26 Ağustos 2012 Pazar

19.İstanbul Caz Festivali'nin ardından notlar...



Antony’nin 39 kişilik “Filarmonia İstanbul Orkestrası” ile birlikte Açık Hava’da verdiği konser, benzersiz konserler listesindeki yerini hemen aldı. (2007’de Şan Tiyatrosu’ndaki konseriyle birlikte tabii ki.) Sözün en güçlü müzik olduğunu bir kez daha hatırlattı bize muhteşem Antony. Sesi Açık Hava tiyatrosundan çıkıp ulaşabildiği her yere yayıldı. Konser sonunda kuliste ziyaretine gidenlerle daha da mutlu oldu. Beyhan Murphy ve Peter Murphy’nin tebrikleriyle yüzü güldü. İsteyen herkesle fotoğraf çektirdi. Ama en büyük sürpriz, o gece Antakya’da bir konseri olduğu için konsere gelemeyen Selda Bağcan’ın gönderdiği çiçekti. Konserine Bağcan’ın “Vurulduk Ey Halkım”ıyla başlayan Antony’nin mutluluğu gözlerinden okunuyordu. Bu mutluluğun tanıklarından, İKSV’nin çalışkan üyesi Ayşe Bulutgil “Bakarsın önümüzdeki senelerde Antony ve Selda Bağcan‘ı aynı sahnede buluşturan konser projeleri yaparız,” diye fısıldadı kulağıma. Neden olmasın?


19. İstanbul Caz Festivali’nin en renkli gecelerinden biri 5 Temmuz Perşembe akşamı Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi’nde gerçekleştirilen “The İstanbul Project” başlıklı konser oldu. Festival izleyicisi tarafından yakından takip edilen ve daha önce altı kez İstanbul’a gelerek konser veren dünyaca ünlü müzisyen Marcus Miller’ın İstanbul Caz Festivali’nin siparişi üzerine İKSV’nin kuruluşunun 40. yılı için hazırladığı “The İstanbul Project” adlı özel projede Hüsnü Şenlendirici, Burhan Öcal, Okay Temiz, İmer Demirer ve Bilal Karaman da sahnedeydi. “Gençliğimde İstanbul’un yerini haritada bile gösteremezdim,” diyen Marcus Miller artık İstanbul’un kendi müzikal sınırlarını genişleten bir şehir olduğunu söylüyor. Konserden iki gün önce otel odasına kapanıp 9/8’lik ritimlere çalıştığını söylerken heyecanını gizleyemiyordu. Şu sözünü hepimiz bir kenara yazmalıyız: “Müzik, tarihi de anlamamızı sağlayan bir dil, örneğin ben Türk müzisyenlerle çaldığımda bir bütün coğrafyanın tarihini algılayabiliyorum.” O muhteşem geceyi anarken, ekibin diğer üyelerinden de söz etmek gerekiyor. Özellikle saksafonda Alex Han ve trompette Patches Stewart o geceki alkışların aslan payını alacak performanslar sergilerdiler. İmer Demirer’in de dahil olduğu nefeslilerin üç silahşoru ile Marcus Miller’ın atıştığı dakikaların tadına doyum olmadı. “Buraya ne zaman gelsem bir gün kalıp gidiyordum, bu sefer biraz uzun kalmak istedim,” diyen Marcus Miller bu kez amacına tam olarak ulaştı. Konserden beş gün önce İstanbul’a gelerek Türk müzisyenlerle Gevende’nin Maslak’taki stüdyosunda provalara başladı ve provalar boyunca tüm yemeklerini bir esnaf lokantasında yedi. Maslak’taki esnaf lokantasının yemeklerine bayıldığını her seferinde söylemeyi de ihmal etmedi. Kısacası Marcus giderek bizlerden biri oluyor.


Festivalin ilk konserinde Jamaika’nın bağımsızlığının 50. yılında gerçekleştirilen özel bir proje vardı. Ernest Ranglin, Sly & Robbie, Tyrone Downie ve Bitty McLean iki saate yakın süren konserde dinleyenlere muhteşem bir reggae ziyafeti verdi. Ekipten Tyrone Downie konser çıkışı İstiklal Caddesi’ndeki Nayah İstanbul’a gitti ve o sırada çalan grup Come Again’i dinledi. Downie’nin bayıldığı Come Again grubunu merak edenler Nayah’a gidebilir ya da grubun myspace sayfasını ziyaret edebilirler.


Festival kapsamında 10 Temmuz’da Santralİstanbul Kıyı Amfi’deki Caro Emerald konserinde anladık ki, bu ismi önümüzdeki yıllarda Türkiye’de sıklıkla göreceğiz. Caro Emerald konserde sponsor firma Raymond Weil’in hediye ettiği saati taktı. Hollanda’nın en büyük şarkıcılarından biri sayılan Caro Emerald’ı, Hollanda Konsolosunun kulise girerek tebrik etmesi elbette şaşırtıcı değildi.


Caz Festivali’nin en içten kulis haberlerinden biri Kanadalı indie rock grubu The Dears cephesinden geldi. Grubun evli üyeleri klavyeci Natalia Yanchak ile vokalist Murray Lightburn’un, Neptune adında altı yaşında bir çocukları var. İstanbul ‘a geldikleri için çok heyecanlı olan karı-koca Neptune için bir de bebek bakıcısı istedi. Ekibin büyük çoğunluğu İstanbul’da kalışlarını on gün uzattı ve otelde kalmak yerine Sultanahmet’te bir ev tutmayı tercih etti. Ayrıca, The Dears üyelerinin tamamı Moz hayranı olduğu için 19 Temmuz’daki Morrissey konserini görünce de çok heyecanlandı. İKSV bu heyecanı dindirmek için ekibin bütün üyelerini konsere davet etti.

Caz Festivali notlarını birkaç soruyla noktalayalım: Acaba Keith Jarret konseri öncesi kaç kişi “açık unutulmuş cep telefonu” gerginliği yaşamıştır? Morrisey kendisinden on iki gün önce İstanbul’da olan Axl Rose’un bir son dakika atağıyla otel-Park Orman arası ulaşımı için helikopter istediğini duymuş mudur, duymuşsa ne tepki vermiştir? Sigara yasağı uygulanan Açık Hava Tiyatrosu’nda kaç kişi üst taraflarda ya da tuvalet önlerinde gizli gizli sigara içmiştir? Açık Hava Tiyatrosu konserleri öncesinde, minder satışları garanti olsun diye koltuklar özellikle toza bulanmış mıdır? Ve son soru: İstanbul caza doymuş mudur? Çıta böyle yükseldikçe kimsenin “doyduk” demeyeceği kesin.


1 yorum:

Şükriye Karahan dedi ki...

Orda olmalıydım bir caz sever olarak..keşke bu tür etkinlikler sadece büyük metropollerde olmasa,en azından butik diyebileceğimiz dinletiler olsa...sanki çikolata karşında da zorlu bir rejim yapıyormuşum gibi hissettim...
Notlarınızı keyifle okuyorum,her zamanki gibi ve imreniyorum:)