4 Haziran 2011 Cumartesi

Günden Kalanlar.27

• Kimi zaman böyle oluyor işte, günden geriye ne kaldığını yazamıyorum bir türlü. Yazıların, dosyaların, notların arasında kayboluyorum. Bulmakta zorlanıyorum.

• Cannes notlarına eklemem gereken bir şey daha var. Dönüş yolunda burnum akmaya, boğazım yanmaya başladı. Döneli on günden fazla oldu, bir değişiklik yok. Burnum akıyor, silmekten yara oldu.

• 25 Mayıs akşamı “Geleceğin Sineması” ödül töreni vardı. İyi bir jüri toplantısı geçirdik. Bir-iki film dışında fazla tartışma yaşanmadı. Benim ilgimi çeken nokta, çoğu 20’li yaşlarında olan (90’larda doğmuş) katılımcıların konu seçimiydi. Hesaplaşmalar mevsimiydi; 12 Eylül’le, 1915’le, Kürt sorunuyla ve benzeri konularla hesaplaşmak istiyor gençler. Dereceye giren bütün projeleri, bir gün film olarak görmek isterim.

Füsun Akatlı, aramızdan ayrılalı bir yıl olmuş. Rakılı-şaraplı ve her telden sohbetli masalarımızı özlüyorum. Bir de Füsun Akatlı’nın bitmek bilmez ironisini. Zeynep Akatlı Altıok, “Füsun Akatlı adına verilecek ödülün jürisinde olur musun?”deyince bir an bile düşünmeden kabul ettim. İlk yıl, ödülün bir çeşit “Kültür-Sanatta Yaşam Boyu Başarı” ödülü olmasına karar verildi. Doğan Hızlan başkanlığındaki toplantının ilk turu ateşli geçti. Böylesine geniş bir kapsam olunca çok sayıda ismin üstünde konuşmak kaçınılmazdı. Toplantıyla ilgili mutluluğum hayranı olduğum ismi benim zikretmem oldu; Leyla Erbil. Bu isim herkesi heyecanlandırdı, ödül oybirliğiyle verildi. Ödülleri kabul etmemesiyle bilinen Erbil, elbette kadim dostu Akatlı adına verilen ödülü mutlulukla aldı. Leyla Erbil daha çok okunmalı, daha çok konuşulmalı. Benzersiz bir edebiyatın, benzersiz ismi.


• 27 Mayıs günü “İstancool Festivali” kapsamında Türkiye’de olan isimlerden biriyle, Terry Gilliam ile röportajım vardı. Öncesinde Tilda Swinton-Serra Yılmaz ikilisinin söyleşisini izledim. (Alin Taşçıyan, yine harika bir moderatörlük örneği sergiledi.) Swinton’a hayran olmamak elde değil; müthiş bir özgüven ve samimiyet. Hemen arkasından “Gece Gündüz” canlı yayınında, Terry Gilliam ile bir araya geldik. Yayına son anda yetişti; malum İstanbul trafiği. “İlk olarak yirmi yıl önce geldiğim İstanbul’u özlüyorum,” dedi. Uzun zamandır röportaj yaptığım en içten, neşeli, sıcak isimlerden biriydi. Sohbet hiç bitmesin istedim. Yıllardır herksin sorduğu soruyu sordum, “Ne olacak bu Don Kişot’un hali?” dedim. “Hala para topluyoruz,” dedi.

Melis Danişmend yorumuyla, Feridun Düzağaç şarkısı “Çok Geç”. İyi geliyor.

• Tekrar zorlu sayfalara döndüm. O satırlar bir türlü bırakmıyor peşimi. Bir süre uzak durursam kaçabilirim sanmıştım. Sonuçta olan yırttığım sayfalara oldu. Bir daha, yeniden, daha hırslı…

2 yorum:

Adsız dedi ki...

her şey günden kalmış ama altkitap öyküleri kalmamış galiba. hani isimleri gördük ama öyküleri göremedik halen?

tuğba çelik özer dedi ki...

"Kimi zaman böyle oluyor işte, günden geriye ne kaldığını yazamıyorum bir türlü."
Tek deyimle hal tercümemdir bu. Başkalarının günlerini izlemeliyiz o vakit, sonunu beğenmediğimiz günlerimizde. Yaldızı sönmüş pullarımız dökülürken başımızı kaldırmalı ve hayat devam ediyor demeliyiz. Günden Kalanlar'a devam...