31 Ağustos 2012 Cuma

Sesinden Ayrı Kalan Yüz

Türk sinemasının kimine göre seri üretim içinde olduğu, kimine göre altın çağını yaşadığı yıllar hepimizin bellek koridorlarında birden çok kapının açılmasına neden olan yıllardır. Cumhuriyet projesinin sosyal hareketlerinin beyazperdedeki karşılıkları içinde zengin kızlar, fakir oğlanlar, kenar mahalle bıçkınları, fabrikatör babalar, kötü yola düşen anneler, sınıfsal farklılıkları temsil etmek istercesine ortalıkta dolaşan aşçılar, uşaklar, şoförler… Aşk, çekirdek aile kavramına ulaşmak için gereken bir eylemdir; genç kızlar anne olmak özlemlerini, yakışıklı delikanlılar evlerinin kadını olacak açılmamış çiçeği aradıklarını vurgular her fırsatta. Kadının evden çıkıp, sosyal yaşama, iş yaşamına, akademik ortama ve üretime katılması da görsel karşılığını bu filmlerde, bu filmlerin unutulmaz yüzlerinde bulur zaman içinde. 50’lerden 70’lere kadar Türk modernleşmesinin aynası olan beyazperdedeki yüzler hep aynıdır. Yüzler de, sesler de…

Belgin Doruk deyince bir dizi görüntü gelir aklımıza; kimi zaman Ayhan Işık’a şımarıklık yapar, kimi zaman Orhan Günşiray’a ne kadar mesut olduğunu söyler. Hülya Koçyiğit şehirli bir kız olarak gençliğin o buğulu nefesini getirir. Türkan Şoray’ın hayaller süsleyen dudaklarından çıkan her söz, dünyanın en güzel kadınının aşkı tarifidir. Emel Sayın şarkılarını pek güzel söyler ama Engin Çağlar’a ya da Tarık Akan’a sevdasını anlatırken yüreğimizin derinlerinde başka bir köşeye işler sesi. Gülşen Bubikoğlu bol paçalı pantolonların, apartman topukların “Renkli/Türkçe” yıllarında gülen yüzü ve sevimli sesiyle bir yanıyla komşumuzun kızı, bir yanıyla düşlerimizin prensesi olur.

Belleğimizin koridorlarında açılan o kapıların ardında, her bir oyuncunun yüzüyle görüntüler değişirken, bir tek şey aynı kalır: Sesleri. Sevdayı ve acıyı, hüznü ve mutluluğu, doğumu ve ölümü aynı dolulukta yaşatan, aynı başarıyla anlatan o ses: Jeyan Ayral Tözüm’ün olağanüstü güzellikteki sesi.


Seslendirme sanatçısı olarak tanınırlığının ve başarılarının öncesinde belirtmek gerekir ki Jeyan Ayral Tözüm bir tiyatro sanatçısıdır. Hem de Türk tiyatrosunun ilklerinin yaşandığı, ilkelerinin belirlendiği yılların seçkin sanatçılarından biri. 1938 yılında, henüz 9 yaşındayken babasıyla İstanbul Şehir Tiyatrolarının kulisinde dolaştığı günlerden birinde Muhsin Ertuğrul’un kendisini görmesiyle bugüne kadar uzayacak sanat yaşamının ilk adımını atmış olur. (Babası Türk tiyatrosunun, sinemasının, seslendirme sanatının efsanevi ismi Necdet Mahfi Ayral’dır.) O günlerde Muhsin Ertuğrul, Ibsen’in “Peer Gynt”inde Solveig’in hayalini oynayacak bir çocuk oyuncu aramaktadır ve Jeyan Ayral eskilerin deyimiyle bu oyunla “sahne tozunu yutar”.

