9 Haziran 2011 Perşembe

Bir Kerim İnal Polisiyesi: Sıkı Dostlar

Girişi tekrar edeyim. O zamanlar yazı başlığı Poli-Siyah Aşklar olan metinlerin yazarı Kerim İnal kimdir?Kerim İnal, 1998-1999 yılları arasında kısa süreliğine altzine’de boy göstermiş bir yazar. Aslında benim polisiye ve parodi merakımın bir sonucu. Bu iki yıllık maceradan sonra sessizce kayboldu ortadan. Yıllar sonra, 2007 tarihli KARBON KOPYA adlı kitabımda “Becerikli Bay Kerim İnal” öyküsünde tekrar çıktı ortaya. Hepsi bu. Geçenlerde arşiv dosyalarının içinde Kerim İnal’ın, altzine’de yayımlanmış birkaç metnini buldum ve Fil Uçuşu’na koymaya karar verdim. İşte, noktasına virgülüne dokunmadan, yıllar önceki haliyle “Bir Kerim İnal Polisiyesi”.


Sıkı Dostlar

Can, Ayşegül’le yaklaşık bir yıldır beraberdi. Hayatının hiç bir döneminde bu kadar mutlu olmadığını düşünüyordu. Gerçi çok fazla ortak noktaları yoktu ama bu birbirlerini delice sevmelerine engel olmuyordu. Örneğin Can kitap okumayı çok seviyor, buna karşın Ayşegül gazetelerin moda sayfalarından daha fazlasının gözlerini yoracağına inanıyordu. Can sigara içmeyi sevmiyor, Ayşegül günde bir pakete bana mısın demiyordu. Giyim zevkleri, yemek konusundaki tutumları bile farklıydı. Ama bir gün bile bu uyumsuzluklardan kaynaklanan bir tartışma yaşamamış, kendilerini mutsuz hissetmemişlerdi. Seviyorlardı, o kadar.

Can’ın en yakın arkadaşları Doğan ve Mert bu birliktelikten hiç de memnun değillerdi. Ayşegül’ün, kesinlikle Can’a göre bir insan olmadığını düşünüyorlardı. Kızın, güzelliğiyle arkadaşlarını büyülediğine ve onun içindeki gerçek insanı öldürmeye başladığına inanıyorlardı. İlişkinin ilk aylarında, gelip geçici bir heves olduğu düşüncesiyle, bu fikirlerini açığa vurmaktan kaçındılar. Ama geçen zamanla beğenisizliklerini dile getirmeye başladılar. Bazı günler Can’ı karşılarına alıp, bu aşkın olanaksızlığından dem vuruyorlardı. Bir an önce aklını başına almazsa, ileride çok mutsuz olacağı konusunda uyarıyorlardı dostlarını.

Can, önceleri bu uyarıları dikkate almadı. Ayşegül’e olan sevgisi, arkadaşlarının kendinden uzaklaşmasından daha önemliydi. Ama yavaş yavaş içi içini kemirmeye başladı. Sevgilisi ve arkadaşlarının anlaşmalarını, bir arada olabilmelerini istiyordu ama bu olanaksızdı. Sonunda bu uçurum, Can’ı bir seçim yapmak zorunda bıraktı.

Küçücük bir sorun, basit bir kavga ve ayrılık. Can, çevresinden uzaklaşmak korkusuyla, hayatımın en mutlu günleri dediği günlere veda etmişti.

Doğan ve Mert bu ayrılığa çok mutlu oldular. İşte şimdi eski arkadaşlarıyla, tıpkı eski günlerinde olduğu gibi eğlenebiliyorlar, saatlerce son okudukları kitaplardan konuşabiliyor, çevrelerindeki kızlar hakkında dedikodu yapabiliyorlardı.

Ayrılığın acıları silinince, Can yeni bir aşkın peşinde koşmaya başladı. Çünkü yalnızlık daha büyük bir acı veriyordu ve bir sevgiliye ihtiyacı vardı. İşte Neşe böyle bir dönemde karşısına çıktı. Çok tatlı bir kız olduğuna inanıyor ama her hareketini Ayşegül’le karşılaştırıyordu. Onunla yürürken, yemek yerken, konuşurken hep Ayşegül aklına geliyordu. Yine de Neşe’nin anlayışlı ve sevecen yapısı, Can’a büyük bir huzur verdi ve birlikte olmaya başladılar.

