17 Haziran 2011 Cuma

Sözlük.27

D

DAR SOKAK: Sarsıcı bir sevda öyküsünün etkileyici bir karakteri olarak çıkar karşımıza kentin doğusundaki daracık sokak. Her şeyin çok çabuk eskidiği bir çağda akasyaları savunan, güz yapraklarını sevdalıların üstüne döken dar sokak. İncinmiş bir sevdanın ağızda bıraktığı acıdan uzak, tepeden tırnağa giyindikleri sevdayla taşlarına basmaya gelen kumruları dört mevsim ağırlayan sokak. Daracık bir sokağa evreni, sıcağıyla soğuğuyla, karıyla yağmuruyla mevsimleri, sevdadan siteme, umuttan adanmışlığa nice duygusuyla insanlığı sığdıran bir öyküdür bu. Anlatıcı/kocası/annesi/delikanlı/kız akasyaların gölgesindedir; evdedir, dışarıdadır, içeridedir, özgürdür, tutukludur, dar sokaktadır… sevdalıdır. Adalet Ağaoğlu’nun öyküsü sevdanın her halini bir nakış gibi işler okurun zihnine…
(Adalet Ağaoğlu, Savun Sevdam Sen Savun)

3 yorum:

Adsız dedi ki...

Merak ettim Yekta bey, en kısa zamanda okuyacağım. Bir de akasya ağaçlarını çok severim.

Evra dedi ki...

Değerli Adalet Ağaoğlu'nun kitapları ile beni tanıştıran canım anneme ve babama buradan selam olsun! Yazıyı okuduktan sonra, hemen kitaplığımdaki "Bir Düğün Gecesi"'ne gidiverdi elim. Kitabın 5.baskısı, sene 1981. "Eski bir kitabın kokusundan daha güzel bir şey var mıdır" derken, sararmış yaprakların arasından, babamın el yazısı ile bir not çıktı. Çünkü bu kitap babama aitti. Ve bir kitaba dokunmak, hiç bu kadar dokunaklı olmamıştı! Bunu yaşadığım (yaşattığınız) için size çok teşekkür ederim!
NOT:"Bir Düğün Gecesi" mutlaka okunmalı...

jalesahin dedi ki...

M

MİSKİN

Yüzlerce kez aynı yerden başlamış, onlarca kez yolunu kaybetmişti. Hayat 25'inden sonra, bir tekrarlar zinciriydi. Acıların yüreği nasırlaştırması normaldi ama ya mutluluklar karşısında sahip olduğu kayıtsızlığa ne demeliydi? Kederle birdi tattığı sevinç. Her şeyi doğal karşılama süreci bazısında böyle işliyordu. Doğallık, normalleşmeyi; normallik de aynılaşmayı getiriyordu. Her şeyin aynı tepkiye dönüştüğü bir dünya ne kadar ilginç olabilirse o kadar ilginçti dünyası. Bundan şikayet etmeyi hiç aklına getirmedi. Hem şikayet edilecek ne vardı onu da bilemiyordu. Yalnız bazen arkadaşlarıyla girdiği tartışmaların sonunda bir şeye de farklı tepki vermesi konusunda anlaşıyorlar ancak birkaç dakika sonra alışkanlıklarının verdiği rahatlıkla aynı tepkisizliğine geri dönüyordu. Alışkanlıklar sinsice takıntıları olmuştu. Takıntı ile alışkanlık arasındaki çizgi o kadar inceydi ki, çizgiyi geçtiğini anladığında takıntıları içinde çok yol almıştı. Bu yüzden durumunda bir değişiklik yapmaya niyetlenmedi. Dünya rengarenk bir lamba gibiydi. Son yılların baskın rengi yeşil olmuştu. Artık griler azalmış, kırmızılar silikleşmişti. Kimi arkadaşı renklerin sayısının azlığından şikayet ediyor; kimisi gri alandayken yaşanan kafa karışıklığının yeşiller içinde bulunan huzurdan daha iyi olduğunu söylüyordu. Oysa onun için her ikisinin de eşit derecede anlamsız oluşu onu bu konuda düşünmenin gereksizliğine çoktan ikna etmişti. Arkadaşları bu konularda konuşurken, O da "Boşuna konuşuyorlar" diyordu içinden ve bunu yüksek sesle söylemenin gerekli olduğunu düşünmüyordu. Nasılsa bildikleri gibi davranmaya devam edeceklerdi. Tıpkı kendi gibi.