Fotoğrafım
Okuduklarım... Dinlediklerim... İzlediklerim... Aklıma takılanlar...

19 Mayıs 2013 Pazar

Seslendirme Türkçesi dilimizi kirletiyor mu?

Geçenlerde bir gazetenin haftasonu eki için aradığını söyleyen muhabir, küçük bir soruşturma hazırladıklarını anlattı önce. Konu seslendirme ile ilgili olduğu için beni de aramak istediklerini açıkladı. "Seslendirmeler için yapılan çeviriler ve kullanılan Türkçe hakkında bir dosya," dedi, "sizce bu çeviriler Türkçeye zarar veriyor mu?"

Sesinden genç olduğu anlaşılan muhabirin ne demek istediğini biliyordum; yıllardır konuşulan konudur. Özellikle İngilizce'den birebir yapılan kimi çevirilerin yıllar içinde "korkarım, sanırım, lanet olsun," gibi kelimeleri -hatta bunlara kalıp demek gerekiyor- gündelik konuşmaya soktuğu, falan filan...

Falan filan deme nedenim konuyu geçiştirmek değil; seslendirme ile ilgili yanlışlar ve saçmalıklar hakkında bir başlasam konuşmaya saatler sürer.

Ama ben işin bu kısmında değildim ve muhabire de durumu açıklamaya çalıştım. Öncelikle telefonda böyle soruşturma sorularını cevaplamayı sevmediğimi, düşüncemi yazılı olarak paylaşmak istediğimi söyledim. Sonra da, "Zaten bu konuda bir cevap veremem çünkü dildeki kirlenmenin bu kadar basite indirgenmesi, seslendirme çevirilerindeki hatanın bu önlenemez dil erozyonunun günah keçisi olarak belirlenmeye çalışılması sadece kolaycılık olur," dedim.

Konuşmanın sonrası -hatırladığım kadarıyla- şöyle ilerledi:

"Sizde yıllardır bu işi yaptığınız için sormuştum."

"Anlıyorum, teşekkür ederim. Ama dil yaşayan bir organizmadır ve elbette yaşam alanındaki her şeyden etkilenecektir. Olumlu ya da olumsuz. Seslendirmelerde duyulan Türkçenin olumlu katkıları da vardır. Ve inanın, hiçbir şey dilimizi siyasetin dili kadar kirletmiyor. Bence dosya yapacaksanız bu konuda yapın."

Bir süre sessizlik oldu. Medyanın neredeyse her köşesine sinen korku bazı şeyleri duyunca tetikleniyor herhalde. Ya da muhabir "Çattık!" diye düşündü.

"Yani Yekta bey, ben şunu demek istiyorum; bu filmlerde yapılan birebir çeviriler gençlerimizin..."

Bu kez bende sessizlik oldu. Henüz yirmili yaşlarında olduğu sesinden ve konuşmasından belli olan gennç muhabir, bir çeşit iktidar diliyle konuşmaya başlamış bile, dili çoktan kirlenmiş, "Gençlerimizin..." diyor.

"Yapmayın lütfen. Siz konuyu bir noktaya çekmeye çalışıyorsunuz ama ben inatla başka bir şey diyeceğim. O sözünü ettiğiniz gençler, gazetelerde gördükleri kıt zekalı manşetlerden, televizyonlarda günlük haberlerin aktarılmasında kullanılan dalkavuk dilden, spor medyasının çoğu zaman ağzı köpüren üslubundan, milletvekilerinin meclisteki pek seviyeli sohbetlerinden daha mı az etkileniyorlar? Ben sizin başınızı ağrıtmadan şunu tekrar edeyim; hiçbir şey dili siyaset kadar kirletmez."