Doğan ve Mert bu sefer, önceki hatalarını tekrarlamadılar ve ilişkiye baştan engel oldular. Bu kız tümüyle yanlıştı. Gelen gideni aratır, diyenlere hak verdiler ve Can’ı mutsuz bir gelecek konusunda uyardılar.

Can, Neşe’den de ayrıldı.

Bu ikinci ayrılıkla çok sarsıldı. Artık hayatı boyunca istediği gibi bir insan bulamayacağını düşünmeye başladı. Eskiden sadece bir yemeğe ya da eğlenceye gittiği zaman içen bir insanken, artık geceleri evde tek başına da içmeye başladı. Ömür boyu sürecek bir yalnızlık ve mutsuzluk düşüncesi onu çıldırtıyordu.

Doğan ve Mert arkadaşlarının bu sıkıntısını ortadan kaldırmaya karar verdiler. Doğan’ın sevgilisinin harika bir kız arkadaşı vardı ve o da Can gibi yalnızdı. Beyza, tam arkadaşlarına göre bir kızdı.

Can, arkadaşlarının bu teklifini hiç düşünmeden kabul etti. İşte sonunda arkadaşlarının onayladığı bir sevgilisi vardı. Onaylamak ne kelime, onlar tarafından atanmış bir sevgili. Beyza, kötü bir kız değildi. Ama Ayşegül’ü hatta Neşe’yi unutturması olanaksızdı. Yalnızlık düşüncesinden uzaklaşmak için yine alkol şişelerine sığındı.

Zaten zayıf olan bünyesi alkolün dostluğunu kabul edemedi.

Onu bu kötü hayattan kurtarma görevi yine eski dostlarına, Doğan ve Mert’e düşüyordu. Ama Can’ı karşılarına alıp, aklını başına toplaması gerektiğini söylediklerinde, beklemedikleri bir tepkiyle karşılaştılar. Can, onları bir daha görmek istemediğini söyledi. Doğan’ın, Mert’in ve Beyza’nın hayatında yeri yoktu artık.

Doğan ve Mert bu üzücü hikayeyi keyifli bir akşam yemeğinde arkadaşlarına anlatırken, Ayşegül gibi bir kızın pırlanta gibi bir insanın hayatını nasıl mahvedebildiğini eklemeyi de unutmadılar. Alkol tedavisi için hastaneye yatırılmış olan Can’ı ziyaret etmeye yürekleri elvermiyordu. Çünkü onlar, Can’ın en iyi dostlarıydı.

3 yorum:

Vladimir dedi ki...

Kerim İnal'ı tanımamış olanlara büyük iyilik yapıyorsunuz. Tanışmış olduk kendisi ile. Acaba onu kitaplığımızın rafları arasında uzun yılar saklamak isteğinde olsak... Yazar mıydı yeniden?

Peyman dedi ki...

Yekta Bey, bu güzel öyküler vasıtasıyla Kerim İnal'la bizi tanıştırdığınız için teşekkürler.
Hayatımızı paylaşacağımız kişinin dostlarımızla anlaşması çok önemli. Ancak ben her zaman olduğu gibi bu konuda da empati kurulması taraftarıyım. Bize düşünceleri, tavırlarıyla uymayan bir kişi, dostumuzu bir şekilde mutlu etmesini bilmiş olabilir. Birbirlerini mutlu etmemeye başladıkları zaman zaten bunu kendileri fark edeceklerdir. Biz samimiyetimize güvenerek düşüncemizi söyleyebiliriz. Ama zorunlu bir ayrılığa teşvik etmemeliyiz. Öyküde de olduğu gibi dostumuzu bir felâketin kucağına atmak kaçınılmaz son olabilir.
Sinek Kaydı öyküsünde de olduğu gibi oldukça akıcı bir dille yazılmış, günlük hayatın içinden öyküler. Bir solukta okunacak türden. Anlayamadığım tek şey, psikolojik çöküşü anlatan bu öykülerin neden "Bir Kerim İnal Polisiyesi" adı altında toplanmış olduğudur. Ya da sabırsız mı davranıyorum bu yorumu yapmak için?

Evra dedi ki...

Kerim İnal'la tanıştırdığınız için ben de teşekkür etmeden edemeyeceğim. Kalemine sağlık, okumaya doyum olmuyor:) Yine, yeni, yeniden yazsın...