28 Mart 2012 Çarşamba

Joyce Carol Oates ve Anne Carson


Joyce Carol Oates, Türkiye'de gayet iyi tanınan, çok sayıda kitabı dilimize kazandırılmış bir yazar. Ben de daha önce Güzel Bir Kız ile Fil Uçuşu'na konuk etmiştim bu sevdiğim kalemi. Oates, üretkenliğiyle bilinen -hatta bence kimi zaman bu nedenle hızına yenik düşen- bir yazar. Ama Çağdaş Amerikan Edebiyatı örneklenecekse ve akıcı bir kitapla buluşmak isteniyorsa atlanmaması gereken bir isim. Hele bir de iyi bir çeviriden okunduğunda inanılmaz keyif veriyor.


Joyce Carol Oates'un Türkçede yeni yayımlanan -Kırmızı Kedi tarafından- kitabı hakkında daha önce bir bilgim yoktu. Açıkçası arka kapağı okuyana kadar adı da pek ilgimi çekmedi: Dul Kadının Öyküsü. Ancak arka kapakta başlayan merakım iç sayfalara taşınınca yanlış düşündüğümü anlamış oldum. Çünkü kitap, Oates'un 2008 yılında kocası Raymond Smith'i yitirmesinin, yani dul kalmasının sonrasındaki anılarından oluşan bir bütün. Ama elbette sadece bir anı kitabı olarak değerlendirmek son derece yanlış olur. Okur bu kitapta, uzunlu-kısalı vurucu bölümler, anılar, notlar, sesler ve görüntülerle müthiş bir edebi lezzet yakalayacaktır.

Kederin bir kadın yazar üstündeki bulutlu halini okumak isteyenlere...


Anne Carson, edebi zevklerine her zaman güvendiğim arkadaşım Aylin Alıveren sayesinde tanıdığım bir yazar. Böyledir Aylin; arada bir isim fısıldar kulağıma, yepyeni dünyaların kapılarını açmış olur. Metis Yayınları tarafından yayımlanan Kocanın Güzelliği'ni önerdiğinde de böyle olmuştu. Sayesinde farklı bir kalem darbesiyle tanışmış oldum.


Şimdi yine Metis Yayınları'ndan ve Aslı Biçen çevirisiyle yeni bir Anne Carson kitabı geldi: Kırmızının Otobiyografisi. Akıcı ve zorlayan, derinlikli ve hafif bir okuma deneyimini aynı anda tattıran, kendine has bir üslubu var Carson'un. Mitolojiden arkakik metinlere, çoklu beslenme kaynaklarını, şiirsel bir dille -hatta giderek şiir grameriyle- harmanlayıp ulaşıyor anlatısına. Ama bütün o şiir biçimselliğin içinde, anlatıdan kopartmayan bir olay örgüsünün de izini sürüyor. Geryon'la birlikte dize dize okurun da ilerlediği bir örgü bu. Sırtını yasladığı o antik yapının içinde tümüyle güncel, tümüyle tedirgin edici ve tümüyle kadın. Carson'u böyle bir paragraf içinde anlatabilmek mümkün değil; ya da benim yeteneğim bu kadarına yetiyor. Ama şu satır zihnimde dolaşıp duruyor.

Çocukluktaki gibi yaşıyoruz göğe kadar uzanarak, peki şimdi neyin şafağı bu.

1 yorum:

elif dedi ki...

Sevgili Yekta Kopan,

Blogunuzu ilgiyle takip etmeye çalışıyorum. Esasen her gün açıp bakıyorum, öyle çok şey öğreniyorum ki yazılarınızdan, çokça fikirler ediniyorum. Keyif alıyorum...

Joyce Carol Oates'in hiçbir kitabını okumadım ben... Okumak istiyorum, ama hangi kitabından başlamalı bilemedim. Bana öneride bulunabilir misiniz acaba?

Şimdiden teşekkür ederim cevabınız için..
Okuduklarım ve okuyacaklarım için..


Sevgiler...