17 Kasım 2013 Pazar

Stephen King'i Sinemaya Uyarlamak

Kim’e teşekkürlerimle…



Kimberly Peirce adını ilk olarak o can acıtan film “Boys Don’t Cry” ile duymuştum. Hillary Swank’ın çoğu sahnedeki yüz ifadesi hala gözümün önünden gitmez. Yıllar sonra Peirce adını bu kez Carrie’nin yeniden çevirimi gündeme geldiğinde duyduk. Hem Stephen King imzalı romanı hem de Brian De Palma imzalı ilk filmi seven biri olarak, nasıl bir sonuç ortaya çıkacağını merakla beklemeye başladım.

Yeniden çevirmeler konusunda çoğu zaman mesafeli davranıyorum. Sanat üretiminin sürekliliği, farklı bakış açılarıyla çoğaltılması konularına önem veren bir yazar olarak, bu mesafenin nedeninin sadece “ticari” olduğunu söylemeliyim. Yeniden çevrim mi, yeniden para kazanmanın fırsatçılığı mı? Neyse, bu ayrı bir konu…

Hayat tesadüflerle dolu diyebileceğim bir dizi olay sonucunda, Kimberly Peirce ile sıcak bir iletişime geçtik ve ben de, NTV Radyo’da Sevin Okyay ile hazırlayıp sunduğumuz “Köşe Bucak” isimli kültür-sanat programı için, küçük bir söyleşi yaptım. Yeniden çevrimin ve Stephen King uyarlaması yapmanın zorluklarını sordum Kimberly’e. O da bir ses kaydı yapıp cevabını yolladı.

Program, 15 Kasım 2013 tarihli “Köşe Bucak” programında yayımlandı. Podcast’ine buradan ulaşarak dinleyebilirsiniz isterseniz. Ben yine de cevabı Fil Uçuşu’nda da paylaşmak istedim.


İşte Kimberly Peirce’in cevabı:

Bana tanınmış bir filmi yeniden çekmenin zorluklarını sordunuz. Bence eserin kendisine ve karakterlere odaklandıktan sonra hiçbir zorluğu yok.

Özellikle hepimizin yaptığı gibi sevgi ve kabul edilmeyi bekleyen ve okulda jimnastik dersinde arkadaşlarından kötü muamele görerek inanılmaz zorluklarla karşılaşan Carrie karakteri gibi. Carrie’nin  annesi ile olan ilişkisine de odaklandım. Annesi de Carrie gibi ilgi ve sevgiye muhtaç fakat Carrie’nin varlığı, cinsiyeti onu fazlasıyla endişelendiriyor. Çünkü annesi çok dindar biri ve  hayattan ve kendisinden korkuyor. Carrie’yi doğurduğunda uzun süre onu  görmezden geliyor, görmeye başladığında ise öldürmek istiyor. Ona aşık olduğu için öldüremiyor. Bu ilişki de tüm film boyunca anlatılıyor. Ben de bu ilişkiye odaklandım çünkü bence buradaki anne-kız ilişkisi çok önemli.

İlgimi çeken bir diğer ilişki de Carrie ile diğer kızlar arasındaki ilişki. Carrie onların dünyasının bir parçası olmak, dostluklarını kazanmak istiyor. Ve bazı yerlerde başarıyor. Chris ise Carrie’yi delicesine kıskanıyor. Öğretmenler ya da arkadaşları Carrie’ye daha iyi olması için yardım ettiğinde buna dayanamıyor. Carrie’nin erkeklerle olan ilişkisi de son derece önemli. Carrie sadece aşk, mutluluk ve romantizm yaşamak istiyor ve okulun en yakışıklı çocuğuna ilgi duymaya başlıyor. Okulun düzenlediği bir baloda Sindirella hikayesi gibi şık elbiselerle onunla dans etmek istiyor ve hep bunu hayal ediyor.

Bu aynı zamanda bir süper kahraman hikayesi... Mutluluğu yakalayamayan ve korkunç bir hayatı olan bir kızın, süper güçleri olduğunu fark etmesi de anlatılıyor filmde. Carrie, bu güçlerin de hayatını güzelleştireceğini sanıyor ve güçlerini kullanmak için denemeler yapmaya başlıyor.

Odaklandığım bir başka nokta da, bunun bir intikam hikayesi olması... Mutlu ve güzel bir hayata sahip olmak için her şeyi yapan bir genç kıza herkes engel olmaya çalışıyor. Aslına bakarsanız izleyici doğru-yanlış hikayelerini seviyor. Çünkü kötü muamele gören birinin arkasında durup adaleti sağlamasını ve intikam almasını görmek istiyoruz.

Son olarak bence önemli olan bir başka konu ise kırk iki yıllık bir romanı ve filmi günümüze daha uygun hale getirmekti. Bu yüzden filme cep telefonları, kayıt cihazları koydum.

Aslında bana ilginç bir soru sordunuz. Tanınmış bir romanı, filmi yeniden çekmenin zorluklarını öğrenmek istediniz. Ben kendi filmimi oluştururken, hem romana sadık kalmalı hem de diğer filmin yaptıklarının ve yapmadıklarının farkında olmalıydım.

Stephen King’i adapte etmenin bir diğer önemli yanı ise King’in yazdıklarını hayata geçirmeye çalışmak. Herkesin çok sevdiği Stephen King kitaplarını anlamak için öncelikle yazarın kurgu dünyasını anlamak gerekiyor. Bunun için de ‘Danse Macabre’ kitabına  bakmalıyız. Bu deneme kitabı Stephen King’in korkuyu radyoda, edebiyatta veya televizyonda nasıl algıladığını ve korkunun tarihini anlatan yazılardan oluşuyor. Korku ile komedinin nasıl birlikte kullanılabileceğini, King’in karakterlere nasıl baktığını da gösteriyor. Kısacası bir Stephen King uyarlaması yapacaksanız bu kitabı okumanız gerekir. Böylece onun kurgusunu daha iyi anlar, karakterlerini de daha kolay filme taşırsınız.


1 yorum:

MARTI dedi ki...

Bu filmin tanıtımı da şahaneydi :)http://www.youtube.com/watch?v=WeSOhqmeG5w