30 Ocak 2011 Pazar

Ünlem ve Mat


Posta kutusunun ağzından taşan zarfı görünce sevindi. Elini uzattığı anda, nedenini bilemediği sevinç yerini derin bir kedere bıraktı. Ahşap posta kutusunun kapağını açması gerekmiyordu; zarfın köşesini iki parmağının arasına sıkıştırıp bir hamlede çekiverdi. Tam o anda hırıltıyla çalışan apartman otomatiğinden keskin bir ses çıktı; karanlık. Ezberlenmiş bir hareketle otomatik düğmesine basarak hırıltının kulaklarını, ışığın gözlerini doldurmasını sağladı yeniden. Zarf elindeydi. Tanımadığı el yazısının nakış gibi işlediği adına baktı; cadde, sokak, apartman, kat, daire, mahalle, şehir… Adresin sıralaması nasıl daraltıyorsa yaşam alanını öyle daraldı içi. Arkasını çevirdi zarfın; bir gönderen adına rastlamak umuduyla. Av peşinde koşmuş bir köpeğin susuzluğunu haykıran dili gibi sarkan üçgen kapakta, sadece bir ünlem işareti vardı. Ünlem: sevinç, kıvanç, acı, korku, şaşkınlık, hitap, alay, uyarı… Uyarı… Uyarı… Ses kafasının içinde uzun uzun yankılandı: u-ya-rı! Zarfı birilerinin görmesinden korkarcasına paltosunun cebine tıkıştırıp, merdivenlere yöneldiğinde, bir ünlem işaretinin hayatını nasıl altüst edeceğinden haberi yoktu.

Böyle başlıyor okuduğum kitap. İlk paragrafı okuduktan sonra gözlerimi kapatıp düşünmeye başlıyorum. Hep böyle yaparım. Kimi zaman ilk paragraftan, kimi zaman daha da sabırsız davranıp, ilk cümleden sonra nasıl bir dünyaya girmek üzere olduğumu düşünürüm. Her seferinde de ilk paragrafın bana sunduğu karakterleri, atmosferi, cümleleri kısa sürede terk edip yazara yoğunlaşırım. Neden böyle bir giriş yaptı? Bunları yazarken ne düşünüyordu? Giriş bölümünü kaç kere değiştirdi? İlk hali nasıldı? Yoksa bu satırları yazmaya başladığında konunun nereye gideceğini bilmiyor muydu? Yazmaya başlamadan önce havaya girmek için eline boş bir zarf alıp, kapağına kocaman bir ünlem işareti koydu mu? Neden kocaman dedim? Ünlem işaretinin boyutunu belirten bir sıfat yok ki ortada. Ama okur benim; boyutlarla, sıfatlarla, renklerle dilediğim gibi oynayabilirim… Sadece bunlarla değil elbette; yazarın net bir şekilde belirtmek gereksinimi duyduklarının dışında her şeyle oynayabilirim. Bu yaptığımın saçma olduğunu ben de biliyorum ama dört dörtlük okur olmak gibi bir kaygım yok. Böyleyim ben; bildiğimi okuyorum…

Kapatıyorum kitabı. Gün boyunca ilk paragrafı düşüneceğim, böyle bir girişten sonra neler olabileceğini hayal edeceğim, sadece gizemli zarfı, onu paltosunun cebine tıkıştıran adamı değil, yazarı da düşüneceğim. Akşam kitabı tekrar elime aldığımda gün boyunca nasıl da saçmalamış olduğumu göreceğim. Hep böyle oluyor. Yazarın kurduğu dünyadan daha parlak bir dünya oluşmuyor kafamda.

Haksızlık etmeyeyim. Birkaç kitapta –sanırım dört ya da beş- yazardan daha iyi olduğumu düşünmüştüm. Okuduğum kitap sayısına bakılacak olursa başarı oranımın düşük olduğu söylenebilir ama ben aynı kanıda değilim. Dünya üstünde mat etmeyi başardığım yazarların olduğunu bilmek yetiyor bana. Satrançtan nefret ederim ama mat etmeyi seviyorum.

7 yorum:

berna dedi ki...

okuduğunuz bu kitabın adı nedir?

Adsız dedi ki...

Peki sizin taktiğinizle kitabınızı okuyan okurlarınız varsa ve aynı şekilde sizi mat ettiklerini düşünüyorlarsa ?

Sevgiler,

Okuyucunuz:)

Bulut dedi ki...

En üstteki paragrafın gerçekten yayınlanmış bir kitaptan alıntılanmadığını, bu yazı için tasarlanmış hayali bir kitaba ait olduğunu düşünmek hoşuma gitti :)

Derya dedi ki...

Yazarın kurduğu dünyadan daha parlak bir dünya değil de daha başka bir dünya kurmak bile yetiyor bana..Kelimelerle, öykülerle oynamak olmasa nasıl başedebilirdik kendimizle, hayatla..Bir cümleyle mat edilmeye hazır okur olmak da güzel, yazarları mat etmeyi seven bir yazarın okuru olmak da..

Adsız dedi ki...

Calvino'nun Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu'kitabını hatırlattı yazınız...

Bir kitaba başlama öncesi ...s;13-17 ve sonrası...

Sevgiler,

Adsız dedi ki...

tüm kitapları okurken böyle düşündüğünüzü düşünmüyorum.Ayrıca sıkı bir okuyucunuz olarak egonuzun yüksek olmasını da sevmiyorum zira enaniyetiniz çok yüksek.Ayrıca bir yazar olsaydım Sait Faik ödüllerini falan hiç umursamazdım.

puck dedi ki...

Bu kitap sizin kitabınız olabilir mi?

:)