16 Kasım 2011 Çarşamba

Kunegond'un Penceresinden "Kediler Güzel Uyanır"

Sibel Kaçamak ya da sosyal medya ve blog dünyasındaki adıyla Kunegond - Qunegond, takip ettiğim en etkileyici bloglardan birinin yazarı: Kunegond’un Penceresinden. Sibel Kaçamak edebiyat algısı güçlü bir okur, bu okurluk katmanlarını günlük hayatın her evresine taşıyan bir isim. http://qunegond.wordpress.com/ adresinden ulaşabileceğiniz blogu da bu çerçevede etkili, etkileyici. Sürekliliği, içtenliği, görsel kullanımı, konuları, dili ve en önemlisi bakış açısıyla, okuduğum çoğu yazıda bana yeni bir kapı açıyor. “Kediler Güzel Uyanır” bu bloga konuk olunca sevindim ve merakla okudum. Yazıyı asıl mekanında okumanızı öneriyorum:
Ama kendi tarihime kalmasını istediğim için, Sibel Kaçamak’ın affına sığınarak Fil Uçuşu’na da kopyalıyorum.
İşte Kunegond'un Penceresinden "Kediler Güzel Uyanır"
Kitabı yine caddede hani şu ismi lazım olmayarak geçen yılın bir takım ajanda skandalına karışan, bir çokları tarafından her zamanki gibi geçici ablukaya alınan kitapçıda Steve Jobs’ların arasına sıkışmış bir halde buldum. Güneşli bir öğleden sonraydı. Artık iş yapmayan kebapçının yerine açılan Saray’da Vişneli Tiramisu ve açık çay eşliğinde üzerindeki plastiğini çıkardım, uzun süre bakıştık. Yastığın kenarına bırakılmış bir hediye paketi. Bitemeyen öykünün son sayfaları.
Elinde bir sürü kitap var niye aldın şimdi bunu? Önce onları bitireydin!
Cevap yok. Heves ettim.
Ne olmaz, ne olmaz. Ben alayım da evde yanı başımda bulunsun. Ya savaş çıkarsa, ya kıtlık baş gösterirse, ya deprem olursa, ya başıma taş düşerse, ya çukura düşersem… Belki hemen okumam. Belki önce elimdekileri bitirmeyi beklerim ki sakin kafayla tadına varayım.
Uzun süre bakıştıktan sonra sayfalarını araladım. Kısanın da kısası öyküler. Az ve öz. Belki de kendim bunu başaramadığımdan, belki başka sebepten en sevdiğim tarz. Kara Kedinin Gölgesi’nin de ayrı bir yeri vardır iç kitaplığımda. Merdivenli satırlar, formülsü başlıklar, Tarçın Kokusu. İçine daha fazla dalmadan hemen kapadım. Ama artık biliyorum, bu kitap sırasını beklemeyecek.
Akşamları pek okuma modunda olmuyorum son zamanlarda, yine de yatarken başucuma götürdüm. Fakat öyle belli ki iki sayfa sonunda uyuya kalacağım, elime New Scientist dergisini aldım. İsrail’deki özürlü doğan çocukların beni niye dünyaya getirdiniz davalarını, avukatlar, doktorlar, anne babalar ve lafa karışan din adamlarının çarpışmaları vs eşliğinde okurken dalmışım. Bu sabah saat altıda kalktım. Tatil sabahları sessiz olur. Bir müddet bekler sanki her şey. Bakalım ne olacak? Tedirgindir hayat başlamak için. Bilemez nasıl davranacağını, ne yöne akacağını. Günler evvelinden yapılan programlar vardır ama yine de gafil avlanır o derin sessizliğe her tatil başlangıcı. En sevdiğim zamanlardır böyle günlerinin ilk saatleri. Kediler Güzel Uyanır bu saatleri daha da güzelleştirdi. En azından bir iki öyküyü kahvem bitene kadar okuyup sonra güne başlarım diyordum ki, hepsini bir solukta bitirmeden yerimden kalkamadım. Bir solukta derken lafın gelişi, bir çoğu üzerinde düşüncelere daldığım da oldu. Bir kısmını Fil Uçuşu’ndan tanıdım. Bir tanesinde öyle bir kahkaha patlattım ki uyuyanların uyanarak sessizliğimi bozacağından ölesiye korktum. Korktuğum başıma gelmedi.
