28 Kasım 2010 Pazar

Avrupa Yazarlar Parlamentosu Deklarasyonu

Avrupa Yazarlar Parlamentosu sonuçlandı. V.S.Naipaul bu toplantılara gelmedi. Yani gelmemesi için gösterilen çabalar karşılığını buldu. Naipaul’u okumadan, başka yazarların Naipaul üstüne yazılarını referans vererek “İstemezük!” hareketini başlatan Hilmi Yavuz’un yazısından sonra konuya “Acaba?” diye yaklaşan basın, yazarın gelmeyeceğini öğrendikten sonra, iniltili bir sesle “Biz ne ettik?” ırmağında yıkanmaya başladı. Sorun, düşünce özgürlüğü ve tahammül ekseninden, yine kendimizi Batıya rezil ettik paniğine kaydı. Bir başka görüş ise “Keşke gelseydi de, özür diletseydik,” diye haykırdı. Toplantılar, bu anlaşılmaz tahammülsüzlüğün gölgesinde yapıldı.

Açılışında katılımı oldukça zayıf bulduğum Avrupa Yazarlar Parlamentosu’nda “Dijital Çağda Edebiyat” başlıklı komisyondaydım. Türkiye, Almanya, Belçika, İspanya, Slovakya, Estonya, Danimarka, Makedonya, Litvanya, İsveç, İskoçya, İzlanda, İtalya ve İrlanda’dan gelen yazarlardan oluşan komisyon, iki gün boyunca konuştu, tartıştı ve sonunda deklarasyona katkısını iletti. Fil Uçuşu’na Avrupa Yazarlar Parlamentosu Deklarasyonunu aynen koyuyorum.

Avrupa Yazarlar Parlamentosu’na katılan biz yazarlar, edebiyatı dünyamızın sınırlarını genişleten bir unsur olarak görüyoruz. Edebiyatın, metinler ve yazarlararası diyalog aracılığıyla farklı bakış açılarının yaratıcı bir biçimde buluştuğu ve çatıştığı bir alan olduğu inancını paylaşıyoruz. Dünyada, Avrupa’da ve Türkiye’de yükselen hoşgörüsüzlük çerçevesinde, V.S. Naipaul’un katılımının olanaksız kılınmasını kınıyoruz.

İSTANBUL 2010 DEKLARASYONU

• Her türlü kültürel ve edebî etkinliğin özgürlüğü esastır. İfade özgürlüğünün önüne çekilen doğrudan ya da dolaylı duvarlar ortadan kaldırılmalıdır. İfade özgürlüğüne karşı sansürün ve şiddetin engellenmesi için güçlü bir sivil toplum ve kamu desteği oluşturulmalıdır.

• Yayınlama özgürlüğünü engellemeye yönelik uygulamalar kaldırılmalı; Avrupa’da ve Türkiye’de yazar, çevirmen ve yayıncıları korkutma ve sindirmeye yönelik ceza kanunları ve yasal düzenlemeler gibi tüm baskı yöntemlerine karşı çıkılmalıdır.

• Diller üzerinde baskı kurulması kabul edilemez. Herkes kendini özgürce ve dilediği dilde ifade edebilmelidir. Merkez ile çevre arasında varolan hiyerarşiyi aşacak yöntemler bulunmalıdır. Edebî coğrafyanın belirlenmesinde çevirinin rolü çok önemlidir. Çeviri, sınırötesi okuryazarlığın en önemli aracıdır. Bu amaçla azınlık dilleri ve ‘küçük’ diller daha çok desteklenmeli, bu diller arasında yapılacak çeviriye ayrılan fonlardan varolanlar korunmalı ve yeni kaynaklar yaratılmalıdır.

• Ana akım dışı bağımsız edebiyatın üretilebilir ve erişilebilir olması için güçlü adımlar atılmalıdır. Yok olmakta olan edebî türler korunmalıdır. İfadenin “tektip”leşmesini önleyecek, yayın çeşitliliğini özendirecek politikalar üretilmelidir.

• Dijital ortam, düşünce ve ifade özgürlüğü açısından önemlidir. Dijital ortam potansiyel bir demokratikleşme alanıdır. Devletler tarafından bilgi ve fikir akışını önleyici denetleme ve sansür stratejileri geliştirilmesine karşıyız. Doğru ve güvenilir bilgiye ulaşmak ve yazar haklarını korumak için yeni yöntemler oluşturulmalıdır.

• Siyasi, etnik, dini ve milli sınırlar yazarları engellememelidir. Kültürel çeşitliliği ve kültürel etkileşimi destekliyoruz.

Hiç yorum yok: