7 Eylül 2010 Salı

U2 İstanbul'da!


Sonunda geldiler, çaldılar ve gittiler. Çok şey konuşuldu öncesinde: Hani nerede o insan hakları ihlallerine dikkat çeken adamlar dendi? İktidarlarla kol kola görmekten bıktık dendi. Bono’nun samimiyetine inanmıyoruz, derdi gücü para dendi. Son albümlerinde müzikal olarak da düşüşteler dendi. Üstelik söylenecek daha çok şey vardı. Açıkçası Türkiye’de, konser öncesindeki programlarında bu söylenenleri haklı çıkarmak için ellerinden geleni yapıyor gibiydiler. Bakanlarla köprü yürüyüşleri, Başbakana iPod hediye etmeler, dansöz Nuran Sultan’a alkış tutmalar… Bono ne zaman “Seda Sayan Show”a çıkacak, ne zaman “Var mısın Yok musun?”da kutusunu açtıracak, ne zaman Türk Milli Takımı forması giyecek diye bekler olmuştuk. Bir yandan da sözü edilen grup, özellikle 80’lerin sonu ile 90’ların başında belirleyici olmuş gruplardan biriydi. Bu ülkenin rock dinleyicileri arasında, zihninde-ezberinde bir U2 şarkısı olmayan kişi yoktu.

Ama artık bütün bu duygu ve kafa karışıklığı bitti. Geldiler, çaldılar ve gittiler. Peki, 6 Eylül 2010’dan geriye neler kaldı? İşte “U2 İstanbul’da” gecesinden izlenimler:


1. Olimpiyat Stadyumundan söz etmeye bile gerek yok. Ulaşım, fiziksel koşullar, insanda yarattığı soğuk-müzikten uzaklaştıran hissi gidenler biliyor. Tek olumlu yanı çok sayıda ve temiz olan tuvaletleri; o da tribünde oturanlar için. (Olimpiyat Stadyumunun bir köşesinde, çürümeye bırakılmış yüzlerce yürüyen merdiven olduğunu biliyor muydunuz?)

2. Bir ara yağmur kendini sağlam hissettirdi. Eğer tam indirseydi stadyum “Yağmur yağmaz,” diyen Gökhan Abur ve Bünyamin Sürmeli için “sağlam” bir tezahürata başlayacaktı. O kısa süreli yağmurda naylon poşetler 20 liraya alıcı buldu.

3. Snow Patrol çok kafa grup. Müzikleri bugünün rock dinleyicisine iyi gelen cinsten; koyu tonlarla enerjiyi, karanlık ve sert bir gitarla ironik bir vokali birleştiren, önümüzdeki yıllarda daha çok sözünü edeceğimiz bir müzik. Gary Lightbody’nin seyirciyle iletişimi harikaydı. 360˚ Tur ekibini sahneye çıkarmaları ve onlarla şarkı söylemeleri, sağlam alkış aldı. Her hareketleri, her notaları samimiydi. Dilerim Snow Patrol en kısa zamanda, kendi konserleri için İstanbul’da olur.

4. U2 seyirciye yarım saat “taktı.”

5. Belinden ameliyat olduğunu bildiğimiz Bono, her şeye rağmen zıp zıp havalardaydı. (Ama açıkçası Torino konserinde çok daha hareketli ve enerjikti. Başbakan, köprü, dansöz derken yorulmuş olmalı.)

6. Ankara, İzmir, Antalya ve İstanbul… Bono’nun selamı dört büyük şehre gitti. Elbette birkaç kelime Türkçe öğrenmiş iki günde, buna şaşırılmaz. Ama şarkının ortasında mikrofonu seyirciye uzatıp, düzgün bir şekilde “Şimdi siz!” deyince biraz şaşırdık doğrusu.

