7 Kasım 2010 Pazar

Günden Kalanlar.01

• Bir blog neye yarar? Bir insan neden blog tutar? Sorular çok. Fil Uçuşu’na bu soruların değişken cevaplarına takılmadan merhaba dedim. “Okuduklarım, izlediklerim, dinlediklerim, aklıma takılanlar” dedim ve başladım yazmaya. Geçenlerde (metroda giderken) Fil Uçuşu’nun içinde bir günlük tutma fikri düştü aklıma. Tedirgin oldum. Çünkü günlük tutmayı sevmem. Tutacak olsam da alırım bir defter, sarılırım kaleme ve bana ait-gizli bir günlüğün peşine düşerim. Epey düşündüm, kendimle mücadele ettim. Günlük tutmayı sevmeyen, yazarken okuru düşünmediğinden dem vuran biri için saçma bir şey olacağını düşünüyordum. Hatta biraz da ikiyüzlü bir eylem. Herkesin ulaşabileceği, insanların okuduğu bir günlük fikrinden rahatsız oldum. Ama bir yandan da okuma ve yazma sürecimi kayda geçirme isteği vardı içimde. Madem “okuduklarım, izlediklerim, dinlediklerim, aklıma takılanlar” demiştim, bu süreci de kayıt altına alabilirdim. Her neyse! Kendimi ikna ettim bir şekilde. Arada bir not düşmeye karar verdim.

• Ne kadar devam ederim bilmiyorum. (Galiba kendimi rahatlatmak için günlük dememeliyim bu notlara…)

• Şimdilik adını “Günden Kalanlar” koydum. Kazuo Ishiguro’nun severek okuduğum romanında esinle. Önce filmini izlemiştim elbette, hatta o zamanlar böyle bir yazarın varlığından bile haberdar değildim. Hopkins-Thompson ikilisinin su gibi akan uyumuna vurulmuştum. Kitabını yıllar sonra okuduğumda artık Ishiguro’yu bilen bir okurdum. Sevdiğim bir kitaptır.

• Ishiguro’nun öykü kitabı “Nocturnes”i bir yurt dışı gezimde almıştım. Santa Margherita Ligure’de küçük bir kitapçıdan. Hiç böyle bir isteğim (ve yeteneğim) olmamasına karşın, kitabın daha ilk satırlarında Ishiguro’nun bu beş öyküsünü Türkçeye çevirme isteği doğmuştu içimde. Gezinin kalan günlerinde bir elimde kitap bir elimde defterim uğraştım durdum. İlk öykü “Crooner” neredeyse çevrilmişti bile. Elbette devam etmedim; haddimi biliyorum. Çeviri çok önemli ve zor bir alan. Bir gün Türkçeye çevrildiğinde, merakla ve dikkatle okuyacağım.

• Kitap Fuarı’ndan çok sayıda kitap aldım. Okudukça hepsinin hakkında notlar düşmeye çalışacağım. İletişim Yayınları’nın Nabokov serisinden eksik bir cildim vardı, onu alınca içim rahatladı. Bir de “Saydam Şeyler” çıkmış Nabokov’dan; Şükrü Alpagut çevirisiyle. Hemen başladım. Nabokov okumak her zaman iyi gelmiştir, içinden geçtiğimde ruhumu değiştiren bahçeler sunar bana. Daha ilk sayfada acayip bir cümle geliyor ustadan: “Maddi bir nesne üstüne yoğunlaştığımız zaman, nesnenin durumu ne olursa olsun, bizzat o dikkat eylemi, ister istemez o nesnenin tarihine gömülmemize yola açabilir.”

Onur Caymaz’dan bir öykü kitabı: “Gece Güzelliği”. Sonundaki teşekkür listesinde Derya’nın da adı geçiyor. “… Derya Erkenci’siz Rakı Mavisi yazılamazdı…” diyor Onur. İki gece önce o maviye daldık Derya’yla. Öykünün adı Derya’ya çok yakışmış. Daha önce Fil Uçuşu'nda Derya Erkenci'den bir kitap beklediğimi yazmıştım. O gece sordum, nedir durumlar diye. "Çalışıyorum," dedi. Bunu duymak bile yeter. 

(Not: Onur'un kitabı, Nabokov’dan sonra okunacak.)


3 yorum:

Nehire dedi ki...

''Maddi bir nesne üstüne yoğunlaştığımız zaman, nesnenin durumu ne olursa olsun, bizzat o dikkat eylemi, ister istemez o nesnenin tarihine gömülmemize yola açabilir.”''
Bu cümle maddi bir nesnenin tarihine döndüğümüzde maddesellik maneviyata dönüşebilir mi yoksa maddi bir nesnenin tarihine döndüğümüzde bu maddeyi alırsak ne kadar kar edebileceğimize ilişkin bir cümle midir?
Günden kalanlarınızı biz okuyucularınız ile paylaştığınız için teşekkürler,sevgiyle kalın...

Syrakusa/Beter Böcek dedi ki...

İster günlük deyin ister günden kalanlar, yine de iyi bir fikir.

Göksu Irmak dedi ki...

"Galiba kendimi rahatlatmak için günlük dememeliyim bu notlara…"...
günlük değil de; "günden kalanlar"; sizin kendinize sakladıklarınızdan kalanlar olsun o zaman. zira bu kadarı bile koca bir zenginlik. paylaştığınız için teşekkürler.