Bunu dediğim anda kızdım kendime. İşini yapmaya çalışan bir muhabire ukalalık yapmanın ne anlamı vardı? Belki kendi önerisi, belki de editörünün emriyle bir telefon etmiş, iki cümlelik yorum almak isteyen genç bir emekçiye, ayaküstü "Şu şöyledir, bu böyledir," diye parmak sallamak, en basit anlatımla saygısızlıktı. Yeri gelmişken adını bilmediğim bu muhabirden özür dilerim.

Ama madem böyle bir dosya açtı ya da açtılar, konuya biraz da sağdan soldan bakmalarını da isterdim. Korkarım, buna cesaretimiz yok.

Böyle bir dosya yayınlandı mı, yayınlandıysa ne sonuca varıldı, gençleri zehirleyen seslendirme Türkçesi mi, hangi kelimeler suçlu ilan edildi bilemiyorum. Hikayenin içinde ben ukalalığımla baş başa kaldım.

Bundan sonrası dil üstüne çalışan akademisyenlerin alanına giriyor.

Çok konuştum, lanet olsun!

11 yorum:

Adsız dedi ki...

Verdiğiniz yanıtı ben çok akıllıca buldum.Keşke bu dediklerinizi de yazsalar o yaptıkları araştırmada.Hele şu futbolu konuşanlar yok mu onları aniden görürsem bile beynimde bir sürüngen yığını görmüşüm gibi bir tepki oluşuyor bende.Onların konuşmasını hayal etmek bile ürkütüyor.

Böcek Yiyen Peygamber dedi ki...

Gülümsedim aslında sondaki "lanet olsun" kısmında.
Arkadaşlar arasında esprilerini yapar da güleriz.
Ama konu öyle değil;
"Ve inanın, hiçbir şey dilimizi siyasetin dili kadar kirletmiyor. Bence dosya yapacaksanız bu konuda yapın."
Ağzınıza sağlık!

Adsız dedi ki...

Siyaset dili kirletiyor, doğrudur; ama bu, çevirilerin de dili kirletmediği anlamına gelmiyor. İstiyorlarsa hazırlasınlar dosyalarını, ne var ki?

Melange dedi ki...

Size katiliyorum Yekta Bey, cok haklisiniz. TV de haber programi yapan spikerin yetersiz Türkcesi, tonlamalardaki hatalar, seyyar satici ciyaklamasiyla yapilan haberler beni Amerikan dizilerindeki birebir cevirilerden cok daha fazla rahatsiz ediyor.
Ancak ben, bir arastirma ve haber programi yapmaya soyunmus bir kisinin daha donanimli olmasini bekliyorum. Ne yazik günümüzde ne haberciligin ne habercinin iceriginin önemi kalmadi, bu yüzden de sizin o „genc’e“ gösterdiginiz tepkiyi son derece hakli ve yerinde buluyorum. Eger birilerinden arada bir, onlari kendilerine getirecek, bir nebze düsündürtecek sözler duymazlarsa, kendilerini haberci, programci zannetmeye devam edicekler, tüm diger benzerleri gibi..

gzde uzun dedi ki...

İnsanlar dışarıdan ithal kalıpları bu kadar günlük hayata geçirmeyi severken sadece tek bir etkene bağlamak saçma olur zaten. Ama yinede türkçe seslendirmelerdense her zaman altyazılı izlemek tercihimdir. Sanki o zaman daha az rahatsız ediyor gibi..

http://theclumsywriter.blogspot.com/

Heyyfi dedi ki...

Bence seslendirme Türkçesinden önce, dili kirleten başka sebepler aramak gerekli.
Son zamanlarda, genç kızlarda aynı tarz ve her an hıçkıracakmış gibi başlayıp devam eden tuhaf bir lisan belirdi. Aynı şekilde bıçkın delikanlı "rolü" ile çok barışık hale geldiğinden, bu tonlamada konuşan , birbirinin aynı gençler oluştu bir zamandır.
Bunun sebeplerinden en önemlisi, gençlerin örnek aldıkları " başarılı" olarak gösterilen, sabun köpüğü şöhretli ağabeyleri ve ablaları. Liderlerin birbirlerine olan "sevgi dolu" söylemleri elbette ki örnek alınıyor. Çok sıkıldım artık bunlardan. Birçok güce servet kazandırdığı halde kansere bile çözüm bulunur da, bu soruna bulunurmu bilemem.
Bu arada benim de içim doluymuş bu konuda:) Fırsat beklemişim içimdekileri dökmek için:))
Sevgiler...

zerdaliler dedi ki...

