3 Nisan 2011 Pazar

Kristal Sessizlik

Chick Corea ve Gary Burton ile söyleşi


Gece Gündüz programının yayın saatine kadar prova yapmak istediklerini söylemişlerdi. Erkenden gittim Cemal Reşit Rey’e. Salonun karanlık köşelerinden biriden oturdum ve her dinleyişimde ayaklarımı yerden kesen müzisyenlerden biri olan Chick Corea ile müthiş vibrafon üstadı Gary Burton’ı dinlemeye başladım. Arada bir fısıldaşarak, ama daha çok kendilerini enstrümanlarına teslim ederek yaptılar provalarını. Sakin. Huzurlu.

Yayın öncesinde Chick Corea sürekli olarak ellerine hohluyordu. Ortam soğuk değildi ama o parmakların her daim sıcak olmasının üstat için başka bir anlamı vardı belli ki.

Yıllar öncesine dayanan bir dostluk. “Crystal Silence” ve “New Crystal Silence” ile birçok caz tutkununun kütüphanesine girmiş kayıtlar. Bitmek tükenmek bilmeyen bir “yeniyi arayış” heyecanı. “Crystal Silence farklı bir deneyimdi,” diyor Chick Corea, “çünkü öncesinde çok fazla birlikte çalmamıştık. Ama o günden bugüne, ne zaman bir araya gelsek çok eğleniyoruz. Fazla plan yapmıyoruz, kendi akışına bırakıyoruz. Aslında kendi gruplarımız dışında bir araya gelip, yeni sedalar aradığımız bir grup gibi düşünebilirsiniz bu birlikteliği.”

“New Crystal Silence ile birlikte yaptığımız müziği yeniden ziyaret etmek istedik,” diyor Gary Burton. “Çalışmanın bir kısmına orkestra dahil etmeyi çok istedik ve sonunda Sydney Senfoni Orkestrası ile bir araya geldik. Çok iyi bir iş çıkarttılar. Biz de gurur duyuyoruz o albümle.”

Cemal Reşit Rey konserinin içeriğini anlatırken iyice keyifleniyor Corea: “Jobim var, Bill Evans var, standartların yorumları olacak. Aslında yeni bir proje ve biz de heyecanlanıyoruz.”

Chick Corea, sadece İstanbul’da değil, Türkiye’nin birçok yerinde konser vermiş bir isim. Türkiye’deki caz dinleyicisini nasıl bulduğunu sorduğumda, “Çok iyi bir dinleyici var. Tutkulu ve coşkulu bir dinleyiciye çalmak beni mutlu ediyor,” diyor.

Üzücü kısmı bu kadar sıklıkla Türkiye’ye gelen Corea’nın Türkiye’deki caz müzisyenlerini tanımıyor oluşu. Gary Burton hemen durumu kurtarmak için, Amerika’da bazı isimlerle tanıştığını söylüyor. “Bir yere gittiğimizde en fazla bir iki gün kalıyoruz ve yerel müzisyenleri dinleme şansımız olmuyor, keşke olsaydı,” diyor.

Gary Burton’a kariyeri boyunca en çok hangi isimden etkilendiğini sorduğumda, hiç düşünmeden “Stan Getz!” diyor. “Onunla çalışırken çok gençtim ve çok şey öğrendim. Benden sonra gruba Chick geldi ve eminim onun için de muhteşem bir deneyim olmuştur.” Lirik tonlarının arkasındaki ismin Stan Getz olduğunu söylüyor ikisi de. Gary Burton, tangonun büyüsüyle ve Piazzolla’nın müziğine katkısıyla devam ediyor.

Dayanamayıp, hayranı olduğum Return to Forever'ı hatırlatıyorum Chick Corea’ya. “Sizce o müthiş sedanın sırrı neydi?” diyorum. Corea, müjdeyi veriyor: “Özel bir sırrı yoktu. Temeli oluşturan Stanley Clarke ile benim işbirliğimdi. Şimdi Stanley ve ben yeni bir grup oluşturuyoruz. Lenny White da var aramızda. Başka isimlerle bir arada olacağız.”

Yoğun tempolarında, dinlenmek istediklerinde ne dinlediklerini soruyorum. “Benim için özel bir isim yok aslında,” diyor Chick Corea. “Bir müzisyeni öğrenmek ya da bir alanda çalışma yapmak için müzik dinliyorum genelde. Keyif için müzik dinleyebildiğim zaman yok gibi.” Burton da doğruluyor arkadaşını: “Çok araştırma yapmamız gerekiyor. O yüzden daha çok iş amaçlı dinliyoruz. Ama bazen zevk için müzik dinlemek istersem, hemen klasik müzik dinliyorum. Hemen Chopin ya da Mozart’a sığınıyorum.”

“Günümüz cazında beğendikleriniz kimler?” deyince, günümüzde dahi denilebilecek genç müzisyenler olduğunu söylüyorlar. Danilo Perez, Brad Mehldau gibi isimlerden yola çıkarak, sözü yine piyanoya getiriyor Corea. “Günümüz cazında en güçlü enstrüman, hala piyano,” diyor.

Heyecanla başlayan söyleşi bu iki dev ismin sükunetiyle tamamlanıyor. Geriye cep telefonu ile çekilmiş titrek bir fotoğraf kalıyor. Bir de o gece boyunca dinlediğim şarkıların notaları…

Hiç yorum yok: