Fotoğrafım
Okuduklarım... Dinlediklerim... İzlediklerim... Aklıma takılanlar...

29 Nisan 2010 Perşembe

Ankara'da kadın gücü: 13. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali


Ankara Kızılırmak Sineması’nı pek severim. Bu yıl 6-13 Mayıs tarihleri arasında daha da güzel olacak gençliğimin mekanı. Çünkü Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali geliyor. 28 ülkeden, 95 yönetmenin toplam 100 filmi kadınlara atfedilen kötülüğün hem hayatta hem de sinemada nasıl karşılık bulduğunu sorgulayacak. Bu yılki tema “Kötülük”. Festival, 13.yaşını kutluyor diye düşünülmüş bu tema; malum rakama atfedilen “uğursuzluk” inancından ilham alınmış. Kadınların mitolojiden dinlere, edebiyattan sinemaya uğursuzluğun ve kötülüğün kaynağı ya da temsilcisi olarak gösterilmelerini sorgulayacak filmler aracılığıyla, bu algının nedenlerini anlamak da festival seyircisine düşecek.

Programda yer alan kimi filmleri daha önce izledim: Catherine Breillat’nın 1996 tarihli klasiği Kusursuz Aşk (Perfect Love), Ken Loach'un 1994 tarihli filmi Ladybird Ladybird (Ladybird Ladybird), Pedro Almodóvar’ın ilk filmlerinden Karanlık Arzular (Dark Habits), Claude Chabrol’ün Francis Szpiner’in kitabından birlikte uyarladıkları Bir Kadın Meselesi (Une Affaire de Femmes) ve yine Chabrol’den Seremoni (La cérémonie). Ken Loach her zaman hayranı olduğum bir yönetmendir. Seremoni ise çoğu karesi hala aklımda olan sarsıcı bir film. Elbette tavsiye edilir...

Bir de merak ettiklerim var. Festival programını inceleyip, ilgimi çeken filmleri not aldım. Aslında o tarihlerde Ankara’da olma, bir tanecik bile film izleme ihtimalim zayıf. Ama izleyenler yorumlarını yazabilir ve benim gibi gidemeyenlerle paylaşabilir. İşte “keşke gidebilsem” dediğim filmlerin listesi. Gidenler gitmeyenlere anlatsın lütfen…

1. Filistinli kadın yönetmen Najwa Najjar’ın yönettiği 2008 tarihli Nar Ağaçları (Pomegranates and Myrrh)

2. İsrailli kadın yönetmen Keren Yedaya’dan Hazinem (Or - My Treasure, 2004) Geçimini seks işçiliğiyle sağlayan, hayatı üzerindeki tüm kontrolünü yitirip çocuklaşmış Ruthie'yle, annesini sokaklardan kurtarmak isteyen, ona “doğru düzgün” bir iş bulmaya çalışan 16 yaşındaki Or'un hikayesini anlatıyor.

3. Düz Beni (Fuck Me, 2000) biri tecavüze uğrayan, diğeri de birini öldüren iki kadının birlikte çıktıkları, dönüşü olmayan bir yolculuğu anlatıyor. Virginie Despentes’in aynı adlı romanından uyarlanan ve yazarın Coralie Trin Thi’yle birlikte yönettiği bu tecavüz-intikam filmi, bilinçli olarak porno estetiğini kullanıyor ve iki kadının erkekler karşısında yitirdikleri güçlerini yeniden kazanmalarını rahatsız edici bir sinema diliyle seyirciye sunuyor.

4. Belgesel ve kısa filmleriyle tanınan, How Is Your Fish Today? (2006) adlı ilk uzun kurmaca filmiyle dikkatleri üzerine çeken Çinli yönetmen Xiaolu Guo’nun Locarno Film Festivali’nde “Altın Leopar”ı alan filmi Çinli Bir Kız (She, A Chinese, 2009)


5. Isabelle Huppert’in başrolünü oynadığı Yuva (Home, 2008) kullanılmayan bir otoban kenarında herkesten uzak, sessiz bir hayat süren bir ailenin otobanın bir gün hizmete açılmasıyla kabusa dönüşen hayatlarını anlatıyor. Belgesel filmleriyle tanıdığımız Ursula Meier’in bu ilk kurmaca uzun filmi, farklı komedi anlayışı içeriyor.

