23 Eylül 2010 Perşembe

“Baudelaire’in bir dizesi bile, daha değerlidir hayattan!”

Kurosawa’nın başyapıtlarından Raşōmon’un yazarı Ryûnosuke Akutagava’nın öyküleri hakkında "Milliyet Kitap Eki" nde yazdığım yazının geniş hali ve kitabın çevirmeni Oğuz Baykara'nın görüşleri...

Raşōmon filminin konusunu çoğu sinemasever, sanatsever ezbere bilir. Tek bir cümleyle söylemek gerekirse; ormanda evli bir çiftle karşılaşan bir haydut, erkeği öldürüp karısına tecavüz eder. Peki sadece üç kişinin arasında geçen bu olay gerçekte nasıl yaşanmıştır? Olayı, haydutun, kadının, ölen kocanın (elbette bir medyum aracılığıyla) ve olan bitene gizlice şahit olan bir oduncunun anlattıklarını dinlediğimizde, gerçeğe ulaşabilir miyiz? Hem zaten gerçek nedir ki? Hatta daha da ötesi yalan nedir? Her hikâye edişte, gerçekliğin yeninde yorumlanması, tanımlanması yok mudur? Sinema tarihinin sadece konusu değil, tekniği ile de gelmiş geçmiş en önemli filmlerinden Raşōmon, cevap bulmak için değil, bütün bu soruları izleyene defalarca sordurtmak için yola çıkar.
“İçimde Kim Var” adlı romanımı yazarken, iki filmi döne döne izlemiştim. İlki, romanın önemli arka planlarından hatta karakterlerinden biri olan Orson Welles imzalı Yurttaş Kane, diğeri de romanın anlatım yapısının hem kilidi hem anahtarı olan Akira Kurosawa imzalı Raşōmon. İki filmi birbirine bağlayan bir ortak yön vardır; gerçekliğin farklı bakış açılarından aktarılması, bir olayın farklı algılardan, farklı değer sistemlerinden süzüldükten sonra yorumlanması, değerlendirilmesi. Yurttaş Kane, bir bulmacanın parçalarının tamamlanması şeklinde ilerlerken, Raşōmon çözümsüzlüğü işaret eden olay örgüsüyle her bir sahnesinde izleyene “Gerçek nedir?” diye sordurtur. İlki 1941, ikincisi 1950 tarihli bu iki filmin bir diğer ortak yönü ise, gösterildikleri günden bugüne başta sinema olmak üzere bütün sanat disiplinlerini etkilemiş olmalarıdır. Üstelik bu etki bir çeşit domino etkisidir. Çünkü hem Welles, hem Kurosawa başyapıtlarını tamamlarken, çok sayıda sanatsal kaynaktan etkilendiklerini açıkça söylemişlerdir. Zaten Kurosawa, filmin senaryosunu, “okumanın getirdiği rehberliği en iyi esin kaynaklarından bir olarak yorumlayan” usta bir yazarın, 1915 tarihli “Raşōmon” ve 1922 tarihli “Çalılıklar Arasında” öykülerinden yola çıkarak, Shinobu Hashimoto ile birlikte yazmış.
O yazar, Japon edebiyatında modernizmin etkilerinin hissedildiği bir dönemin önemli isimlerinden Ryûnosuke Akutagava. “Raşōmon”, 1892-1927 yılları arasında yaşayan Akutagava’nın edebiyat sahnesine çıkış öyküsü. Ancak tanınması ve hatta ünlenmesi, biraz da dönemin belirleyici isimlerinden Natsume Sōseki’nin övgü dolu eleştiri yazısı sayesinde, “Burun” adlı öyküsüyle 1916’da olmuş.
Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi tarafından yayınlanan, Oğuz Baykara’nın Japonca asıllarından yaptığı çeviriyle derlediği “Raşōmon”, yazarın on dört öyküsünden ve çevirmenin kaleme aldığı “Ryûnosuke Akutagava’nın Yaşamı ve Yapıtları” adlı son bölümden oluşuyor. Bu kapanış bölümü, bize sadece Akutagava hakkında değil, Japonya’da 1912-1926 yılları arasında yaşanan İmparator Tayşö döneminin yarattığı edebi atmosfer hakkında da önemli bilgiler veriyor.
Karşımızda kısa yazarlık hayatında, öykü, roman, gezi, anı, eleştiri, antoloji gibi türlerde 150’yi geçen ve toplam 19 ciltte toplanan yoğunlukta eser bırakmış, otuz beş yıllık ömrünün son iki yılını sıkıntılarla geçirmiş, yalnızlığıyla hesaplaşmaktan yorgun düşmüş bir yazar var. Akutagava’nın edebi üretime bakışı ile ilgili iki nokta özellikle dikkat çekici. İçsel bakış açısı olarak değerlendirilebilecek ilk nokta, Akutagava’nın yaratıcılığı, sanatçının yalnızlığıyla hesaplaşmasının bir ürünü olarak görmesi. Bu yalnızlıkla hesaplaşma meselesi, yazarın hayatının son döneminde, şiddetli bir ölüm korkusuna ve yazarlıkta “en büyük” olamama kaygısına kapı açmış. Bütün bu ruhsal sorunlar, hayatın altından kalkılmaz oyunlarıyla birleştiğinde, 24 Temmuz 1927’de gerçekleşen intihar, bir anlamda, kaçınılmaz olmuş. Yatağında ölü olarak bulunduğunda geride bıraktığı mektupların yanında bir de İncil varmış; öykülerinin çoğunda dinsel metinleri kaynak alan bir yazarın vedasında şaşırtıcı olmayan bir manzara. Üstelik bu dinsel metinlerde, sadece Hıristiyanlık değil, Şinto ve Budist meselleri de Akutagava’nın rehberlerinden olmuş. Kitabın en dikkat çekici öykülerinden “Örümcek İpi” ve “Çinli İsa”da bu bakış açısının izlerini sürmek mümkün.
