17 Şubat 2013 Pazar

Öldürme işini "genelde" başkaları yapıyor!

İKSV ekibinin ve Salon tayfasının, editörümüz Emrah Kolukısa ile müthiş uyumlu çalışması sayesinde Cumartesi programında bu hafta, New York'tan gelen bir caz dörtlüsünü ağırladık: Mostly Other People Do The Killing.

 
Tam anlamıyla ayaklarının tozuyla geldiler programa. Hızlı bir ses provasından sonra da canlı yayında bir parçalarını seslendirdiler.
 
Açıkçası daha önce dinlemediğim, adını duymadığım bir grup. Kökleri Bebop'a dayanan, saldırgan bir caz yapıyorlar. Enstrümanların bir arada konuşmak istemediği, cümlelerin üst üste bindiği, dağınıklık ve tedirginlik hislerini tekrar eden, sabırsız bir müzik. İkinci Dünya Savaşı sonrasının anlamsız dünyasına saldırı nefeslerinin, günümüz cangılındaki tekrarı gibi. Melodinin çoktan mezara konulduğu, bu da yetmezmiş gibi armoninin de parçalarına ayrılarak "anlam" denilen şeyin yeniden tanımlanmaya çalışıldığı bir haykırış.
 
Beni fazlaca içine çeken bir müzik değildir bu. "Biz aramızda tartışıyoruz, kulağınızın algılayabildiği cümlelerden anlamı bulmaya çalışın," ukalalığını pek sevmem. Bir noktadan sonra oluşan kakafoni, aslında günümüz Türkiye'sinin tartışma bilmez halleri gibidir. Herkes bilgilidir, herkes kibirlidir ama kimsenin bir diğerini dinlemeye isteği yoktur.
 
Grubun performansı sırasında stajyerimiz Dilan "Cumartesi kafası diye bir şey varsa, işte bu müzik tam da onu anlatıyor," dedi. Sonra çok düşündüm bu yargıyı. Yapmaya çalıştığımız programın çoksesli ve dağınık bir ruh hâli mi var, yoksa programın hazırlanma aşamasında masanın başından kakafonik bir ses mi çıkıyor? Her ikisi de olabilir. Burada beni ilgilendiren, bu "konuşma kargaşasının" genç zihinlerin ilgisini çekiyor olması. Bir kısım genç Dünyanın şu anını anlamlandırmak için New Age fikirlerin peşinden koşarken, bir kısmı da cevapları kakafonide bulmak istiyor. "Anlam"ın gerçekten sığ suda boğulduğu an bu.
 
Grubun adını çok sevdik. Öldürme işini genelde başkaları yapıyor sahiden. Bütün o ses karmaşasını dinlerken aklımda Zero Dark Thirty filminden bir sahne vardı. Genç ve güzel CIA ajanı Maya ilk sorgulamasında kararlılıkla işkence yaptırır tutukluya. Bir baş hareketiyle tokat attırır. Uğradığı saldırılar karşısında kırılganlaşmış, güzel ama korumasız bir kadındır Jessica Chastain'in yüzünde hayat bulan Amerika. Sanki bu seçimin amacı, izleyiciye "Ah Özgürlük Heykeli, ne çok çektirdi bu dünya sana," dedirtmektir. Amerika'nın bu yeni temsili elini kana bulamaz. İşkenceyi genelde başkaları yapar, tıpkı öldürme işinde olduğu gibi.

 

Hiç yorum yok: