Fotoğrafım
Okuduklarım... Dinlediklerim... İzlediklerim... Aklıma takılanlar...

12 Mayıs 2011 Perşembe

İstanbul: Şehirde Yürümek

Bir süre önce genç bir gazeteci, Çağla Melek Kaçarlar, Milliyet Blog'daki sayfası için bir söyleşi yaptı benimle. E-posta ile gelen kısa sorular yine e-posta ile cevaplandı. Söyleşinin konusu "İstanbul" idi. Böyle bir konu için doğru isim olmadığımı söyledim önce; ne de olsa çocukluğu ve gençliği Ankara'da geçmiş biriyim. Bir şehri çocuk gözlerle görmenin, genç heyecanıyla arşınlamanın bıraktığı kalıcılığa inanırım. Yine de, elbette, benim de bir İstanbul'um var... Hatta ne yalan söyleyeyim, öykülerime baktığımda, Ankara'dan çok İstanbul'u görüyorum. Örneğin "Bir de Baktım Yoksun"daki 'Kırmızı' ve 'Kertenkele' öykülerinin haritaları, her daim yakından ilgilendiriyor beni. Hatta bir süre önce İstanbul'un daha önemli rol üstlendiği yeni bir dosya üzerinde çalışıyordum; şimdilik erteledim ama günün birinde belki yeniden açarım o dosyayı.

"İstanbul" konulu söyleşi Fil Uçuşu'nun da arşivinde olsun istedim. Çağla Melek Kaçarlar'a bir kere daha teşekkür ediyorum. (Ayrıca şimdi baktım da, oldukça kaçamak cevaplar vermişim, sanki bir an önce bitsin de kurtulayım der gibi. Oluyor bazen böyle, farklı ruh hallerinde oluyor insan. Eğer öyle algılanıyorsa hem okuyanlardan hem de genç gazeteci arkadaşımdan özür dilerim.)

1) Kimileri hırsı için gelir buraya kimileri merakı için,herkesin İstanbul’a bir geliş öyküsü vardır. Sizin öykünüz nedir?

Aslında çıkış noktası açısından ilginç bir soru, sanki herkes İstanbul’a dışarıdan gelirmiş gibi. Ama doğru, ben de İstanbul mıknatısına başka bir şehirden, Ankara’dan yapıştım. Ne hırs ne de merak, ekonomik bir karardı benim geliş kararım. Seslendirme yapıyordum Ankara’da ve o sektörün kalbi İstanbul’daydı. Zaten yıllar içinde İstanbul’un seslendirme ortamı ile tanışmışlığım, çalışmışlığım da vardı. Askerlik dönüşü bir karar vermem gerekiyordu. O kararı bir günde verdim ve geldim.

2) Bildiğiniz üzere tüm dünya şehirlerinin bir simgesi vardır,sizce İstanbul’un simgesi ne olmalıdır?

Bu seçimde çok zorlanacak bir şehir İstanbul. Şimdi böyle bir soru gelince, ben de ne diyeceğimi bilemedim açıkçası. Ama şundan eminim, böyle bir simge seçileceği zaman, seçeneklerin gerçekten İstanbul’un ruhunu bilen ve konusunun uzmanı olan, farklı disiplinlerin çok sayıda uzmanı tarafından tartışılması-oylanması gerekir.

3) Biliyorsunuz ki İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti seçildi,sizce İstanbul bu sonuca layık bir şehir mi? Bir yıl içinde İstanbul’da ne değişti? Etkinlikler anlamında nasıl değerlendirilebilir?

Bu bir destek programı. İstanbul bu destek programına ihtiyaç duymanın çok ötesinde bir şehir. Şunu tartışmasız kabul edelim; İstanbul, dünya şehirleri arasında bilinen ve bu bilinirliği hak eden, çok önemli bir şehir. 2010 etkinliklerinin etkilerini 2011’de daha iyi anlayacağız. Özellikle de etkinliklerin merkezde değil periferideki etkisini. Önemsediğim etkinlikler de oldu, neden yapıldığını (ya da yapılış tarzını) anlamadığım etkinlikler de. Ajansın verdiği rakamlar büyük bir hareketin gerçekleştiğine işaret ediyor. Ama birçok kişi de sonuçtan memnun değil. Artık 2010 geride kaldı. Dilerim 2011’de panik içinde, aceleye gelmiş bir etkinlik takvimindense, daha sakin ama vurucu bir takvim olur. Göreceğiz.

