28 Temmuz 2011 Perşembe

Sözlük.29

İ

İSHAK: “Bir anlam piresi gibidir İshak. Uzak yerlere atlar.” Karın üstünde ay’ın doğduğu bir gecede, yıkıntıdaki iki tümseğin üzerine çöken iki gölgenin, İshak kuşunun aralarına katılmasıyla çoğalması ve eksilmesi -türlü hayvanın varlığını hissettirdiği satırlarda- insanlığı, varoluşu sorgulatır adeta. Köpek sesleri gelir, ördek avlanacağı yanılgısı dolaşır sözlerde, gizemli bir baykuş masalı vardır, bahar esintileri sessiz tilkiler gibi geçer otlardan, korkunç çekirge sürülerinin talanları korkutur, alışkanlıklarının alçak duvarları arasında tahtakuruları gibi yaşayan insanlar vardır… Birine huzur veren diğerini sadece rahatsız eder; belki de bu yüzden biri diğerine “deli” diye bakınca çözüm bulur kendince. Varoluş nedir? Gerçekten ayağımızı bastığımız bir zemin, kendimizi bıraktığımızda oturacağımız bir taş var mıdır? Yabancılaşmış, mutsuz, huzursuz insan için ancak İshak dengede tutabilir bu dünyayı… Onat Kutlar’dan olağanüstü bir öykü… Nietzsche’ye, Kierkegaard’a, Sartre’a, Camus’ye selam olsun… “Sen bana deli diye bak. Her şey çözülür.”
(Onat Kutlar, İshak)

Onat Kutlar
25 Ocak 1936 - 11 Ocak 1995


4 yorum:

Nehire dedi ki...

İRMİK

Buğdaydan elde edilen bir besin maddesidir. Birçok yemeğin içine katılsa da en sevdiğimiz lezzeti belki de,’irmik helvası’dır. Benim ise irmik deyince aklıma, yürüyüşe çıktığımız dağ yolunda çeşme başında rastladığımız , İrmik Kadın geliyor.Avuç avuç kanan kana buz gibi suyu içtikten sonra başladığımız hoşsohbette adının İrmik Kadın olduğunu söyleyen ,sanki adıyla özleşmiş gibi irmik tatlısının tadında şeker mi şeker, kırmızı renkli yemesinin kenarındaki rengarenk oyalardaki çiçekler gibi gülümsemesiyle yüreğimiz, bu sıcakta çıktığımız yürüyüşte bir şelalenin gür akan sesindeki önemli anları yakalamışçasına mutlu bir serinliğinin öylesine bir güzelliğini bıraktı ki, İrmik Kadın…Ve dönüş yolumuzda çeşmenin başına geldiğimizde onu göremesek de hepimiz aynı anda ,İrmik Kadın’dan konuşmaya başladık.Teşekkürler İrmik Kadın,sevgiyle kal…Ş.Ö

Evra dedi ki...

Bu yazıyı okuyunca, ister istemez "delilik"i google etme ihtiyacı duydum. Yazılardaki "deliliğe övgü" durumu hoşuma gitmedi değil hani.
"Deli olmanın, delinin kendisinden başka kimsenin bilemeyeceği bir zevki var." der John Dryden. Zaten "normal" diye tabir edilen nedir ki? "Saçma" olaylara verdiğimiz ve bazıları tarafında "delilik" olarak nitelendirilen tepkiler "yabancılaştığımız"ın bir göstergesi değil midir?
14 -15 yaşlarımda okuduğum "Yabancı"yı, 33 yaşımda tekrar okumanın vakti gelmiş de geçmiş bile! Bu alıntı bunu doğrulamıyor mu zaten?
“Saçma, yalnızca bir çıkış noktası sayılabilir. Ne olursa olsun, her şeyin anlamsız olduğu, her şeyden umudu kesmek düşüncesiyle kalamaz insan. Çünkü her şeyin anlamsız olduğunu söylediğimiz anda bile anlamlı bir şey söylemiş oluyoruz. Dünyanın hiçbir anlamı olmadığını söylemek, her çeşit değer yargısını ortadan kaldırmak demektir. Ama yaşamak bile kendiliğinden bir değer yargısıdır. Ölmeye yanaşmadığı sürece, insan yaşamayı seçiyor demektir. O zaman da, görece de olsa, yaşamaya bir değer verilmesi söz konusudur.”

zeynep dedi ki...

ben de bu maddeyi okuyunca ishak'ı acilen edinme ihtiyacı duydum. daha önce kütüphanede rastlamıştım ama bir türlü sırayı getirememiştim, açıklamalı hatırlatma oldu:) bir de sadece özel basımından varmış kitapçıda, ceza-ödül gibi oldu.

zeynep dedi ki...

T
teddy: şiir kitaplarından bıkmış, kelimelerin duyguya boğulmuş hallerini sevmese de yine de bundan arındırılmış iki japon şiirini ezberlemiş,"büyümüş de küçülmüş" on yaşında bir çocuktur. yapılacaklar listesini önemser, güncesini tükenmez kalemle aksatmadan doldurur, anne ve babasını üzmemeye çalışırken onların ve herkesin nedenleri neden bu kadar önemsediklerini anlamaya da çalışır. bıraksalar tüm çocukları yeni baştan eğitebilir. coulfield gibi ondan da duyarlılıklar üzerine öğrenilecek çok şey vardır.