudan. Orta sınıf ahlakı üstüne, neşeli bir oyun “Die Tauben”. Ama can acıtan, kahkaha çivisini beynimize çakan bir oyun. Kapitalizm çarkları arasındaki ikiyüzlü ahlakı anlatan bölümler arasında müthiş şarkı performansları izliyoruz. Popüler kültürün sembollerini yapıtının bütünlüğü için yeniden üreterek, överek kullanan sanatçılar da var elbette. Örneğin bu yıl Oscar’larda adını sıkılıkla duyacağımız “American Hustle/Düzenbaz” filminde yönetmen David O.Russell, popüler şarkılara atmosfer yaratmak için sırtını yaslıyor. Oysa Schaubühne oyununda yönetmen Marius von Mayenburg, hafıza tazelemenin ve ayakta kalmanın bir dayanağı olarak değil, eleştirinin bir aracı olarak kullanıyor popüler kültürü. Oyunun sonunda, bütün o mutsuzluğun ortasında, sekiz oyuncu a capella olarak “Felicita/Mutluluk” şarkısını söylemeye başladığında, bütün izleyicilerin üstüne sinmiş ikiyüzlülüğü de bir tuvalet fırçasıyla temizliyorlar. Hayatımda duyduğum en tüyler ürpertici, en can acıtıcı ‘mutluluk’ şarkısında, dünyanın dört bir yanındaki direnişçileri düşünüyorum.
Bir sembol, bir direnişin coğrafya tanımadan yayılmasında başrol üstlenebilir. Üstelik planlanmış bir üretim sürecinden, sanatsal algının dinamikleri üstüne düşünmeden, kendiliğinden ortaya çıkmış bir simgedir. Tasarlanmamış, planlanmamış. Bir gelenek sürekliliğine gereksinim duymadan. Günün birinde, siyasi otoritenin saçma kararlarını eleştirmek isteyen biri, pantolonunun arka cebinde plastik bir tuvalet fırçası taşır ve noktayı koyar. Sanat bundan sonra ancak takipçi, tekrar edici ve yeniden üretici konumundadır. Kimileri bu yeniden üretimden nemalanmaya çalışır, kimileri ise böylelikle zihinleri yeniden bulandırmaya. Soğuk bir Berlin akşamında, akla takılan soru, tuvalet fırçasının sanatın üretim alanı içinde kendisine nasıl bir yer bulacağıdır sadece. Kimi zaman sanat bir tuvalet fırçasını kullanmak değildir belki de. Sanata bu imge üstünden bakabilmek, “Bir tuvalet fırçası olarak sanat nedir?” diye sorabilmektir.

1 yorum:

Pelin Eryılmaz dedi ki...

Sanırım o kadar zamandır seni okuduktan sonra ilk yorumum. Bu sene, eskiye oranla az yazıyorsun. Daha çok yazı bekliyorum senden.