Bir başka dikkat çekici nokta, Akutagava’nın, okumayı ve okumanın getirdiği rehberliği en iyi esin kaynaklarından biri olarak görmesi. Sadece üretken bir yazar değil, doymaz bir okur olan Akutagava’nı okuduğu-etkilendiği yazarlar listesi oldukça kabarık: Dostoyevski, Tolstoy, Turgenyev, Caxton, Swift, Defoe, Goethe, Poe, Butler, Browning, Flaubert, Régnier, Mérimée, Loti, Strindberg, France… Japon edebiyatındaki modernleşmenin kaynakları konusunda öğretici olan, etkileyici bir liste. Akutagava, bu isimlerin eserlerine göndermeler yapmaktan, kimi öykülerinde sevdiği yazarlara rol vermekten hatta doğrudan sevdiği eserlerin etkisiyle yazmaktan çekinmeyen, çoğu zaman bu üretim tarzının bilerek üstüne giden bir yazar. (Örneğin “Örümcek İpi” adlı öyküsü, Karamazof Kardeşler’in üçüncü bölümünden esinlenerek yazılmış.) Döneminde kimi eleştirmenlerce, taklitçilikle suçlanmasına neden olan bu metinler-arası ilişkiler, Akutagava öykücülüğünü değerlendirmek için önemli bir anahtar. Üstelik, post-modernizm tartışmaları yapılırken, bu unutulmuş Japon yazarının adının daha fazla anılması konusunda da bir işaret.
Ryûnosuke Akutagava, bütün bu kaynakları, edebi üretim için birer hammadde olarak görmüş. Ona göre önemli olan, bu hammaddenin özümsenmesi ve sonrasında özgün üretim sürecine katılması olmuş. Sadece Batının önemli isimleri ve İncil değil, Japon, Çin ve Hint kaynakları da bu sürecin bir parçası olarak verimli yazarlık yolculuğunun parçası olmuş. Bütün bu beslenmede, içselleştirme ve dönüştürme sürecinde hep yalnızlığına güvenmiş, sığınmış. O yalnızlıkta çoğu zaman, hayatı bir şiir dizesinden daha önemsiz görmüş: “Hayat, Baudelaire’in bir dizesine bile değmez!”
Akutagava’nın öyküleri, sadece Kurosawa’nın değil, pek çok sinemacının ilgisini çekmiş, yazar kendisinden sonra gelen birçok edebiyatçıyı derinden etkilemiş. Kimi zaman tarihi, kimi zaman dinsel motiflerle bezeli atmosferlerini, tema farklılıklarını, kurgu yapısını, anlatısının görsel karşılıklarını yaratmadaki maharetini, her metninde farklı bir öykü evreni oluşturabilmesini ve özellikle dili kullanmadaki inceliklerini düşününce, bu etkilenmelere şaşırmamak gerekiyor. (Dilden söz etmişken, Oğuz Baykara’ya ayrıca şapka çıkarmalı ve öyküleri, özenli bir Türkçenin ötesine geçerek, neredeyse “Türkçe söyleyen” çeviri anlayışı için teşekkür etmeli.)
Akutagava’ya saygı duruşunu noktalamadan bir de Kappa’dan söz etmek gerek. Yine Boğaziçi Üniversitesi Yayınları tarafından ve yine Oğuz Baykara çevirisiyle yayınlanan bu uzun öykü, sadece öykü okurlarının değil, bu günü sorgulamak isteyen herkesin okuması gereken harika bir hiciv örneği. Savaşlardan ekonomik sömürüye, aşktan sanata, aydın duruşundan sansüre, varoluştan mistik arayışlara sarsıcı konulara cesurca giren, etkileyici bir ayna.
Akutagava, Türkiye’deki Raşōmon-severlerin bile adını pek bilmediği bir yazardı sanırım. Ama artık Raşōmon başlıklı seçkisiyle ve Kappa adlı uzun öyküsüyle kütüphanelerimizdeki yerini almaya hazır.
Kitabın çevirmeni Oğuz Baykara’nın çeviriye dair notları:
Akutagava’ya olan sempatim Japonya’da başladı. Aradan üç çeyrek asır geçmesine rağmen Japonlar bu yazarı hâlâ seviyorlardı. Çocuklarına onu okuyorlar, radyo ve televizyonda sık sık onu anıyorlar, her sene onun adına ödüller dağıtıyorlardı. Akutagava ödülünü alan yazarın ustalığı tescillenmiş sayılıyordu. Onu Türk okurlarına sunmak istedim. Bu nedenle doktora tezime konu olan Japon yazarlardan birisi oldu. Yazarın hemen hemen bütün eserlerini Japoncadan okudum. Fakat çeviriyi yaparken Amerikalıların ya da Avrupalıların beğenilerini veya ticari kaygılarını hiç dikkate almadım. Özellikle Japonların sevdikleri metinleri seçip çevirdim. 2000’li yıllarda dosyayı, sayısı onu bulan yayınevine götürdüğümde ‘Satmaz!’ diye beni reddetmişlerdi… Nihayet mensubu olduğum üniversitenin yayınevi sayesinde Akutagava Türk okuruyla da buluştu. Buna gerçekten çok memnunum…

1 yorum:

zeynep özbatur atakan dedi ki...

ne kadar güzel bir bilgi...gerçekten bir kurosawa ve raşomon sever olarak, Akutagawa'yı bu kadar değerli ayrıntı öğrenmek harika. Çok teşekkürler:)