6. Avustralyalı ünlü canlandırmacı Sarah Watt’ın ikinci kurmaca uzun filmi Seks Olmadan Bir Yılım (My Year Without Sex, 2009) bir hastalık sonucu seks yapması doktorlarca yasaklanan Natali’nin çevresinde geçiyor.

7. Geçen sene Cannes Film Festivali’nin “Yönetmenlerin On Beş Günü” bölümünde FIPRESCI Ödülü’nü de alan, Cherien Dabis’in yönettiği Amrika (Amreeka, 2009), adını Arapça “Amerika” anlamına gelen “Amreeka”dan alıyor.

8. Venedik Film Festivali’nde en iyi yönetmen dalında Gümüş Aslan’ı ve UNICEF Ödülü’nü alan İranlı kadın sanatçı Shirin Neshat’ın ilk kurmaca uzun filmi Erkeksiz Kadınlar (Women Without Men, 2009)

9. Mariana Chenillo imzalı Meksika filmi Nora’sız Beş Gün (Five Days Without Nora, 2008)

10. Transilvanya Film Festivali’nden FIPRESCI Ödülü, Hollanda Film Festivali’nden de kadın oyuncu ve kurgu dallarında ödüllerini alan Esther Rots imzalı Derimden de İçeri (Can Go Through Skin, 2009).

Elbette öneriler bu 10 filmle sınırlı olmayacak. Ankaralı sinemaseverlerden, festivalin programını almalarını ve “Altın Kızlar”, “Retrospektif: Signe Baumane”, “Made in Europe”, “En İyisi…”, “İyi Günde Kötü Günde”, “Öteki Tarih”, “Pembesiz/Mavisiz” bölümlerindeki filmleri incelemelerini, ayrıca belgesellere, canlandırmalara ve kısalara da ilgi göstermelerini rica edelim.

Bir de “Erkekler Matinesi” bölümünde gösterilecek. Lynn Shelton imzalı Gel Porno Çevirelim (Humpday, 2009) var. Geçtiğimiz sene Sundance’tan Bağımsızlık Ruhu Jüri Özel Ödülü’nü almış ama benim sevmediğim bir film oldu bu homofobiyle dalgasını geçerken homofobik olduğunu düşündüğüm film. Ama yine de ilgi çekici bir bilgi; yönetmen Lynn Shelton Ankara’daki gösterimin ardından seyircilerin sorularını yanıtlayacak.

İyi festivaller…

2 yorum:

tolga dedi ki...

Erkeksiz Kadınlar, bizim festivalde de [12. Eskişehir Uluslararası Film Festivali] gösterilecek filmler arasında en merak ettiklerimden. İran'ı bir kadının gözünden izleme fikri Persepolis'in de etkisiyle bir hayli heyecan verici.
Bu arada festivalimizi twitter vasıtasıyla duyurduğunuz için festival ekibinden biri olarak, arkadaşlarım ve hocalarım adına ayrıca teşekkür ederim. Gelme fırsatınız olursa, bekleriz. (:

Burcu Yıldızer dedi ki...

Sarah Watt’ın "Seks Olmadan Bir Yılım" (My Year Without Sex, 2009) ve Cherien Dabis’in yönettiği Amrika (Amreeka, 2009), adlı filmleri izlemiştim ama şimdi festival başlamadan burada paylaşmak etik olmayacağından -en azından bana göre- belki festival bitiminde düşüncelerimi yazabilirim.

Ama şöyle bir sevimlilik yapabilirim. Seks olmadan bir yılım filminde çok çok kısa da olsa karakterlerden birinin söylediği ve benim de çok sevdiğim bir şarkıyı paylaşabilirim:

http://fizy.com/#s/1587je

Ankara'lı olarak Kızılırmak Sineması'nın oraya yolu düşmeyen varsa şayet festival filmleri çok iyi bir fırsat :)
Hatta unutmadan, film öncesinde veya sonrasında gidecek olanlar benim yerime, 90'lı yılların son zamanlarında sıkça uğradığım Tenedos Cafe'de buzlu kahve içsin.:)

Ankara: İyi Festivaller!! Kim bilir belki İstanbul'dan misafirleriniz de olur aniden...