Okuduğun bir şeyi beğenmediğin zaman öyle kolaydır ki nedenini açıklamak. Şurası olmamış, burası sakil durmuş, yukarıda pot yapmış, boyunu biraz almak lazım, kupu bozukmuş zaten, kumaş dikişe fazla gelmiş, kalçaya bir pens daha atmalı, canım kalıbı burda’dan işte, vs gibi atar tutarsın ancak metni sevdiysen eğer, nedenini açıklamak zordur. Kendini de açığa çıkaracağını zanneder susarsın bazen öyle kişiseldir, bazen de hissettiğini kelimelere dökemezsin elinde yeterince malzeme araç gereç yoktur. Her zamanki gibi donanımsız yakalanmışsındır. Ya çok beğendim işte dersin.
Evet, BEĞENDİM İŞTE!
İştesine gelince…
Madde madde mi yazsam? Son zamanlarda oldukça maddesel olmaya başladım biliyorum ama elimde değil öylesine rahat ki… Böyle edebiyat türü çıkarsalar ilk yandaşlarından olurum.
1- Sevdim çünkü; Kopan’ın şimdiye kadar yazmış olduğu en uzun öykü işte bu kitapta: Tarçın Kokusu. Bembeyaz sayfa üzerindeki o başlık tek başına yeterli. Gerisini okumama gerek bile yoktu. Nağmeleri kulaklarını çınlattıkça yaşanmışlığın buruk sevinciyle hüzünlendiğin unutulmayan bir ayrılık şarkısı.
2- Sevdim çünkü; Matruşka’da metinlerin giderek daralmasındaki oyunu, sonunda kaçınılmaz çıkarıma erişini hiç şüphe duymadan şaşkın gözlerle takip ettim.
3- Sevdim çünkü; Pazar Günü’nü kendi mahallemde geçen bir zamanların pazar gününe çok benzettim. O öyküdeki saf ve masum kini, nefreti, intikam ile aşkı sevdim.
4- Sevdim çünkü; Kim Önce Kırpacak Gözünü’de kendimi buldum. Fil Mezarlığı’nda hüzünlendim. Brüksel’deki Öküzler’e çok güldüm. O zamanlarda ben de oralardaydım üstelik. Son satırında başımı sallayarak acı acı onayladım.
5- Sevdim çünkü; Salyangoz’daki kavunun haddinden fazla sarı olmasındaki gerilimi hissettim.
6- Sevdim çünkü; Geometrideki g’lerin oyununu ancak beşinci cümleye gelince fark edebildim, öylesine kaptırmışım kendimi ustalıkla dizilişlerine. Bu arada G fetiş harflerimden birisidir.
7- Sevdim çünkü; anlatımın sıra dışılığı çarptı.
8- Sevdim çünkü; öyküler nesir yazılsa da hepsi birer şiir duyarlığında.
9- Sevdim çünkü; Alışkanlık’ı okurken “Kadının kirpik dipleri kaşınıyor.” cümlesiyle bir anda Kim Önce Kırpacak Gözünü’ye geri döndüm. Parantez içinde belki bir gün anlatırım şimdi sırası değil, kirpiklerin özel yeri vardır hatıralarım arasında.
10- Sevdim çünkü; tüm öyküler ve başlıkları çok sesli. Kitap başlı başına çok sesli. Daha açık anlatayım; öykü kitaplarında bir öykülerdeki kelimelerin dizilişinin anlattıkları vardır, iki kelime seçimlerinin tek başlarına söylemleri vardır, üç başlıklar ayrı bir ses verir, dört öykülerin tümü toplaştığında sesin rengi değişir ama bu öykülerde bir de beşinci söylenmeyenin, boşlukların sesi var. Sevdim çünkü bu sesi duydum. Kopan da öykülerinden birinde bir tür ipucu vermiş :
[...] dört dörtlük bir okur olmak gibi bir kaygım yok. Böyleyim ben; “bildiğimi okuyorum”…

2 yorum:

Kunegond dedi ki...

Fil Uçuşu'na konu olmak bir onur, bir gurur.

Beklemiyordum. İnanamadım.

Takip listenizde Kunegond'un Penceresinden'i fark ettiğimde de uzun süre kendime gelememiştim. Bütün günü ayaklarımı yere basmakta zorlanarak geçirdim.

Akşama yemek yok. Pizza ısmarladık:-)

Sevgilerimle.

Zazie dedi ki...

#gondkardeşliğinden gonddaşım Sibel'in yazısını filuçuşunda alıntılandığını görünce ben de onunla gurur duydum".:-)

"Sürekliliği, içtenliği, görsel kullanımı, konuları, dili ve en önemlisi bakış açısıyla, okuduğum çoğu yazıda bana yeni bir kapı açıyor." gerçekten de çok samimi duygular paylaşıyorsunuz #sayınkopan.
sosyal medyanın yaratıcı yönde besleyebildiği herkese keyiflekaın diyorum.