7. Köprü yürüyüşüne havalı bir gönderme yapmak istedi Bono. “Dini olanla laik olan arasındaki, geçmişle gelecek arasındaki, Avrupa’nın en doğusundaki Türkiye” övgüleri sırasında konserin en önemli hatasını yapıp “Dün Egemen Bağış’la köprüde yürüdük,” deme gafletinde bulundu. Uzun bir “yuhhh”lamayla cevap verdi Türk seyircisi bu isme. Ama Bono, hızlı bir hamleyle durumu toparladı: “Anladım, bir daha hiç siyasetçilerden bahsetmeyeceğim, ama köprüden bahsedebilirim değil mi?” (Bu arada Egemen Bağış konseri izleyenler ve bu yuhalamayı duyanlar arasındaydı.)

8. İyi şarkı kötü havayı kovuyor. Günlerdir U2’ya ne kadar kıl olduysak da, baba şarkılarına girdiklerinde saldık ruhumuzu müziğe.

9. The Edge’in bütün gitarlarına bayılıyorum. (Rickenbaker’ı bana hediye etse süper olurdu…)

10. Bizim bölge kıyak… Gece Gündüz ekibi Vito ve Handan’la temsil ediliyor. Müzik için kalem oynatan isimler Zulâl, Barış, Meltem, Sebla, Tolga, Doğu, Şafak… Arada birbirimize şarkı armağan ediyoruz. (Zulâl’le 60, 70, 80 ve 90’ların rock yıldızlarını konuşuyoruz. Yeni sağın ve milliyetçiliğin yükseldiği 80’lerin Aktivist rockçısı da bir yere kadar galiba. Zulâl, “Roger Waters da sabıkalıdır ama hiç değilse başbakanla diz dize oturup dansöz oynatmadı,” diyor.)

11. Sosisli sandviç yine midemi kaynattı. En az iki şarkı boyunca midem sorunlarımı düşündüm.

12. Bono, seyirciler arasından bir kızı dansa kaldırdı. Kızla uyumlu bir ikili oldular. Ama bizim bölgede bir kız vardı ki, o kızdan daha iyi dans ederdi onu da söyleyeyim!

13. Fehmi Tosun’a adanan şarkıyla Bono’nun ve U2’nun kendilerini “temize çekme” süreci başlıyor. Böylece “1997 tarihli Pop albümünün içinde Fehmi Tosun’dan söz ettiğimizi da, Türkiye’de insan hakları ihlallerinin olduğunu söylediğimizi de unutmadık,” demeye çalışıyor gibiler. Biraz geç kalmış bir çaba. Ama yine de, Olimpiyat Stadını dolduranlar durumdan memnun. Bono, bir iki şarkılığına da olsa, eski Bono gibi geliyor gözümüze. Rattle and Hum’ın hemen öncesindeki günlere gidiyoruz.

14. Gecenin asıl bombası tam da bu anda patlıyor. Bono sahneye “Süüfü..” diye birini çağırıyor. Ne olduğunu anlamaya çalışırken, beyaz gömleğiyle Zülfü Livaneli çıkıyor sahneye. Bildiğimiz Zülfü Livaneli… Bono’yla birbirlerine sarılıp düet yapıyorlar. (Livaneli, monitörden kendi sesini duyamadığını işaret eden bir hareket yapınca Bono hemen teknik ekibi uyarıyor, birbirlerine fena halde özenliler.) Düetten sonra Livaneli, dünyanın bütün “dream maker”ları adına Bono’ya hoş geldin diyor. Ve bomba patlıyor; Livaneli “Yiğidim Aslanım” söylüyor. Bono, ellerini yüreğinde kavuşturmuş, monitör kulaklıklarını çıkartmış, stadyumu dinliyor. Çünkü yaklaşık 50.000 kişi “Yiğidim Aslanım” söylüyor. Üstelik bu şarkının daha büyük kalabalıklarca söylenmişliği var. Kim ne derse desin; ister Bono’ya kızsın ister Livaneli’ye; isteyen her ikisinin de muhalif duruşunu kişisel tarihleri içinde inişe geçmiş bir eğriyle değerlendirsin, Uğur Mumcu’nun cenazesinde tabutun arkasında bu şarkıyı söyleyerek ağlamış olan ben, acayip duygulanıyorum bu manzara karşısında, avazım çıktığı kadar bağırıyorum “Yiğidim Aslanım burada yatıyor…” diye. Bazen insanın kendisini olduğu gibi duygularına bırakması gerekiyor. Bu hesaplanmış bir buluşma mı, Bono’ya kimler akıl verdi, hem sistemin dizinin dibinde olayım hem de muhalif görüneyim formülü böyle mi kuruluyor, bunların hiçbirini düşünmüyorum.