Okul ve tiyatroyu başarıyla yürüten Jeyan Ayral, bir yandan da radyo oyunlarında ve sinema filmlerinde seslendirme yapmaya başlar. 40’lı ve 50’li yıllarda çağdaş Türk tiyatrosu ve sineması şekillenirken o da bu değişimin tanıklarından, dahası yaratıcılarından biridir. Değişim rüzgârını yakından takip eden Cumhuriyet Türkiyesi’nin izleyicileri onu çok sayıda oyunda İstanbul Şehir Tiyatrolarının sahnelerinde göreceklerdir. Marius, Şafakta Gelen Kadın, Vahşi Kız, Sacide, Besleme, Elif Ana, Yerma, Domino, Mutlu Günler, Gecikenler bu oyunlardan sadece bir kaçıdır. Çıplakları Giydirmek, Çalıkuşu, Altıncı Kat, Tehlikeli Dönemeç ve daha nicelerindeki performansları ise yıllar geçmesine karşın unutulmayan, ayakta alkışlanan performanslardır. O bu oyunlarda sahnede bir karaktere hayat veren bir oyuncu olmaktan öteye geçmiş Ersilia Drei, Feride, Edwige Hochepot ya da Freda Caplan’ın ta kendisi olmuştur. 54 yaşında kendi isteğiyle emekliye ayrılana kadar 100’e yakın oyunda görev almış, sadece oyunculuğuyla değil ciddi, ağırbaşlı ve çalışkan karakteriyle de sahnelerin unutulmayacakları arasına adını yazdırmıştır.

Aynı yıllar Türk sinemasının da yoğun bir üretim içinde dilini, ruhunu bulmaya çalıştığı yıllardır. Ses mühendisi Rauf Tözüm’le evlenen ve onun soyadını taşımaya başlayan, Muhsin Ertuğrul’un başarılı öğrencisi Jeyan Ayral Tözüm’ün sinema tarafından fark edilmesi uzun sürmez. Beklenen Şarkı, Allahın Cenneti, Uçuruma Doğru, Gençlik Günahı, Seven Ne Yapmaz, Dertli Pınar, Efsuncu Baba, Bozkurt Obası gibi bir dizi film onun bir oyuncu olarak beyazperde yolculuğunu özetler.

Ancak Jeyan Ayral Tözüm’ün Türk sinemasındaki asıl tanınırlığı ve günümüze kadar uzayan başarı öyküsünün ana binası onun seslendirme sanatçısı olarak yaptığı çalışmalara bağlıdır. O, Yeşilçam yıldızlarını birer fotoğraf, birer sessiz sinema figürü olmaktan çıkarıp, “konuşan kadın”a dönüştürmüştür.

Türkiye’nin geçirdiği değişim, tam da bunu işaret etmektedir zaten. “Konuşan kadın”ların sosyal yaşama daha çok girmeleri Cumhuriyet projesinin en önemli adımlarından biridir. Bir ülkenin böylesi bir değişim içinde olduğu dönemde, kadının siyasi/sosyal katılımının aynası denebilecek sinemada kendini gözlerken, aynaya bakarken duyduğu birkaç sesten birinin Jeyan Ayral Tözüm’e ait olmasından yola çıkarak onun için rahatlıkla, Cumhuriyet kadınının sesi denebilir.

Seslendirme sanatçısının stüdyodaki yalnızlığına düşen tek ışık, karşısındaki perdede dönüp duran sahneden yayılan ışıktır. Bir yandan önündeki senaryoya bakan sanatçı, bir yandan da sesini vereceği karakterin her hareketini takip eder, yorumlar, ezberler, giderek onunla bir bütün olur. Daha da ötesi filmin yönetmeni başta olmak üzere herkesin beklentisi kimi zaman aceleye gelen kimi zaman oyuncusundan yeterli performans alınmayan bir sahnede, açığı seslendirme sanatçısının kapatması, eskilerin deyimiyle “sahneyi kurtarması”dır. Çekimde unutulan bir sözün, oyuncunun “es geçtiği” bir ayrıntının, yönetmenin sonradan eklemek istediği bir duygunun kurtarıcısı hep seslendirme sanatçısıdır. Jeyan Ayral Tözüm, usta oyunculuğunun ve özenli çalışmasının sonucunda bu konuda tartışılmaz bir isim olarak öne çıkar. Bu nedenledir ki, o yıllarda çoğu kadın oyuncu bir film sözleşmesi imzalarken, kendilerini Jeyan Ayral Tözüm’ün konuşması şartını koşar, hatta bu isteklerini sözleşmeye ekletme gereksinimi duyarlar. Mücap Ofluoğlu’nun Öztürk Serengil’i, Kemal Ergüvenç’in Ahmet Tarık Tekçe’yi, Nursan Alçam’ın Zeynep Değirmencioğlu’nu konuşarak, deyim yerindeyse şöhrete taşımaları gibi Jeyan Ayral Tözüm’de çok sayıda kadın oyuncunun şöhrete daha hızlı koşmasını, izleyicinin bu oyunculara daha çabuk âşık olmasını sağlamıştır. Belki kendisi “sesinden ayrı kalan bir yüz” olmuştur ama asla yaşlanmayan, duru ve anlamlı sesiyle nesiller boyu “kadının sesi” olmuştur.

