8 Şubat 2011 Salı

Günden Kalanlar.21


• Yoruluyorum kimi zaman. Herkesin ağzı dolusu laflar ettiği, satırlarca yazı döşendiği, yorumlarıyla alt üst ettiği bir konunun, bir iki ay geçmeden unutulmasından yoruluyorum. Hafızanın bu kadar çabuk silinmesinden yoruluyorum. Hafızası gevşek balıklarla dolu bir akvaryumda, çöpçü balığı gibi bokların, yosunların arasında dolaşmaktan yoruluyorum.

Cem Karaca öleli yedi yıl olmuş. Kim ne derse desin, politik duruşu öncesiyle sonrasıyla nasıl değerlendirilirse değerlendirilsin, müzikal olarak bambaşka bir yetenektir, müthiş bir ses ve vokal tekniğidir onunki. İlkokuldayken “Namus Belası”nı söylerdim, sesimi onun sesine benzetmeye çalışarak. Çocukluğumun anısına, ilk o şarkı geldi aklıma bugün, oturdum dinledim. Barış Manço, Bahadır Akkuzu, Engin Yörükoğlu düştü bir de aklıma… Üstelik daha kimler var, o şarkıları dinlerken hatırlanacak.

Melek Ulagay ile Oya Baydar’ın sohbet kitabı “Bir Dönem İki Kadın – Birbirimizin Aynasında” ile inanılmaz bir sivil tarih okuması yapmış oldum. Daha önce böyle bir içten, anındalık hissi yoğun, hatasıyla-sevabıyla sohbet kitabı okumamıştım. O gerçekçilik, beni kitaba daha ilk sayfalarında bağladı. Oya Baydar’a sordum, “Sizin bu kitapta, bir zamanların iki ayrı kamptaki solcuları olarak yaptığınız sorgulamayı, genel olarak solda görebiliyor musunuz?” diye. “Hayır,” dedi, “bireysel hesaplaşmaları bir kenara bırakırsaki Türkiye’de solun, nerede ya da nasıl bir hata yaptık diye düşündüğüne inanmıyorum.” Oya Baydar’ı önceden tanıtım, her karşılaşmamızda kısa ama sıcak sohbetlerimiz olmuştur. Melek Ulagay’la bu kitap sayesinde tanıştım, haika bir insan. Saatlerce sohbet etmek isterdim: belki bir gün. “Bir Dönem İki Kadın” özellikle bugün, örgütlülük çabasında olan bütün gençlerin okuması gereken bir kitap kanımca.

Bir+Bir, Roll sonrası dönemin kurtarıcısı oldu. Nefis bir dergi. Her sayısını yutarcasına okuyorum. Ocak-Şubat 2011 tarihli 9.sayısı da müthiş yazılarla dolu. (Dergi, Ocak ayında çıkamamıştı, bunun nedenini merak edenlerin editoryal yazıyı, İstikbal Marşı’nı özellikle okuması lazım.) Porno yıldızı Sasha Grey söyleşisi ve Jean Genet dosyası özellikle tavsiye edilesi cinsten.

Mad Men, 4.sezonuyla “son yıllarda izlediğim en iyi dizi” unvanını açık ara korudu.

• Çocukluğumdan beri bilgisayar oyunlarına merakım olmadı, biraz da yeteneksizliğimden sanırım. Sonunda ben de, elime-yeteneğime-zevkime uygun bir oyun buldum ve bütün aşamalarını başarıyla geçip tamamladım: Angry Birds.

4 yorum:

puck dedi ki...

Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan, Paul Rutherford'un Yeni İkonalar -Televizyonda Reklam Sanatı- adlı kitabıyla beraber denemeli Mad Men'i.. Bendeki Türkçe ilk baskısı, devamı geldi mi bilmiyorum ama özellikle televizyon reklamcılığının Amerika'da nasıl başladığını, yayıldığını "reklam" ağzıyla değil, dönemin ekonomik-politik-kültürel dinamikleriyle nasıl şekillendiğini anlatıyor.. Çok ilginç marka öyküleri var, diziyle paralel nefis gidiyor..

denge dedi ki...

http://www.kontraband.com/videos/25070/Angry-Birds-Peace-Treaty/

Angry birds'ten bir vidyo.

İngilizce'nin, diplomasi dili Fransızca aksanına hoş bir parodiyi de içeriyor.

aprile dedi ki...

Gündemin hemen gündemden düşme meselesinin bir sebebi olmalı. Zaman zaman bu konuyu konuşuyoruz dostlarla. Çabucak tüketmenin bir sonucu sanırım. İyi de kötü de, aşk da sevgi de hemen yaşansın bitsin bir yenisi gelsin. Bir+Bir tavsiyesi için teşekkürler.

Aybars dedi ki...

İstikbal marşı sonrası D&R:
http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=bir%2Bbir+dergisine+d%26r+sans%C3%BCr%C3%BC