15. Böylece Bono birer gün arayla İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin çekim alanına girmiş oluyor. Bir gün önce İstanbul’un eski belediye başkanına iPod hediye etti, ertesi gün de bir zamanların ışıltılı belediye başkan adayıyla düet yaptı.

16. Bono’nun Başbakanla yaptığı konuşmadaki önerisi gerçekleşir mi diye düşünüyorum. Üç İbraihimî dini bir araya getiren bir festival yapmayı istediğini söylemiş. “Bunun için en uygun yerin Kudüs olduğunu biliyorum ama bugünü şartlarında bunu imkansız olduğunu da görüyorum,” demiş. Başbakan da “İstanbul’dan daha iyi nerede olabilir?” demiş. Bakalım. Göreceğiz…

17. “Filistin, İsrail, Washington, duy sesimizi!” Sunday Bloody Sunday’da zıplamaya başlıyorum. Bu şarkıyı ilk dinlediğim günden beri olduğu gibi…

18. Bu turnede dünyanın her şehrinde olduğu gibi en çok alkışı Desmond Tutu görüntüler aldı. “Hepimiz aynıyız,” dedi Tutu. Ve hemen sonrasında “One” başladı. 40 yıl da geçse dinlemekten bıkmayacağım şarkıdır “One”. (Girişte The Edge’in tonu bir garipti ama hemen toparladı, ben de kimseye belli etmedim zaten.)

19. Hediyelik eşyacıda kredi kartı geçmiyordu. “Sana çok yakıştı,” diyenlerin gazına gelip, kendime şapka aldım.

20. Dönüşte bedava otobüsleri en uzak köşeye koyan zihniyete küfredenlerle yürüyerek kapıya ulaştım. Dönüş yolu için en güzel yorum “Sefasını sürdük, cefasını da çekeceğiz,” oldu. Çektik çekeceğimizi…

İşte “U2 İstanbul’da” gecesi 20 maddeyle böyle yaşandı benim için. Çok konuşuldu ve hâlâ konuşacak çok şey var. Ama açıkçası böyle bir geceden sonra konuşulacak şeylerin başında müzik geliyor. Onlarca neden ileri sürülebilir bu konsere gitmemek için ve onlarca karşılığı vardır mutlaka orada olmak için. Sonuçta konser tarihinin en önemli gösterilerinden birinin yolu İstanbul’dan geçti. Yıllar sonra “Oradaydım,” demenin anlamlı olacağı bir gecede “U2 İstanbul’daydı”…

28 yorum:

Ebru Yavuz dedi ki...

orda olmak vardı işte dün akşam, Zülfü Livaneli yi bonoyla da gördüm ya artık hiç kimse beni onun delicesine hayranı olmaktan vazgeçiremez

Adsız dedi ki...

Notlarınızı keyifle okudum ve hissettiklerinizi hissettim , parmaklarınıza sağlık. NILUFERY

Syrakusa/Beter Böcek dedi ki...

Artık hiçbirşey eskisi gibi değil. Bono'da öyle.Bu magazinleri neden Metallica'da görmedik?

EAL Matters dedi ki...

Hukumet Bono'yu bile kendi cikarlari ve reklami icin kullaniyor. Yoksa Egemen Bagis'in isi ne orda? Bono ise Sezen Aksu gibi her devrin sanatcisi olmaya calisiyor:)

Burcu Yıldızer dedi ki...