Türk sineması deyince belleğimizde beliriveren çok sayıda isim onun sesiyle hayat bulmuştur. Ama özellikle Belgin Doruk, Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Filiz Akın, Necla Nazır, Gülşen Bubikoğlu ve Emel Sayın deyince akla ilk olarak Jeyan Ayral Tözüm’ün adı gelmektedir. Tıpkı Adalet Cimcoz gibi, tıpkı Nevin Akaya gibi o da sesiyle Türk sinemasındaki kadın varlığına damgasını vurmuştur. Kendisiyle yapılan bir söyleşide kimini 20 yıl aralıksız konuştuğu yıldızların hiçbirinin teşekkürünü almadığını söyler. Sözleşmelerde şart koşulan bu usta isim, başarısının karşılığında takdir görmekten daha ötesini beklemeyecek kadar da mütevazı bir kişiliğe sahiptir. Ayrıca vefasızlık gibi söylemlerin de ardına sığınmaz çünkü ona en büyük teşekkürü, sesiyle büyüyen nesillerin verdiğini, vereceğini bilmektedir. Anneler, kızları ve hatta onların kızları, sosyal yaşama duru bir Türkçeyle katılmanın sırlarını onun seslendirdiği filmleri izlerken öğrenmişler, “sahibinin sesi” bir anlamda genç Cumhuriyet kadınının nasıl konuşması gerektiği konusunda öğreticilik rolünü üstlenmiştir.

Jeyan Ayral Tözüm hâlâ konuşuyor. Yerli ve yabancı filmlerde, televizyon dizilerinde sesini duymaya devam ediyoruz. Oyunculuğu ise Bizim Aile, Gurbetçiler, Şehnaz Tango, Dadı, Ekmek Teknesi, Aşk Olsun, Melek, Tatlı Hayat, Yadigâr, Sahra gibi televizyon dizileriyle evlerimize konuk oluyor zaman zaman.

Jeyan Ayral Tözüm hâlâ konuşuyor. Hep konuşacak. Hem de sadece seslendirdiği filmlerde değil; o filmleri izleyerek, o filmlerin aynasında kendini görerek büyüyen nesillerde çoğalan sedasıyla. Zaten duymak istediğimiz “o kadının sesi” değil mi?


Not: 5-15 Mayıs 2005 tarihleri arasında düzenlenen 8.Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali'nde Bilge Olgaç Başarı Ödülü ile onurlandırılan Jeyan Ayral Tözüm'e saygıyla, festival kitapçığı için kaleme aldığım yazı...

2 yorum:

Uyuşuk Hayalperest dedi ki...

Son olarak Deli Saraylı dizisinde yer aldı, galiba.
Ses insanı, dinlettiriyor, baktırıyor, okutuyor, izlettiriyor..

Bu arada, http://ayisigininhayaldunyasi.blogspot.com/2012/08/heyhat-yeni-bask-ckt.html
bu konuda kendimce yaptığım, birinci baskı linkinden konunun ayrıntısına ulaşabileceğiniz, blog gazetesi gibi bir gazetede sizede yer verdim. Bilgi vermek istedim.
Teşekkürler. Sevgiler.

neslihan dedi ki...

İsmini bilmediğimiz ancak sesinden ve yüzünden tanıdığımız bir sanatçı.Bazı yetenekleriniz isminizin önüne geçiyor çoğu zaman.