17 Ağustos 2010 Salı

Sözlük.10

İ


İMZALI KİTAPLAR: Has okur için özel bir mutluluktur sevdiği yazarın imzalı bir kitabına sahip olmak. Kimi kitapların imzalı kopyaları ise sadece edebiyat tarihi için değil, insanlık tarihi için büyük anlamlar ifade etmektedir. Kimileri içinse kitabı bir gösteriş nesnesine dönüştürmeye yarayabilir. Hele ki Mümin Ekrem Ozaner gibi sadece sahip olduğu kitapların değil, yaşadığı dünyanın kültürel zemininden habersiz olan bir sonradan görme için… Öykü anlatıcısı, Falih Rıfkı’dan Reşat Nuri’ye büyük yazarlarımızın bir dizi “sahte” imzalı kitabını görünce komik ve zekice bir oyun oynamaya karar verir. Ama Mümin Ekrem Ozaner ve karısının yüzsüzlükleri oynanabilecek bütün oyunları boşa çıkartacak cinstendir… Aziz Nesin’in pırıl pırıl aynasında kendimizi görmek için neşeli bir fırsat…
(Aziz Nesin, Edebiyat Meraklısı)

 
Meraklısı için not: Öykü Sözlüğü etiketindeki diğer maddeler ve yorumlarla farklı bir sözlüğe ilerliyoruz. Sizlerden gelen yorumlar, etkileyici... Dileyen yorumlara kendi öykü maddelerini yazabilir. Okuduğunuz, sizi etkileyen bir öyküden bir karakter, bir nesne, bir sahne, bir isim, bir replik bu sözlüğün maddesi olabilir...

3 yorum:

plndrkn dedi ki...

T

Topuklu Papuçlar

Topuklu papuç kandırır, sanırsın ki bacakların sütun, pantalonun paçası uygun, eteğin boyu yerinde... "Güçlüsün, herkeslerden büyüksün" der topuklu papucun koridorları inleten sesi. Zamanı gelir çıkarırsın papuçlarını, şişmiştir ayakların, kırmızıdır topukların, canın yanıyordur. Gerçekler acıtır derler ya hani işte öyle acıtır canını topuklu papuçların olmadan yürüdüğün koridorların sessizliği...

eeyore dedi ki...

D

Kurtulmak

ilişkimizi bilenler "Kurtuldun" dedi. Önce ben de böle düşündüm. " Kurtuldum" dedim kendi kendime. Anam, bana bir Türk kızı bulurdu, evlenir giderdim. Yaşıtlarım nasıl ev, yuva kurdularsa ben de öyle yapardım. Kendimi, işime gücüme verdim.İlk iki hafta böyle geçti...

Ahmet Ümit (Aşk Köpekliktir-Kafi Delildir Aşk-)

jalesahin dedi ki...

O

OYUN

Varlığı yetiyordu etrafındakilerin kaçmasına. Oysa orda durmaktan başka bir şey yapmamıştı. “Duruşu bile farklı.” dedi içlerinden biri nefretle. ”Sessiz durduğuna bakmayın gözleri herkesi aşağılıyor baksanıza.” diye ekledi sonra. O ise aralarında sadece iki metre mesafe olan bu kadının dediklerini duymuyordu. Belli ki gene kendi içinde kaybolma oyununu oynuyordu. Kendini dış dünyadan izole edip, kendi içinde kaybolma oyununu. Bu oyuna en yalnız hissettiği, en önemsiz hissettiği anlardan birinde başlamıştı. Kuralları çok basitti. Kalabalıkta tanımadığın bakışlar içinde kalırsan ve hiçkimse seninle konuşmuyorsa gözlerin açık uykuya dal. Herkes bilir, gözleri açık da uyuyabilir insan. Tam da gözler açıkken her yalanı söyleyebilir. İşte gözleri açık uykuya daldığında kulak kepçesi etraftaki sesleri topluyor ancak beyinden gelen “dinlemek istemiyorum” komutu seslerin anlamlandırılmadan beynin içinde dağılıp gitmesini sağlıyor. Bu sonuca bir tür sağırlık da denebilir. Sahi sağırlık isteğe bağlı edinilebilir bir şey ise ancak böyle olabilir. Peki ‘zihne egemen olan bu “dinlemek istemiyorum” komutu düşünmeyi de engeller mi? ‘ diye bir soru gelebilir aklınıza. Bir süre sonra içselleştirilen “dinlemek istemiyorum” sesini duymazdan gelebilir insan. O da aynen bunu yapıyordu. Bu içe dönüşü kolaylaştırıyordu. Dış dünyadan bir kere soyutlandı mı insan kendi içine düşermiş. Düşüp kaybolurmuş. İşte oyunun en tehlikeli yanı da buymuş. Kaybolan bir şey yitirilmiştir. Yiten şey bulunur elbet, ama bulunmayabilir de! İzleri iyi tanımak, takip etmek gerekir. Av kaçarken avcı için izler bırakır. Peki av ve avcı insanın kendisi olursa! İz bırakma işi keyfi olur. Oyun kendi kendine meydan okumayla geçer. Her yeni oyunda daha az iz bırakır av avcıya. Kendinde kayboluş sonsuzluğa uzar. Av sonsuzlukla birleşir avcıyı yok eder.