Genel anlamada yazılarındaki samimiyeti seviyorum ama konser yazılarında başka bir şey var. Neredeyse bütünüyle o atmosferin içine alıyor okuyucuyu. Ya da beni. Ama eminim birçok kişiyi :)
Ortaokul yıllarımdan bu yana dinlediğim U2 evet İstanbul'daydı. Galiba beni dönüş yolu korkuttu biraz. Bir de bazı konserlere gidecek birilerini bulamamak da kötü, üzücü... Neyse ben kendimi daha fazla kırmadan yorumu sonlandırayım.

Dilerim bir sonraki konsere daha asi olurum. :)

Cetin Cem dedi ki...

elinize, yüreğinize sağlık. çok sadık bir u2 hayranı olarak, sürekli bir taraftar eleştirmeye çalışanlar nedense yormuştu beni. dediğiniz gibi, birçok noktadan eleştirilebilir u2 ve özellikle bono, ama artık bir noktadan sonra insanların kendilerini duygulara bırakması gerekiyor dediğiniz gibi. o anlamda çok doyurucu, çok özel bir konserdi zaten. tüm o teknolojik deliliğin ötesinde, o uzay gemisinin dışında aslında gitarlarını çalıp şarkılarını söyleyen dört adamı izledik. bu da hepsinden güzeldi.

Pelin dedi ki...

Oradaki ellibin kişinin bütün gece yaşadıklarını ve hissetiklerini birebir yanıstmışsınız. Ellerinize sağlık.
Tek ekleyeceğim şey, o kadar para harcayıp U2'yu Türkiye'ye getirdikten sonra adamların Zülfü Livaneli'yi sahneye çıkarması bir de üstüne Yiğidim Aslan'ı söyletmesi yüzünden artık bu hükümet sittin sene U2'nun adını bir daha anmaz :)

nil dedi ki...

kendim değilse de kalbim oradaydı. yazınız sayesinde konser kafamda canlandı adeta, teşekkürler :)

Adsız dedi ki...

konserin yarım saat geç başlaması ile ilgili organizasyona teşekkürlerimizi iletiyoruz. Biz dahil binlerce kişi konsere yetişmek için yollarda paralandık, geç kaldık üzüntüsü ile stada gelirken henüz başlamadığını görmek çok rahatlattı.

Adsız dedi ki...

Konser yorumlarınız tam yerinde fakat 1.maddedeki tek olumlu yan olarak gördüğünüz çok sayıda ve temiz olan tuvaletler Batı tribün B blok alt section da mevcut değildi. Görevlilerin bir çöp kovası koymayı akıl edemedeği kat boyundaki tüm bayanlar tuvaletlerinin durumu içler acısıydı,bayanlar dogrusu tuvalete gitmemek için bira içmedi!Dolaylı yoldan ekonomiye zarar..Ulaşım, fiziksel koşullar, insanda yarattığı soğuk-müzikten uzaklaştırma hissinden de kötü duygular uyandırdı tuvaletlerin pisliği maalesef..

Ümit Mutlu dedi ki...

Gidemediğime üzülmem gereken bir konsermiş, şimdi daha iyi anladım.

Adsız dedi ki...

Teşekkürler

Aslı dedi ki...

Saat 18.30'dan itibaren oradaydım.. Bütün hikayeyi bu sıcak kalemden tekrar okumak çok keyifliydi... Evet, Bono ne şiş yansın ne kebap yaptı, evet fazla magazine daldı, evet hepimizi bir parça soğuttu kendinden ama bu müzik olayı kaçmazdı. Orada avaz avaz "One, where the streets have no name, in the name of love" söylemenin tadı hiçbirşeyde yoktu... Avaz avaz Chasing Cars söylemek de çok büyük bir keyifti. İyi ki bir parçası olmuşuz bu gecenin...Kalemine sağlık..:)

ozi dedi ki...

işin siyasi kısmı bir yana,U2'yu canlı canlı izlemek-dinlemek şahaneydi, hele de yaşı 40larda olan bizler için bu adamların yeri büyük..çok bekledik ama her türlü cefaya da değdi doğrusu..yıllar sonra anlatacağımız konserlerin içinde en değerli yerde duracak bu konser..hislerinizi paylaşıyorum..

pLn dedi ki...

