Fotoğrafım
Okuduklarım... Dinlediklerim... İzlediklerim... Aklıma takılanlar...

8 Aralık 2013 Pazar

Sanat Hukuku hakkında ne biliyoruz?

Başlıktaki sorunun ortaya çıkışında edebiyatçı ve Sanat Hukuku alanında çalışan arkadaşım Pınar Sönmez’in sohbetlerimizdeki cümlelerinin payı var. Pınar Sönmez, geçenlerde yazdığı uzun bir mektupla, konuyu daha da derinleştirdi. Mektubun bir bölümünü paylaşmak hem aydınlatıcı hem de soruları çoğaltıcı olacak. 

Söz, konunun uzmanında:

Sanat Hukukuna bakış ile hukuka genel bakış farklı yönlere düşmüyor. Hukukta hakkaniyete, hak aramaya, hakkını vermeye nasıl bakıyorsanız Sanat Hukukunda da böyle. Ama genel hukuk kurallarından ve Ticaret Hukukundan çok farklı, teknik, özel kurallarla… Öncelikle sanat sektörü açısından kavrayış ve yasalar açısından politika gerekiyor.

KAVRAYIŞ: Konu sanatsa sıradan bir ticaret metasından ve anlayışından söz edilemez. Hâlâ, onların deyimiyle parasını verdiği anda, şarkının, kitabın, video klibin, resmin vd. tüm sanat eserlerinin kayıtsız şartsız, tüm haklarıyla birlikte kendisine “ait” olduğunu sananlar var; bu algı değişmeli. Çünkü sanatçının ve mirasçılarının mali ve manevi hakları, yasa gereği devam etmekte. Aralarında yapılan sözleşme ile mali hakların bir bölümü, o da sıralamak suretiyle yazıldığı takdirde geçerli olmak üzere, devredilebilir. İsmin belirtilmesi, eserde değişiklik yapılmasını men etmek gibi manevi hakların devri ise yasal olarak mümkün değil. Yasa, eser sahibini korumakta ve boşluk halinde eser sahibi lehine yoruma gidilmesi gerekmekte.

POLİTİKA: Anayasa m. 64’te yer alan “Devlet, sanat faaliyetlerini ve sanatçıyı korur,” ifadesi ise yeterli değil, eser sahiplerinin fikri mülkiyet hakkının korunduğu açıkça yer almalı. Sanatçı sadece “korunmalı” denilerek korunamaz. Neyi koruyacaksınız? Eser sahibinin ve mirasçılarının fikri mülkiyet haklarını. Nedir bu haklar? Mali ve manevi haklar. Samimiyetle çalışılıp, tüm mevzuatın birbirine uyumu sağlanmalı.

Sıkı bir örnek: 1952’de Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu hazırlanırken bile yasada yer alan ve “Eser sahibine eserin değerinde sonradan (ikinci, üçüncü, vd. satışlar ile) meydana gelen artışlardan pay talep etme hakkı veren pay ve takip hakkı”nın uygulaması ile ilgili m. 45’te Bakanlar Kurulunca çıkarılacak bir kararname ile belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde” deniyordu. Peki, plastik sanatlarla ilgili pek çok kişinin “en önemli sorun” olarak belirttiği bu hususa ilişkin kararname ne zaman mı çıkarıldı? 2010’da… İşte, olmaması gereken! Uygulamayı sorarsanız, hak kullanılmayı bekliyor, aranmayı bekliyor, emsal bekliyor. Asıl hedef, yasal yollara başvurmaya gerek kalmaksızın ressama, heykeltıraşa kanuni payın ayrılarak teslimini bekliyor.

YA ESER SAHİBİ, SANATÇI? İRADE: Zincirin güçlü halkası hakların aranması. Genel hukuk kurallarına göre hakkınızı nasıl aramalıysanız, Sanat Hukuku kapsamındaki haklarınızı da aramalısınız. Peki hak aranıyor mu? Haklar bilinmiyor ki… Meslek birlikleri, gruplar, platformlar yolu ile bilinçlenmenin adım adım sağlanması ve hakların kullanılması gerek. Sanat eseri, sıradan bir ticaret unsuru olamaz, değildir dedik. Nitekim Fikir ve Sanat Eserleri Kanunun en önemli maddelerinden biri, mali hakların ihlali halinde verilen zararda rayiç değerin üç katı tazminat istenebilmesine ilişkindir. Yakın zamanda, bir sanatçı arkadaşımızın mali haklarının ihlali nedeniyle açtığımız tazminat davasında, daha davanın başında, karşı taraftaki müzik şirketi yetkilileri haksız olduklarını anlayarak eser sahibinin hakkını teslim etmek istediklerini bildirdiler, sonuçta uzlaştık. Uzlaşma, ancak dava açtıktan sonra mümkün oldu.

Eser sahiplerinin üzerinde durması gereken iki husus var: Birincisi, aynı önleyici hekimlikte olduğu gibi bir sözleşmeyi imzalamadan önce mutlaka bir hukuk danışmanına, avukata başvurmak ve böylelikle iradesine uygun olarak imza attığından ve yasal haklarının korunduğundan emin olmak, ikincisi de hakkı ihlal edilirse ve şartları gerçekleşmişse yasal yollara başvurmak. Çünkü Sanat Hukukundaki mücadele sadece o kişinin mücadelesi değil. Gerek kulaktan kulağa dolaşarak sektörde örnek oluşturuyor ve tarafları doğru harekete motive ediyor, gerek davanın sonuna dek gidildiği takdirde Yargıtay’dan gelecek emsal kararla aynı sorunu yaşayanlara fayda sağlanıyor. Anlattıklarım sinema, plastik sanatlar, müzik ve diğer  tüm sanat alanları için geçerli.

Sonuçta Sanat Hukuku incelikli, detaylı, hassas bir konu.  Devlet politikası, sektörün duruşu ve sanatçının iradesi sağlam, belirleyici olmalı. Ve bunların hepsi sanat, hukuk, hak, hakkaniyet ve itibar meselesi...

İşte Pınar Sönmez’in mektubu böyle. Görünen o ki, sanat alanındaki zenginleşme, üretim artışı, henüz işin hukuki boyutundaki karşılığını yeterince bulamıyor. Öncelikle bir bilgilenme ve bilinçlenme sürecinden geçmek zorundayız. Demek ki yeri geldikçe, bu dosyayı açmaya devam...

Hiç yorum yok: