21 Kasım 2010 Pazar

Günden Kalanlar.06

“Çoğunluk” yeterince konuşulmadı kanımca. Oysa çok daha fazla konuşulmayı da, seyirciyi de hak eden bir film. Aklıma takılan ise, sürekli olarak “iyi bir ilk film” vurgusunun yapılması. Sevmiyorum bunu. Bunlar, söyleyenin kendisini “yukarı”da konumlandırmak için yaptığı vurgular gibi gelir bana çoğu zaman. Türkiye’nin en iyi öykücülerinden birine, Cemil Kavukçu’ya çok değil 4-5 yıl önce genç öykücü dendiğinin tanığıyım. Ustaların korunaklı alanında, birilerine rahatsızlık vereceğinden mi korkuyorlardı acaba? Dokunulmazlığın her alanda kaldırılması gerekiyor demek ki?

Cemil Kavukçu, gerçekten de Türk edebiyatının son yıllarda yetiştirdiği en usta öykücülerden biri. O, bir usta.


Dave Eggers’ın “Ne Nedir” romanını iki ay önce okudum. Çok satmış, övgüler almış ve “Koş Lola Koş” ve “Parfüm” filmlerinin yönetmeni Tom Tkywer tarafından sinemaya uyarlanmakta olan bir roman. Eggers’ın senaryosunu yazdığı iki sinema çalışmasını çok severek izlemiştim Away We Go (Sam Mendes) ve Where The Wild Things Are (Spike Jonze). Bu filmin de ilgi çekici bir film olacağını düşünüyorum; en azından romandan aldığı bir tanınırlık gücü var. Üstelik sinema uyarlaması, ben-anlatıcıdan çıkacağı için romandaki batılı-duruş biraz olsun kırılabilir. Romanı okumaya başladığımda büyük bir heyecan duymuş, hatta daha bitirmeden bir-kaç kişiye önermiştim. Hâlâ da soran olsa, “Mutlaka oku,” derim. “Oku ve Valentino Achak Deng adındaki göçmenin gerçek hayat hikayesini merak et, o hikayeyi bulmaya yönel. Bu hikayenin, yazanın adı Dave Eggers da olsa, iyi bir romancı da olsa, batının bencil adamının kurmacası içinde erimesine izin verme.” Belki kitap bir kurmaca değil, biyografi olarak yazılsa çok daha mutlu kapatırdım ama bu haliyle ağzımda buruk, hatta ekşi bir tat bıraktığını söylemeliyim.

• Berber koltuğunda sıkıldığımı bildiği için işini hızlı yapan bir berberim olduğu için mutluyum. Bugün onu şaşırttım ve tıraştan sonra hemen kaçmadım. Kahve içip sohbet ettik. Anlattıklarını ilgiyle dinledim. İyi geldi.

6 yorum:

aprile dedi ki...

Çoğunluk filmi ile ilgili

http://hayallergezilermekanlar.blogspot.com/2010/10/cogunluk-majority.html

Ankara nın en büyük sinemalarından birinde yoğun olabilecek bir seansta 3 kişi olarak filmi izledikten sonra yazdığım blog yazım...

Belikce dedi ki...

Günden Kalanlar notlarınızı büyük bir keyifle okuyorum. Çok yararlandığımı bilmenizi, ve sürdürmenizi isterim. Tabi "mercimek köftesi özendirmesi", uygun olmayan bir saatte okununca, insanı biraz sıkıntıya sokmuyor değil. Benim gibi, hertarafın kapalı olduğu, geceyarısı saatlerinde okuyanlar için.. ;)

Bugünkü notlarıza yorum yapmak isteme nedenim Çoğunluk.
Özellikle tamamen bir PR başarısı olarak niteleyebileceğimiz, New York'ta 5 Minare filmi böylesine izleyici bulurken, gişe rekoruna koşarken... Çoğunluk ve benzeri filmlerin izleyiciye ulaşamaması acıdır. Çünkü bizim asıl gerçeğimiz bu filmlerde yeralmaktadır. Aşmamız gereken sorunlar bu filmlerin konusudur.
Özellikle görsel sanatlar, kişilerin kültürel gelişimlerinde en önemli aracılardır diye düşünüyorum.
Acaba, Bartu Küçükçağlayan'ın film hakkında söylediği, "Mertkan Recep İvedik'in ta kendisi aslında! Karikatürleştirilmemiş hali!" sözleri basında daha fazla yer alsaydı, film izleyici toplar mıydı?, diye düşünmedende geri duramıyorum.
Teşekkürler.

Çoğunluk filmini izledikten sonra, bloğuma düştüğüm notlar: http://belikce.blogspot.com/2010/10/seyirci-gozuyle-cogunluk.html

Concordea dedi ki...

3. paragrafı okuyunca aklıma takıldı. Ben okuduğum hiçbir kitabın filmini izlemem, hayal kırıklığına uğrama korkusuyla. Bu bir kayıp mı sizce?

kadınus dedi ki...

Bazen hep aynı şeyleri ya da aynı kişileri dinlediğimizi düşünüyorum. Bu bazenler belki de daha da çok....

zeynep özek dedi ki...

bunlar bizim için güzel ayrıntılar.. teşekkürler hepsi için, takipçilerin de aklına bir şeyler takan gününü dolduran bir günce oluşuyor, ne kadar şüphelendiyseniz de başında; bakın 6 oldu bile 600 olur,kitap olur bir gün belki:) yazarların günceleri kahramanları ya da olayları kadar parlak,heyecanlı gelmiyordur belki kendisine. gizlenmeyi seçen bir elin hikayesi, iyi saklanılmış bir yerde yakalanıp sobelenmek gibi belki ama okuyanlara küçük ikramlar sunuyor, sizin zaten aklınıza çoktan takılanlar, gözünüzden kaçmayanlara bir de burda zemin oluşturmuş oluyor, bizler için kahvelerimize bol köpüklü krema oluyor(dur umarım, herkes adına konuştum ama:)). yani sobelenince hatta oyun daha da güzelleşiyor, anlam buluyor..yine de siz bilirsiniz tabi:) hem yazarların günceleri en az hikayeleri ve romanları kadar güzeldir, belki daha da fazla. değil midir ama?:)devam edip gitmesi dileğiyle..

Zeynep Yılmaz dedi ki...

Benzer şekilde biz de, koca salonda 2 kişilik "çoğunluk" olarak izledik filmi...
Kolundan tutup götürmek istediğim çok kişi var etrafımda... İçlerindeki Mertkan'ı görsünler isterim. Ama düşününce Mertkan olsa kendisini izleyip sıkılmak yerine simit sarayında çay içmeyi tercih ederdi değil mi?
http://mimarcasanat.jimdo.com/sinema/