17 Eylül 2010 Cuma

Masallar I: Miço ile Çımacı

Evvel zaman içinde deniz kenarında küçük bir köy varmış. Bu köyün halkı denizcilikten başka iş bilmezmiş. Yaşlı, genç, kadın, erkek bütün köy halkı denizle uğraşır, hayatlarını mavi suların kendilerine sağladığı nimetlerden faydalanarak sürdürürmüş. Kimi balık avlar, kimi ağ örer, kimi sünger çıkarır, kimi tekne yapımında uzmanlaşmaya çalışırmış. Bir de herkesin hayalini süsleyen bir iş varmış: Beyaz Kaptan’ın deniz aşırı gemisiyle uzun seferlere çıkıp, ticaret yapmak. Ama usta denizci, yanında çalışacakları çok zorlu sınavlardan geçirip seçtiği için, bu öyle herkesin gerçekleştirebileceği türden bir hayal değilmiş. Gemi sefere çıktı mı, beş altı aydan önce dönmezmiş köye. Her gelişinde genç kızların dört gözle beklediği kumaşları, süs eşyalarını, köyde bulunmayan faydalı otları ve alışveriş karşılığında aldıkları değerli şeyleri boşaltır, insanların satmak istediği malları yükledikten sonra yeni bir sefere çıkarmış. Geminin limana gelişinde köy halkının mutluluğuna mutluluk katan bir diğer şey de miço ile çımacının gösterisiymiş. Geminin limana her yanaşmasında miço, çımacı dostunu görünce büyük bir keyifle halatı fırlatır, çımacı da büyük bir maharetle halatı havada yakalayıp tek bir harekette babaya dolarmış. Birbirlerinin gözlerine baktıklarında dostluğu gören miço ile çımacı, köy halkı kendilerini alkışladıkça daha da büyük bir şevkle sarılırlarmış işlerine. Sonra herkes dağılır, onlar da işlerinin başına döner, birbirleriyle hiç konuşmazlarmış. Miço seferde, çımacı da karadayken birbirlerinin neler yaptıklarını merak eder ama dostluğun ilk adımının nasıl atılacağını bilmediklerinden bir türlü oturup sohbet etme cesaretini bulamazlarmış. Gel zaman, git zaman, bu merak öyle büyümüş öyle büyümüş ki sonunda bir gün, çımacı gemiye doğru seslenmiş: “Ey, yabancı diyarların büyüsünü üstünde taşıyan dostum, gel, gel de anlat bakalım nasıldır yersiz yurtsuz olmak?” Duyduklarına inanamayan miço bir anda bülbül olup ötmüş: “Ey, ayağı yere sağlam basan dostum, sen de bana ağaçların kokusunu, sevdanın türküsünü anlat.” Gemiden inince biraz başı dönmüş ama vazgeçmemiş, dostuna yürümüş. Oturmuşlar bir kayanın üstüne başlamışlar anlatmaya. Ülkeler çiçeklere, rüzgarlar taşlara, yağmurlar hayvanlara karışmış, laf lafı açmış. Güneş sözlerle batmış, yeniden doğmuş şarkılarla. Bir ara sevdayı sormuş miço, çımacı cevaplamış: “Sevda mavi gözlü bir ceylandır.” Aşkını anlatmış sonra, ona ulaşamamasını anlatmış. Saatler saatleri kovalamış, sefer vakti gelip çatmış. Altı uzun ay sürecek sefere çıkarken miço, dostlar sarılıp birbirlerine “Bir dahaki sefere!” demişler. Sonraki altı ayda çımacı miçoyu her düşündüğünde neler yaptığını da hayal edebilmiş. Miço çımacıyı gözünün önüne her getirdiğinde nerelerde yürüdüğünü, hangi sevdanın peşinde koştuğunu da görmüş. Meraklarını yitirmeye başlamışlar. Değil mi ki öğrenmişler birbirlerinin hayatlarını, anlamı kalmamış meraklanmanın. Değil mi ki sırlarını çözmüşler ustalıklarının, heyecanı kalmamış beklemelerinin. Sefer bitip de Beyaz Kaptan’ın gemisi köye döndüğünde, halk toplanmış miço ile çımacının ustalıklarını seyretmek için. Miço halatı savurmuş bakmadan, çımacı uzatmış elini istemeden… Halat yere düşmüş, köy halkı şaşkınlıkla görmüş olanları. Çevredekiler yardım etmiş de zorlukla bağlanmış gemi limana. Miço dönmüş kamarasına, çımacı denizi seyretmek için yine oturmuş kayasına. İkisi de hüzünlü bir türküye başlamış, birbirlerini duymadan. Ama duyanlarca rivayet olunur ki, aynıymış sözleri, melodisi, bu türkünün. Aynıymış acısı bu hüznün.

Biliriz ki ustalığımız
Aslında yalnızlığımız
Gizemini yitirince
Yitip gitti arkadaşlığımız…

2 yorum:

tuğba çelik özer dedi ki...

Arkadaşlıklar aşklara benzer. Çünkü hepsi şöyle başladı:
"Uzaklara bakıyorsun.
Bakma öyle uzaklara. Buraya bak. Çünkü burada ben varım. Benimle git, benimle bak uzaklara. Birlikte filmler izleyelim, yeni yerler keşfedelim , aynı kitapları okuyalım. Bazen kavga edelim, ama hep zarifçe, kırmadan.
Bakma öyle uzaklara. Buraya bak."

Adsız dedi ki...

'' Hani derler ya ben sensiz yaşayamam '' diye.
İşte ben onlardan değilim. Ben sensiz de yaşarım.Ama seninle ''bir başka yaşarım''.
Dinledikçe seni biraz daha derinleşir meraklarım.Bilirim daha söylemediğin söyliyemediğin çok şey olduğunu..Aynı şeyi ben de yaşarım sana anlattıkça biraz daha kal isterim belki daha çok şeyi anlatabilirim ümidi ile... Ayşe Kayhan