24 Mayıs 2012 Perşembe

Cannes 2012 Notları. Bölüm 4: "Ben sizin sesinizim..."

Festival zamanı geldiğinde, apar topar hazırlık başladığında, "Sakın yoruluyoruz demeyin, vallahi çok şanslınız," diyenlerin sayısı arttığında, dostum Emrah Kolukısa ile birbirimize bakar güleriz. Elbette orada olmak güzeldir. Ancak bir de işin dışarıdan görünmeyen, sadece orada haber yapmanın zorluğunu bilenlerin anlayacağı yönü vardır. Bir gün Cannes Film Festivallerinde yaşadıklarımızı yazmayı düşünüyoruz Emrah'la, eminim Türkiye'de kültür-sanat haberciliği yapmaya çalışmanın da bir hikayesi olacaktır bu metin.

Ama festival günlerinden geriye, o zorlu anların, saatlerce yürünen yolların, sağanak yağmurların,ağır yayın teçhizatlarının, basın odasında ya da Türk standında sandalye tepelerinde dinlenmeye çalışılan dakikaların ve türlü zorluğun değil, aşağıdaki gibi beklenmedik karşılaşmaların mutluluklarının fotoğrafları kalır.


Emrah Kolukısa, Nanni Moretti ve ben

İkimizin de sevdiği bir sinemacı ve bu yılın Jüri Başkanı olan Nanni Moretti ile fotoğraf çektirebilmenin mutluluğu yüzümüzden okunuyor. Böyle ayaküstü bir fotoğrafın üstüne, "Nanni Moretti Türk sinemasını çok merak ettiğini söyledi!" başlığını atan, asparagas habercilerin kulağı çınlasın. Biz öyle bir şey demeyeceğiz elbette. İşin doğrusu, başkanı yolda gördük ve -tıpkı Haneke ile olduğu gibi- apar topar bir fotoğraf çektirdik sadece.

Ama bu yıl, farklı bir gece de yaşadık Cannes'da. Özel bir davet sayesinde, çok sayıda Hollywood yıldızının, önemli sinemacının ve pek ilgimizi çekmese de sosyetik simanın olduğu bir ortamda yer aldık. Bu davetin ayrıntılarını Emrah, ntvmsnbc için kaleme aldığı Cannes notlarında çok güzel yazdı, o yüzden ben tekrar etmeyeceğim. Merak eden "De Niro geçsin, ben beklerim" başlıklı yazıyı okuyabilir.

Ben davet salonundan bir iki detayı paylaşacağım sadece. Böyle davetlerde, sanıldığı gibi, Hollywood yıldızlarıyla samimi falan olunmuyor. En fazlası ayaküstü bir sohbet gerçekleştirebilirsiniz. O da şansınız varsa. Ama elbette sağınıza döndüğünüzde Robert De Niro'yu, solunuza baktığınızda Jeremy Irons'ı görmek, tuvalete giderken Karolina Kurkowa'dan yol istemek, Gerard Butler ile Adrian Brody'nin kahkahalarına kulak kabartmak ilginç.

Paritinin benim için heyecan verici birkaç ismi vardı; örneğin David Cronenberg. Bütün filmografisini bildiğim, bir-ikisi hariç çoğu filmini beğendiğim yönetmene bu duygularımı kısaca söyleme şansım oldu. Benzer bir kısa sohbet de Terry Gilliam ile oldu. Kendisiyle geçen yıl İstanbul'da röportaj yapmıştım, bunu hatırlatınca yüzü güldü Gilliam'ın. Ama bana kalırsa sadece hatırlamış gibi yaptı. Yanımda şu fotoğraf olsaydı gösterirdim belki.

Terry Gilliam ve ben

Neyse...

Benim için gecenin asıl sürprizi, Ewan McGregor ile aynı ortamda bulunmaktı. Yıllarca çok sayıda filmde seslendirmesini yaptığım, duruşunu ve oyunculuğunu çok beğendiğim biri ne de olsa... Bir ara yakın mesafede oluşumuzun cesaretiyle, sosyal çekingenliğimi bir kenara attım ve yanına gidip bu duygularımı paylaştım McGregor ile. Türkiye'de kendisini benim seslendirdiğimi duyunca çok şaşırdı, hangi filmde konuştuğumu sordu. "Star Wars serisi," dedim. Hemen olağanüstü sadelik ve kibarlıktaki karısı Eve Mavrakis'i çağırdı yanına ve durumu anlattı. Karısı daha da eğlenceli bir tepki verdi ve kısa bir gösteri yaptırdı bize; ben ayaküstü Ewan McGregor'u -Türkçe olarak- seslendirdim. Baktım karısı fotoğrafımızı çekiyor, ben de cesaretlendim ve aşağıdaki fotoğrafı çektirdik.

Ewan McGregor ve ben

Cannes Film Festivali'nden geriye böyle fotoğraflar kalıyor. Ama Emrah ve benim hafızalarımızda çok daha fazlası var. Özellikle de izleyebildiğimiz-izleyemediğimiz filmler.

Yaşanan sıkıntılara gelince... Dedim ya, o yazı zamanını bekler.

2 yorum:

Nonethelessh dedi ki...

Ewan McGregor Türk olsa siz olurdunuz o... O kadar benimsemiş durumdayım... Bir de Michael J. Fox var... Görürseniz selam edin benden...

Lali Berte dedi ki...

Nanni Moretti... görünce içim ısındı, eski dönem festivallerinden birinde -sene 2001 veya 2003 arasıydı sanırım-tüm filmleri gösterilmişti, merak ettiği evlere film çekmek için gittiği zaman filmin bir şey üzerine olduğunu uydurması gerektiğinde evi görmek için 'Troçkist bir pasta şefini canlandıracağım,' demesi hala aklıma geldikçe güldürür beni.