9 Aralık 2010 Perşembe

Sözlük.16

A

AYAKKABICI BÜRJENİ: Efendim kunduracımız sizi görmek istiyor / Söyleyiniz yukarı çıksın / Efendim sizi beklettiğimden dolayı affınızı istirham ederim fakat kabahat bendenizde değil / Djizmelerinizi yapmaya verdiğim işçi daha bu sabah getirdi / Herkes kendi işinin aynı zamanda görülmesini arzu ettiğinden bu vakitlerde işler pek sıkıdır / Koundralarımla djizmelerimi getirdiniz mi? / Evet efendim getirdim lütfen bir kere giyiniz prova ediniz / İptida djinizmelre bakayem / Buyurun kulaklarından tutunuz / Bunlar pek tar / Ayağıma giyemiyorum / Müsaade buyurun siz bacağınızı uzatınız ha şöyle şimdi basınız hiç korkmayınız bacağınıza iyi gelsin diye ağzını biraz dar yaptım. Malumu âlinizdir ki djizme ilk defa giyildiği zaman herhalde biraz sıkar fakat ayağınızı vurmaz / Hakikaten ayağıma pek güzel geldi / Malumu âlinizdir ki kalın ve kavi kunduralar öyle iskarpinler gibi dar olamaz / Bu doğrudur fakat ötekisi bundan biraz daha dar olmalı çünkü kullandıkça bollaşır / Ölçümü alınız / Ökçesi alçak yanları daha yüksek ve tabanı da iyi olsun / Bunları ne vakit verebileceksiniz? / Gelecek hafta verebilirim / Sakın bitirmemezlik etmeyesiniz / Emin olunuz efendim

Sevim Burak’ı kendi “sözlerinden” daha “gùdjel” ne anlatabilir ki?
(Sevim Burak, Ayakkabıcı Bürjeni)


Meraklısı için not: Öykü Sözlüğü etiketindeki diğer maddeler ve yorumlarla farklı bir sözlüğe ilerliyoruz. Sizlerden gelen yorumlar, etkileyici... Dileyen yorumlara kendi öykü maddelerini yazabilir. Okuduğunuz, sizi etkileyen bir öyküden bir karakter, bir nesne, bir sahne, bir isim, bir replik bu sözlüğün maddesi olabilir...

2 yorum:

Zeugma dedi ki...

AY AĞLIYOR:Yıldızsız, kopkoyu bir gece...
Zifiri karanlık gökyüzünde hızla ilerleyen simsiyah bulutlar zaman zaman aralanıyor ve Ay yüzünü gösteriyor sessiz, kısa aralıklarla...
Siyah dantellerle kaplı bu hüzünlü yüzde, tüm evren adınaymış gibi duran ve incecik sızılarla Dünya'ya yansıyan bir matem havası var.
Bir tabloymuşcasına...

Ay umutsuz, Ay ağlıyor...

Yasemin Ertürk dedi ki...

ATEŞ:
Ama o dağ gibi, o deniz gibi yığının hakkından ancak bir tek şey gelebilirdi. ATEŞ.
Ateş düşüncesi o akşam geldi.Andronikosun içine yerleşti.Güneş battığı sırada.Bütün gün o değişikliği gözünün önüne getirmeye çalışmıştı. Güç işti bu. Bu kadarını düşünmek yorucuydu.Buyruğu verecek olanlar böyle mi düşünmüşlerdi? Böyle düşünmüşler miydi?Andronikos , böyle düşünmemişlerdir diye karar vermişti o gece.
Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı/BİLGE KARASU