15 Mayıs 2013 Çarşamba

Çılgın bir eğlence!

İtalyan yazar Niccolo Ammaniti’nin şenlikli romanı "Eğlence Başlasın", Mantos ve Ciba’nın paralel akan hikayesi çerçevesinde şenlikli, tuhaf, karmaşık bir atmosfere davet ediyor okurunu.


Saverio Moneta ya da karanlık dünyasının görkemli adıyla Mantos, ‘Abaddon’un Vahşi Hayvanları’ adlı satanist grubun lideri. Ancak şeytanın hizmetinde en akıl almaz eylemlere imza atarak kötülüğün tarihine adını yazdırmak isteyen bu grup sadece dört kişiden oluşuyor. Toplumsal piramidin dibinde yer alan dört zavallı. Zaten liderleri Mantos da ancak kayınpederinin yanında köle gibi çalıştığı mobilya mağazasındaki mesaisinden ve evdeki baskıcı karısından arta kalan zamanlarında şeytana hizmet edebiliyor.

Fabrizio Ciba ise çok ses getiren romanından sonra aynı başarı çizgisini devam ettiremeyen, yayın dünyasının ticari dinamiklerinde boğulmuş, kariyerini yazmaktan çok göz önünde olmak üstüne kurmuş yakışıklı bir yazar. Bir rastlantı sonucu çalışmakta olduğu yayınevinin artık kendisini gözden çıkarmaya karar verdiğini öğrenen, bunalımın eşiğinde bir edebiyat yıldızı.

İtalyan yazar Niccolo Ammaniti’nin şenlikli romanı "Eğlence Başlasın", bu iki karakterin paralel akan hikayesi çerçevesinde şenlikli, tuhaf, karmaşık ve benzersiz bir atmosfere davet ediyor okurunu. Mantos ve Ciba’nın buluşma noktası ise, bir çeşit cehennem tablosunu fona alan garip bir eğlence. Yıllarca kendisini görmezden gelen elitlere abartılı bir gösteri sunmaya çalışan gayrimenkul zengini Sasa Chiatti’nin görgüsüz detaylarla bezediği safari partisi. Ciba, kaymak tabakanın içinde kafasını dağıtmak, Mantos da davetin baş konuğu şarkıcı Larita’yı öldürerek dünyaya adını duyurmak derdinde.

Fantastik bir yapı

Ammaniti bu garip hikayeyi, çok akıcı, sürükleyici bir kurguyla, rahatlıkla takip edilebilen bir olay örgüsünün içinde anlatıyor. Önceki romanlarından da betimlemelere özel bir önem verdiğini bildiğimiz yazar, yine kolaylıkla zihinlerde canlanabilen bir atmosfer yaratıyor. Üstelik bu sefer daha fantastik bir yapıya yönelmiş. Okuru, Roma’nın ortasında bir Afrika safarisinin içine davet etmek cesaret ister doğrusu. Yazar bu davetin tüm gereklerini kolayca yerine getiriyor. Öylesine keskin bir mizah anlayışıyla ilerliyor ki, kurduğu gerçek dışı dünyanın her dinamiğine inanır hale geliyor okur. Gerçek dışı demişken, bir parantez açmak gerekiyor: Her gün magazin sayfalarında okuduğumuz sakilliğin hatları kalınlaştırılmış bir yansıması bu dünya. Safari partisinin konukları arasında estetik cerrahlar, yeni parlayan ya da gözden düşmüş film yıldızları, futbolcular, politikacılar, iş adamları, sonradan görme zenginler var. Kimi zaman mizahi boyutlarda işlenen bu karakterler, günümüz yaşamının şımarık, tuhaf göstergelerini bir bir sergiliyorlar. Ammaniti’nin çağımıza tuttuğu aynanın görüntüsü çoğu zaman ürkütücü bir boyuta ulaşıyor. Küresel kapitalizmin insanı yok eden, her türlü ahlak anlayışından uzak, vahşi oyunları sayfalar boyunca olayları daha da içinden çıkılmaz bir hale getiriyor.

Tektipleşmenin bedeli

Sıklıkla turistik gezilere çıkanlar, dünyanın çeşitli büyük şehirlerine gidenler, özellikle Avrupa’da dolaşanlar gayet iyi bilir. Çokuluslu şirketlerin vahşi kolları öylesine uzanmıştır ki her yere, bugünün görüntüleri aynılaşmaya başlamıştır artık. Gittiğiniz yeri, bir diğerinden ayıran sadece oranın tarihi varlığıdır. Bugünün yansımalarına baktığınızda, aynı tip binalar, aynı tip alışveriş merkezleri, aynı markaların dev logoları çıkar karşımıza. Aynılaşmanın, tektipleşmenin, aynı dilden-paranın dilinden konuşmanın çağında, kendimizi başka bir coğrafyada hissettirmektir amaç. Çünkü bu hissin de parasal bir karşılığı vardır ve o bedelin ödenmesi gerekmektedir. Ammaniti, romanında, bu tektipleşmenin bedellerini coğrafyasız bir halde okuruyla paylaşmayı başarıyor. Evet, olaylar Roma’da geçiyor ama ufak farklılıklarla İstanbul’da ya da Hong Kong’da geçebileceğini de biliyor okur. Sonradan görme bir gayrimenkul zengininin çılgınlıklarla dolu partisinde eğlenen politikacılar, sporcular, oyuncular ve çoksatar olma delisi yazarlar kime yabancı gelebilir ki?

Can Yayınları daha önce Niccolo Ammaniti’nin "Korkmuyorum", "Tanrı Nasıl İsterse" ve "Sen ve Ben" adlı romanlarını yayımladı. Bunlardan özellikle "Tanrı Nasıl İsterse", finale kadar korumayı başardığı iç gerilimle benzersiz bir baba-oğul hikayesi anlatması açısından diğerlerinden öne çıkar. Ama bütün romanlarına bakarak şu söylenebilir; Ammaniti hem kolay okunmayı, hem belli bir düşünsel derinliği korumayı birlikte başarıyor. Bunu yaparken müthiş bir görsel karşılık kuruyor. Belki de bunun sonucu olarak, yeni dönem İtalyan sinemasının en sevdiği yazarlardan biri olmayı da başardı. Neredeyse bütün romanları sinemaya uyarlandı. Örneğin "Tanrı Nasıl İsterse" Gabriele Salvatore; "Sen ve Ben" de usta yönetmen Bernardo Bertolucci tarafından beyaz perdeye aktarıldı. Belki bir gün sinema hakları alınmış bir roman olan "Eğlence Başlasın" da yakında film haline gelir.

Eğlenceli, rahat okunan, yer yer yüksek sesle kahkaha attıran "Eğlence Başlasın" görsel karşılığını bir Hieronymus Bosch tablosunda bulabileceğimiz, günümüzün sarkastik metaforu olarak özetlenebilecek bir curcuna.

1 yorum:

Mehmet Furkan Kocaaslan dedi ki...

Tekrar hoşgeldiniz:) Özlemiştik yazılarınızı.