24 Ocak 2013 Perşembe

i-ka-se-ve

Aslında durumu en güzel özetleyen sahne, kitabı eline alan herkesin çaktırmadan 629uncu sayfayı açıp "Dizin" bölümüne baktığı sahne. Çünkü kendisini kültür-sanatın içinde gören herkes o dizinde adı olsun, bu uzun koşunun bir parçası olduğu bilgisi tarihe kalsın istiyor. Sivil tarih böyle yazılıyor çünkü. Toplumsal bellek böyle oluşturuluyor. Bir vakfın ve bir şehrin kültür sanatında son kırk yılın nasıl şekillendiği, ancak tanıklıklardan oluşuyor. Bütün o konserler, sergiler, festivaller, etkinliklerden zihinlerde kalanlarla oluşuyor kültür binasının duvarları.

Elimizdeki kitabın adı “i-ka-se-ve: 370 Kişi İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın 40 Yılını Anlatıyor

i-ka-se-ve, nedir diyeceksiniz? Özellikle İstanbul'da yaşayıp kültür sanat etkinliklerini takip edenlerin gayet iyi bildikleri bir isim bu.

Hadi durumu net bir şekilde anlatalım:  İstanbul Kültür Sanat Vakfı. Vakıf, kuruluş aşamasından kırkıncı yılını kutladığı 2012 yılının sonuna kadarki tarihini anlatan “i-ka-se-ve: 370 Kişi İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın 40 Yılını Anlatıyor isimli bir kitap yayımladı. Kurumun kırk yıllık tarihine tanık olan 370 kişinin gördükleri, duydukları, yaşadıkları ve hatırladıklarından yola çıkılarak kurgulanan i-ka-se-ve”, 1973 yılında İstanbul Festivali’ni düzenlemek üzere yola çıkan ve bugün farklı disiplinlerdeki kapsamlı çalışmalarıyla Türkiye’nin en uzun ömürlü kültür kurumu olan İKSV’nin 40. yılına “nasıl” ulaştığını anlamak için bir kapı aralıyor. İlkay Baliç ve Didem Ermiş’in hazırladığı kitabın tasarımını Bülent Erkmen üstlendi.

Açıkçası İlkay Baliç ve Didem Ermiş'in yola çıktıkları noktaya bayıldım. Sözü hemen onlara bırakayım...

İlkay Baliç: İKSV gibi bir kurumun tarihini yazmaya girişirken önce kendimize okuyucu olarak İKSV’yle ilgili neyi merak ettiğimizi sorarak işe başladık. Tek tek festivallere veya bienallere değil, bir kurum olarak İKSV’nin bütününe, işleyişine, nasıl oluşturulduğuna, nasıl idare edildiğine, alınan kararlara, zamanla geçirdiği dönüşümlere odaklanmayı hedefledik. Sonuçta ortaya çıkardığımız kitap, kurumun tarihini, bu tarihe farklı şekillerde katkıda bulunmuş kişilerin ağzından anlatıyor. Sözlü tarihten, kişisel tanıklıklardan ve öznel deneyimlerden besleniyor.

Didem Ermiş: Sözlü ve yazılı görüşmeler ile İKSV arşivi ve gazete arşivlerinde yaptığımız çalışmalar sonucunda kitapta birkaç farklı nitelikte malzemeyi bir araya getirdik. Kitabın kurgusu, İKSV’nin, tek tek kişilerin varlıklarından, katkılarından, sözlerinden oluştuğunu düşündüğümüz yapısına bir karşılık vermeye çalışıyor.

Bülent Erkmen ise, yine-yine harika bir iş yapmış. Ne denir ki?

 Bu kitapla ilgili önümüzdeki günlerde de notlar düşebilirim. Çünkü asıl hazine içinde-içeriğinde. Ama siz konuyu bana bırakmayın ve bu tanıklığın-tarihin ortağı haline gelin derim.

Okumakta fayda var...
 

1 yorum:

Berk Altunkılıç dedi ki...

Kitabı okumam lazım çok dikkatimi çekti.