29 Kasım 2010 Pazartesi

Günden Kalanlar.09

Haydarpaşa’da yangın. Bir gün geçti ama hala doyurucu, inandırıcı, soruları cevaplayan bir açıklama yok. Olacağına dair bir inanç da yok; işin kötüsü bu inançsızlığa alıştırılmış olmak. Bitmek bilmeyen bir atalet durumu. En basit ve sığınılan nedenle, yani ihmal bile olsa, akıl alır gibi değil. İstanbulluların, yolu Haydarpaşa’dan geçen herkesin, hatta Haydarpaşa’yı sadece filmlerde görmüş olanların bile içi yandı oysa. Üniversite yıllarımda dostum Derya Billur’la yaptığım tren seyahatleri yıllardır anlatılan anılarla doludur. Haydarpaşa’ya geldiğimiz anda ilk işimiz birer simit alıp deniz kenarında yemek olurdu. İstanbul’a taşındığım yıllarda her hafta sonu, biner trene Ankara’ya giderdim. Her Cuma gider, her Pazar dönerdim. Bir başka Ankaralı arkadaşım Tunç da olurdu yanımda çoğu zaman. Ayfer ve Murat’la yaşadığımız unutulmaz Ankara yolculuğu da “Yemekli”deki garip geceyle başlamıştı; hala anlatıp güleriz. Yemekli Vagon’un şef garsonu Hasan Bey, oturur oturmaz mezeleri, rakıyı getirirdi. (Tren dublesi de sağlam olur yani!) Kapatma saati gelene kadar sohbet eder içerdik. Ne kitaplar okudum o seyahatlerde, ne öyküler yazdım. Abartmayayım ama hiçbir sohbetten trendekiler kadar keyif almadım. Haydarpaşa’yı arkamda bıraktığım anlar da, ona merhaba dediğim anlar da bana aynı hissi verdi. Ama dün, o yangını gördüğümde bütün bu duygusal hikâyelerin ötesinde bir acı kapladı içimi. O ataletin acısı bu. Yine sessiz kalacağımızı biliyor olmanın acısı. İnsan olmaktan utanmak da insana ait bir duygu.

Milliyet Kitap Eki, 5 yaşına girdi. Bir süredir yazarı olduğum bir ek. Kitap tanıtımları yapıyorum; eleştiri demek doğru olmaz. Dilerim tanıtımını yaptığım kitaplar, okurun biraz daha fazla ilgisini çekiyordur. Yeni sayısında Puşkin’in “Yüzbaşının Kızı” romanını yazdım. Ama bu sayının benim için daha önemli yanı, dostum Levent Gönenç’in de “Çizgi-Tanıtım” diye güzel bir sayfaya imza atması. Güzel bir gecede kutladık Milliyet Kitap’ın beşinci yaşını. Levent’le birlikte okuru olduğum Milliyet Çocuk Dergisi’nden, 1980 yılında aldığım ödülü anlattım. Bir zamanlar okuru olduğum bir çocuk dergisinden, aynı gazetenin çıkardığı bir ekte yazar olmaya giden süreç. Adalet Ağaoğlu’nun söz konusu olan kitap olduğunda nasıl da heyecanlı olduğunu görmek için bile önemli bir geceydi. Nice yıllara Milliyet Kitap Eki.

• Yeğenim Ali için grafik tablet aldık bugün. Animasyon işine iyice kafasını yatırdı. Neler yapabileceğini konuştuk, neler yapabileceğimizi hayal ettim. Birlikte hayal çoğaltmak iyi geliyor bana.

“Bir de Baktım Yoksun”un yeni baskısı haberi geldi akşamüstü. Türkiye’de öykünün okunduğunu fısıldıyor bu haberler bana. Murat Gülsoy’un ve Behçet Çelik’in kitapları da yeni baskı yapmış. Çok sevindim.

“Yedi Derste Vicdan Muhasebesi”nin de yeni baskı yapmasını isterdim. O kitabımın okurla yeterince buluşamadığını düşünürüm zaman zaman. Oysa çok sevdiğim bir kitaptır. Özellikle de “Şey…” ve “Afrika’dan Çok Güzel Hayvanlar Geldi” öykülerini severim.

• Günün sonunda Barcelona-Real Madrid maçını izliyorum. Şu anda 76.dakika ve Barcelona 4-0 önde. Güzel! Cruyff’un oynadığı yıllardan beri Barcelona’yı severim çünkü.

3 yorum:

Evrim dedi ki...

"Bir de Baktım Yoksun" kitabınızı bir yıl kadar önce almıştım aslında ama o sırada başka bir kitabı okuyor olduğumdan kitabı okuması için bir arkadaşıma ödünç verdim. Bir şekilde kitabı arkadaşımdan geri alamadım ve sonunda artık daha fazla dayanamayıp bayramda yeni bir kitap daha satın aldım. Bir çırpıda bitirdim "Bir de Baktım Yoksun"u. Çok fazla öykü okumayan biri olarak öykülere haksızlık ettiğimi düşündüm ve bundan sonra daha fazla öykü okumaya karar verdim sayenizde. Okumayı çok seven biri olarak sizin tavsiyelerinize de çok kıymet veriyorum. Altkitap'a üye oldum yine sizin sayenizde. Farkında olmadan ben de yarattığınız farkındalık için çok teşekkür ederim.. Bu arada en kısa zamanda “Yedi Derste Vicdan Muhasebesi” kitabınızı da alıp okuyacağım.

P.S. Barselona'ya gittiğimden (ve şehre hayran olduğumdan) ve orada çok güzel arkadaşlar edindiğimden beri çaktırmadan Barcelona sempatizanıyım aslında! Bu yüzden Barça'nın galibiyeti çok mutlu etti beni...

keLebek dedi ki...

çok ilginçtir aslında dışarıdan bakıldığında bir binanın yanmasının insanın içini acıtması.Bende haydarpaşayı o halde gördüğümde içim gerçekten sızladı ve acıdı.Sonuçta tarihi bir bina değildi sadece orası.Masal Şehrine gelişlere, gidişlere, kaçışlara, vedalara, kavuşmalara ve nice benzer sahnelere yardım ve yataklık sessiz mağrur tanıklık etmiştir..Sonra yani şimdi ise başına gelenleri izlemek bizim canımızı yakmıştır..dilerim orjinal hali korunarak müze sanat ev vb. bir mekana yeni yuva olur..

Nehire dedi ki...

Haydarpaşa'da başlayan yada biten bir yolculuğum olmasa da yüreğimi gözyaşı ile üşüten,sızlatan bir yangındı.
Yüzbaşının Kızı,gençliğimden bir roman ve Milliyet Kitap Eki'nin 5. yılı kutlu olsun...
''Birlikte hayal çoğaltmak ''harika bir cümle.
Ve maç harikaydı.Cruyff ise portakalların(Hollanda)milli takımından beri sevdiğim efsanevi futbolculardan.
Günden kalanlarınızın bana anımsattıkları.Teşekkürler,sevgiyle kalın...