Fotoğrafım
Okuduklarım... Dinlediklerim... İzlediklerim... Aklıma takılanlar...

17 Aralık 2012 Pazartesi

Amerika bir ülke değil, sadece bir şirket!

Yazıyı "Kibarca Öldürmek" filmini izlemeden okumamak gerekiyor. İçerikle ilgili ipuçları olabilir.


Televizyondan yankılanan bir cümle suç dünyasının üstüne düşüyor: "Ekonomik krizin vurduğu günlerde, özgürlük ve demokrası adına Irak'a giren Amerika Birleşik Devletleri..."

2008. Obama ile McCane arasındaki yarış. Ekonomik bunalım. Tasarruf politikaları. Sağlık ve eğitim programlarında sorunlar. Artan işsizlik. Amerikan Rüyası'nın bir kez daha, bir kez daha çöküşü.

Ülke genelindeki ekonomik krizin, suç dünyasındaki simgesel karşılığı. İşsizliğin uçurumun kenarına getirdiği çapulcuların tetikçi olduğu, kötü planlanmış bir soygun. Soyanın soyulduğu bir soygun oyunu. Seçimin sloganı "umut", küçük insanların dünyasını ziyaret etmiyor aslında. O umudu kendileri yaratmaya çalıştıklarında ise, kendilerinden daha güçlü, daha büyük bir suç organizasyonunun hedefi haline geliyorlar.

Andrew Dominik, benzersiz filmi Korkak Robert Ford'un Jesse James Suikasti'nden sonra, suç dünyasının bu birbirine girmiş alanını, sistemin çöküşünün bir metaforu olarak kullandığı filmiyle karşımızda: Killing Them Softly / Kibarca Öldürmek.

Aslında o büyük metafor tam da burada, filmin adında başlıyor. Sistem, inanalarını, öznelerini eninde sonunda öldürüyor. sadece öldürürken gözlerinin içine bakamıyor, hep belli bir mesafe uzaklıktan bitiriyor işini. Amerika evlatlarını kibarca öldürmeye devam ediyor.

Gücün ve erkeklerin dünyası çürümeye, çökmeye, çökerken yarattığı girdapla herkesi içine çekmeye devam ediyor. Küçük hesapların büyük ülkesi, şiddetin estetikleştiği algısında kendini kandırıyor. Büyük şirketlerin kasası boşaltılıyor, tıpkı suç dünyasında küçük bir kumarhanenin kasasının türlü oyunla boşaltıldığı gibi. Büyük şirketlerin karanlık adamları işlerini halletmek için politikacıları kullanıyor. Tıpkı suç dünyasındaki karanlık adamların işlerini halletmek için bir avukatı kullandığı gibi. "Hepimiz bir insanız!" yalanı kendini yiyor, vatandaşlarını yiyor.

Oyuncuların gücünden özellikle söz etmek gerekiyor. Brad Pitt, Richard Jenkins, Ray Liotta, Scoot McNairy, Ben Mendhelson... Ama o çöküşün yürek burkan temsilinde James Gandolfini'ye ayrı bir parantez açmak lazım. Oyunculuğun her yönünü göstermeye izin veren senaryoda, filmi ince ince işliyorlar. Bir parantez de kısacık, gerçekten kısacık bir sahnede özlem giderdiğimiz Sam Shepard için. Üstadı pek severim doğrusu.

Kibarca Öldürmek, Korkak Robert Ford'un Jesse James Suikasti kadar güçlü bir film değil belki. Ama kısa süresi içinde, izleyiciyi bir çöküşün paydası haline getirmeyi başarıyor.

Son sahnede Avukat ile kiralık katil Jackie Cogan arasındaki diyalog ise sinema tarihindeki yerini alır kanımca. Hani şu "Amerika bir ülke değil. Sadece bir şirket!" diye biten vurucu diyalog.


Andrew Dominik
 

2 yorum:

Seda dedi ki...

Şu günlerde Jack Kerouac'ın Yolda'sını okuyorum. Kitabın fazlasıyla hüzünlü bir yanı var. Amerikan rüyası denen şeyin nasıl bir yanılsama olduğunu, gerçeğin çirkin ve acıklı yüzünü gösteriyor. Bir yerde "Tüm Amerikalılar doğuştan hırsızdır" diyor. Etkiledi bu kitap beni.

ibrahim dedi ki...

çok güzel bir site beğenerek takip ediyorum teşekkürler