4) Eski İstanbul ile şu anki İstanbul’u kıyasladığınızda sizce hangisi daha güzel? (Eskisiyse neden? Yenisiyse neden?)

Kıyaslamaları sevmem. Nostalji romantizmine de, geleceğin fetişleştirilmesine de mesafeliyim. Ayrıca bu karşılaştırmayı yapacak eskilikte bir İstanbullu değilim. Elbette geçen yılla kıyaslayınca bile özlediğim şeyler oluyor ama bazen de yaşanan bir değişim mutlu ediyor beni. İstanbul’da, şu andayım; bunu güzel yaşamaya çalışıyorum.

5) Gözünüzü kapattığınızda İstanbul’da hangi semt geliyor aklınıza? Ve neden?

Gözümü kapattığım an’a göre değişir. Kimi zaman Arnavutköy kimi zaman Şişhane. Bana ait hikayesi olan semtleri severim. O hikayelerin bir parçası olmuş semtleri.

6) Bunca yoğunluk ve iş hayatınızın dışında yorgunluğunuzu atmak biraz da olsun kafanızı dinlemek için nereye gidersiniz?

Yürümeyi severim. Şehirde yürümek. Beşiktaş’ta, Bebek’te, Galata’da… Anadolu yakasını da çok severim. Şimdi düşündüm de, Anadolu Hisarı’nda bir çay içmeyeli ne kadar çok olmuş...

7) Sizce hüznüyle neşesiyle İstanbul’u anlatan en iyi müzik nedir?

İstanbul kendi şarkısını gün boyu söylüyor zaten. Dünyanın bütün enstrümanlarıyla, bilinen bütün sedaları birleştiren bir şarkı bu. Hepimizin ezbere bildiği bir şarkı.

8) Son soru olarak İstanbul ile herkesin arasında ufak bir sır vardır, sizin İstanbul ile aranızda ki sır nedir?

Söyler miyim bunu? Tabii ki söylemem. Söylediğim anda sır olmaktan çıkar. Sır işte…

4 yorum:

N.Sercan dedi ki...

İstanbul aslında yapısı itibariyle de modernizmle birlikte oluşan kent kavramını karşılıyor bence, düzensiz, spontan, kontrolsüz, kaotik... O nedenle öyle bir yer ki İstanbul, herkes kendinden bir şey buluyor sanırım, kente bakışımızda nefret/sevgi duygularının bir arada varolmasının da sebebi. İstanbul'un simgesi ne olur diye sorulmuş röportajda, İstanbul tek bi, simgeyle özdeşleştirilecek bir kent de değil yukarıda bahsettiğim nedenlerde ötürü bence, çünkü İstanbul'un her bir köşesinde oturan insan farklı bir şehir görüyor, herkes için İstanbul farklı anlamlar taşıyor.

francesca mckennitt dedi ki...

Kültür başkenti olmasından dolayı, çok daha fazla etkinlik yapılabilirdi diye düşünüyorum. Keşke gereken önem verilse İstanbul'a. Çoğu kenti solda sıfır bırakır, her konuda.

Adsız dedi ki...

Meandshadows dedi ki...

İstanbul; deniz kokusu, her köşesinde eski insanların izleri, Eminönü'nde balıkçılar, Ortaköy' de kumpir, Sultanahmet' de tarihe yolculuk, Taksim' de sinemadan çıkan bir öğrenci, E-5 de trafikte bunalmış yolcu, Ortaköy'den Bebek' e yürüyüş, adalarda huzur, yaşanası evler, hala yanmamış, kesilmemiş ağaçlar, gölgesinde İstanbul, faytonlar, bisikletler, at pisliği kokusu, plaja yürüyen adalılar, Boğaz Köprüsü'nden şehre kaçamak atılan bir bakış, Kapalıçarşı' da şerbetçi, kilimlerde dokuyanların öyküsü, kitabın içinde eski bir İstanbul resmi, adam şipşakçının bak dediği yere bakıyor düşünceli, arkasında bir hamal iki büklüm gidiyor, Üsküdar sahilinde hava güneşli, Kadıköy iskelesinde bekleyen ve beklenilenlerin buluşması,bazen buluşamaması...Uzaklaştıkça geri dönen, gidişi olmayan masal, masalda bir mekan İstanbul...

Adsız dedi ki...

"uzun bir cümlenin içinden geçer gibi geçtik İstiklal'den".

Şehirde yürümekle ilgili daha güzel bir cümle kurulabilir mi ki ?