Konudan biraz bağımsız olacak; ama yeri gelmişken belirteyim dedim. Ice Age - pek çoğumuzun yaşına rağmen- defalarca izlediğim, neredeyse tüm repliklerini ezbere bildiğim bir animasyondur. Sanırım bu kadar çok sevmemizin nedeni "seslendirme". Fakat seslendirme ayrı şey, lokalizasyon ayrı şey diye düşünüyorum. Şayet aksi olmasaydı bu kadar benimsemez ve sevemezdik. Ve yazının tamamı, özellikle de sistem, iktidar, medyanın bilumum türü üzerine söylediklerinizde ki haklılık payınız... Bir kez daha saygı duymama neden oldunuz özeleştirinizi yaparken ve ismini bilmediğiniz muhabirden özür dilerken.

grbzifti dedi ki...

Çeviriler bana hep yumuşak ve yapay gelmiştir. bizim ağzımızdan bir Amerikan filmi garip olurdu ama :) shrek'in çorum versiyonu var mesela izlemek isterseniz. dediğinize katılıyorum dil canlı!!! değişimin önüne geçmek mümkün değil!!!

Simge Desen Türk dedi ki...

Haberi okumadım ama günümüzde kirlenmiş bir Türkçe'den bahsedilecekse buna sebep olan bir çok etmeni saymak gerekir. Tüm suçu seslendirme çevirilerine atıp kaçmak ve sanki bütün bunlardan dublaj sanatçıları sorumluymuş gibi bir izlenim yaratmak haksızlık elbette. Verdiğiniz cevaba kesinlikle katılıyorum ama size telefon ettiği anda hayatının en önemli şeyinin o haberi hazırlamak olduğunu sanan “genç” arkadaş için üslup biraz sert olmuş olabilir.
Aslında bu konuşmayı duyması gerekenlerin başında o “korku”ya kapılmış medya patronları olduğu aşikar ve yazdınız ya belki bu sayede gözlerine çarpar. Yine de o gence iyilik ettiğinizi düşünüyorum. Farkına varmak da önemlidir. Hiç beklemediğimz anda kafamıza inen tuğlalardır aklımıza başımıza getiren. Bu arkadaş da bir gün Yekta Kopan’ın sözlerinin başlattığı bir cesaretle böyle bir dosya hazırlar belki,kimbilir?

Mert dedi ki...

Yazınızı okurken aklıma Servet-i Fünun romanındaki ünlemler geldi hemen. Fransız cümle yapısının etkisiyle o dönemin romanlarında "Ah!" ve "Oh!" benzeri ünlemler kullanıldığını biliyorsunuzdur. Sizin de bahsettiğiniz gibi bir etkilenme bence de illa ki olacaktır. Ama dilimizi kirletme suçunu önce kendimizde aramalıyız diye düşünüyorum. Önce biz dilimizi iyi kullanacağız ki yabancı sözcüklere karşı daha dikkatli olalım. Tabela yazıları, kafe isimleri Türkçe ve İngilizce karışımıyken bu saatten sonra bu kirlenmeyi ne kadar önleyebiliriz, iyi düşünmeli.
İnternet sitemde, şu anda ana sayfada bu konuyu mizahlaştıran çok kısa bir ses kaydı-film var. Buradan bakabilirsiniz: http://mertingezegeni.blogspot.com/2013/05/neredesin-jose-fernando-part-1.html

Adsız dedi ki...

nice sharing