:)ne inanilmaz konserdi, ne buyuk sans bunu izleyebilmis olmak..
cok da guzel yazmissiniz, tebrikler

takyildiz dedi ki...

sunday bloody sunday diyorum da baska birsey demiyorum :)

martı dedi ki...

Ben de ordaydım! :)

http://martiuctu.blogspot.com/2010/09/yigidim-aslanm-u2.html

Defne Soysal dedi ki...

İnanılmaz etkileyici bir konserdi.Geliş ve gidişteki beceriksiz belediyenin ve çıkarcı birkaç tane eşkiya otobüs işletmecisinin rezalete dönüşen organizasyonu olmasa mükemmeldi diyeceğim bir geceydi.Soyguncu otobüsler hem gidiş dönüş parası alıp ne bilet ne makbuz verdiler, dönüşte herkesi sersefil kör itin öldüğü yerde sokaklarda bıraktılar.İstanbul adalet, eşitlik, kardeşlik sözcüklerinin değer bulduğu o gecede insan sözcüğünün ayaklar altında kaldığı bir şehir olarak tarihe geçti.

Adsız dedi ki...

bütün konser ancak bu kadar net ozetlenebilirdi.

Aysegul dedi ki...

agziniza saglik..harika ozetlemissiniz dun geceyi..oluşan karmakarışık düşüncelerin yanında duygu yoğunluğunda buluşturan gene müzik oldu herbirimizi..

Adsız dedi ki...

Ne güzel anlatmış ve duygularımın çoğunu söze/yazıya geçirmişsiniz! Sağolun, varolun :)

Adsız dedi ki...

'Oradaydım', 'U2 İstanbul'daydı...
yazınız sayesinde tekrar zihnimde yaşananları güncelledim..teşekkürler!
B.

ayhırsızı dedi ki...

teşekkürler

Neslihan dedi ki...

Geceyi gitmis gibi hissettim, bu kadar mi guzel anlatilir. Tesekkurler.

Bu arada snow patrol` i dinlemek bana daha fazla keyif veriyor.

Sevgiyle kalin

Adsız dedi ki...

Çok üzgünüm kaçırdığıma çoookk.... Hem de Bono izleyici kızla dans etti ya... içim gitti.

Özge B. dedi ki...

O kadar doğru ki yazdıklarınız!!! basından ve dinleyicilerden pek çoğu Açıkhava'da Ferhat Gçöer konserine gider gibi STADYUM konserine geldikleri için geç kaldılar, sorumluluğu kendilerinde değil bilimum dış kaynakta aradılar! Ben bile 16:30'da gelmeme rağmen geç olduğunu düşündüm, siz çoktan oradaydınız... Sonra da basından kişilerin trafik çilesi sebebiyle erken çıktıklarını duydum! bu nasıl iştir?? gelen U2, sahnesi gösterisi efsane bir grup! trafiğe de yağmura da olimpik koşullara sahip olmayan olimpiyat stadının karmaşasına HERŞEYE DEĞER!!! stadyum konseri adabı bilinmiyor işten çıkıp geliniyor... PES! Herşey harikaydı, cefa bile denmez olanlara...

Seçkin Deniz dedi ki...

Bu konseri en rahat Galatasaray taraftarı izlemiştir.Tecrübe:)
Anneanne usulü notebook testi

uçuşuk dedi ki...

Sahneye hayran kaldım, Livaneli'yi görünce çok şaşırdım... Herkese göre şerbet verir gibiydi ama olsun harikaydı...